"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Yaşam

Televizyonun birleştirici gücü

Teknolojinin kısa zamanda biz insanlara yaptıkları ve yaptırdıklarını düşündükçe bugüne inanamıyorum. Birkaç sene öncesine kadar “uzman” olduğu iddia edilen kişiler her fırsatta televizyonun zararlarından bahsederdi. Tezata bakın ki bunu da çoğu zaman televizyon ekranlarında yaparlardı. Yaşı daha büyük olanlar misafirlikte açılan televizyonların muhabbetleri engellemesi gibi nedenlerle televizyondan sürekli şikayetçi olurlardı.…

Yorumlar kapalı

Okuma-Yazma Seferberliği ve Müge Anlı

Ülkemizde birçok çeşitli neden ve sebeplerden dolayısıyla okuma-yazma bilmeyen insanlar var. Devletimizin yapması gereken okuma-yazma bilmeyen vatandaşlara eğitim hakkı tanımasıdır, bizlerde elimizden geldiğince destek olmalıyız. Devletimiz bu hususta birçok proje başlattı ve hayata geçirdi. Şimdi Müge Anlı’nın başlattığı\vesile olduğu yeni bir proje var. ‘OKUMA-YAZMA SEFERBERLİĞİ’ Yaptığı programlarda birçok sorunun çözümü…

Yorum Bırak

Acelecilik sorunu

Bir işi çabucak yapma isteği… Hedefleri hemen yerine getirmek. Durmadan düşünmeden o anı, o anda yapabilme çabası… Ölçmeden, biçmeden kararlar vermek. Acelecilik… Günümüzün en önemli hastalıklarından biri olan acelecilik, gün geçtikçe daha da zararlı olmaya başladı . Tehlike boyutu büyüdükçe ne kadar aceleci bir millet olduğumuz göz önüne çıkıyor. Belki…

Yorumlar kapalı

Oturduğu apartmanı satın almanın sırrını çözmüş bilinçli vatandaşın kısa hikayesi

Bizim memleket hikâye üretim merkezi gibi.  Romanya üzerinden gelip sekiz on gün misafir kalacak soğuk ama güzel bir Aralık gününde yine bir hikaye çıktı karşıma. Sokakta pikabıyla patates, soğan satan adama bir apartmanın 3 katındaki başka bir adam: “patates ne kadar?” diye soruyor. Satıcı: “7 kilo 10 lira” diye cevap…

Yorumlar kapalı

Hasret…

Merhaba! Neredeyse iki ay aradan sonra tekrar kalemi elime aldım ve konum hasret adı altında, yaşayan ruhumuzdaki boşluk… İnsanların hayatlarına yön veren duygu ve düşünceleridir. His ve fikir olarak insanlar akıllarını kullanarak ve hissederek hayatlarına devam ederler. Beyin ve kalp genel sağlık ihtiyaçlarının dışında manevi olarak da insanın sağlığını kontrol…

Yorumlar kapalı

Darbeler-2

Bir önceki yazımda (Darbeler-1 – Bknz: http://fikirkazani.com/2017/12/03/darbeler-1/ ) darbelerden kısaca bahsetmiştim ve Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde yaşanan iki büyük darbeyi Sultan Abdülaziz Han’ın ve II. Abdülhamit Han’ın düşürülmesini yazmıştım. Bu yazımda ise (Darbeler-2) Cumhuriyet tarihimizde yaşadığımız darbeler ve muhtıraların ne olduğu ve etkilerini yazdım.   27 Mayıs Darbesi Askerî darbe…

Yorumlar kapalı

Demokrasi Kültürü

Sözcük anlamı bakımından ‘halk yönetimi’ anlamı taşıyan demokrasi, tanım olarak ‘Halkın egemenliğine dayalı yönetim biçimidir.’ Tanım ve kavram olarak ‘demokrasi’ kapsayıcı bir tanım olmasından ötürü ‘demokrasi’ kavramı ile ilgili birçok tanım yapmak mümkündür. Demokrasiyi sadece ‘yönetim şekli’ olarak ele almak yanlış olacaktır çünkü demokrasi toplumsal barış için toplumun her zamanında…

Yorumlar kapalı

Lazım olan sakinlik ve sadelik, bir de akıl ve ruh sağlığı

Dükkanı kapatmak için hazırlık yaparken bir de baktım bizim arkadaş(kedi) dışarıda bulunan koltuklardan birinin üstünde uyku aşamasına geçmiş. Beni farkedince dedim ki: diğer tarafı toplayana kadar biraz daha uzan ama kusura bakma, birazdan kaldırmak zorundayım. Söylediğimi anlamış gibi yavaşça indi ve kendisini ürkütmemek için ağır hareket etmemin güvenilirliğini hissederek kaçmadan kenardan…

Yorumlar kapalı

Hız ve Haz Çağının Popüler Akımı: Deizm

Hız ve haz çağı diye de tanımlanan modern çağın en önemli problemlerinden biri inançla ilgili herhalde. Sadece ülkemizde değil dünyanın pek çok yerinde karşılaşılan bu problem esasında toplumların kökünü dinamitlemeye aday. İnsanlığın yüzyıllardır oluşturduğu kültür ve medeniyet birikimini de ciddi şekilde tehdidi altında bulunduran bu probleme henüz tam olarak bir…

Yorumlar kapalı

Eğitilemeyen eğitim sistemi

Uzun bir aradan sonra göz açıp kapayana kadar geçti onca zaman. Geride bıraktıklarımızın özlemi dışında bir sıkıntımız yok çok şükür. Çocuklar yeni okullarına, biz yeni memleketimize alışmaya başladık. Alışmaya çalıştığımız en önemli konulardan biri de Türkiye’deki eğitim sistemi. Daha doğrusu oturtulamamış eğitim düzeni…

Uzun okul saatleri ve sonrasında kurslar, en tuhafı ise cumartesi okulun olması. Sanki bunlar 9-10 yaşlarında çocuk değil de yarışmalara hazırlanan yarış atları. O kurs senin, bu sınav benim koşturup duruyorlar. 5. Sınıfa giden bir çocuğun, özellikle vurguluyorum “bir çocuğun” akşam eve gelmesi saat beşi buluyor. Ve ödevdi, test kitaplarıydı derken yatağa zor düşüyor, hayatından koca bir gün eksiliyor.

Anlayamadığım şey ise, bu yaştaki çocuklar ne zaman sokağa çıkıp saklambaç oynayacak? Ne zaman bahçedeki kediyi sevip, arkadaşlarıyla top koşturacak? Küçücük çocukları okuldan soğutmak için her önlem alınmış mı dersiniz?

“Bu kadar uzun okul saatleri ve neden hafta sonu okul var?” diye sorduğum zaman ise cevaplar hep aynı: “Müfredata yetişemiyoruz” diyor yetkililer. Buradan Millî Eğitim Bakanlığı’na seslenmek istiyorum: Bu nasıl bir müfredatt ki, bu yaştaki çocuklara zaman bırakılmıyor?

Oysa bizler böylemi büyüdük? Okuldan gelir gelmez atardık kendimizi sokağa. Yağ satardık, bal satardık ama “Çok dersim var!” Diye ağlamazdık. Yakan top oynar, saklambaç oynar “Haftaya deneme sınavı var” diye strese girmezdik. Cumartesi okula değil, şehire kurulan panayırlara ve pikniklere giderdik. “Yarın okul var” diye sıkıntıdan uykumuz kaçmaz, aksine önlüklerimiz baş ucumuzda yatardık… Biz okulu, okul da bizi severdi inanın!

9-10 yaşlarında “Hangi okula puanım yetip girebiliriz?” diye değil, “Öğretmenin gözüne nasıl girebiliriz?” diye düşünürdük.

O yaşta sırtımıza dağlar kadar yük yüklenmezdi bizim. İçi kitap dolu çanta ağırlıktan belimizi bükmezdi taşırken. Çünkü biz çocuktuk, tek derdimiz sarı saçlı bebekler, siyah beyaz lastik toplardı. Sahi ne yaptınız bu çocuklara böyle? Onların elinden çocukluklarını aldığınız için mutlu musunuz? Çocuklarınız mutlu mu?

İşin komik tarafı ise aileler gayet memnun hayatlarından. Aman boş zamanları kalmasın da başları ağrımasın diye, o ders senin, bu kurs benim sürüklüyorlar çocukları. Edebiyatı, matematiği tamam da çocuk olmayı ne zaman öğrenecekler? Hayvanları sevmeyi, doğayı korumayı, merhametli olmayı kitaplardan mı okuyacak bu çocuklar? İnsan olabilmeyi hangi kitapta bulacaklar?

Yapmayın! Bu yaştaki çocuklarınıza bunu yapmayın! Almayın ellerinden çocukluklarını, kimsenin de almasına izin vermeyin! Bırakın çocuk olsunlar, tıpkı gerektiği gibi… Bu anlayamadığım müfredatlarınızı lütfen daha iyi gözden geçirin. Ne yaparsanız yapın ama çocukların çocuk olmalarını engellemeyin!..

O koşuşturmalarda ne çocukluklar, ne çocuklar kayboluyor farkında mısınız? Her yaşın ayrı güzelliği vardır. Bu yaştaki çocukların tek derdi ders olmamalı, alacağı notun hesabı olmamalı!..

Bunları şikâyet olsun diye yazmıyorum. Aksine unuttuğunuz çocukları hatırlamanız için yazıyorum. Şimdi diyeceksiniz ki: “Bütün bunlar, onların iyiliği ve geleceği için.” Hayır, bütün bunlar sizin olmasını istediğiniz çocuk modeli için.

Onlara sormadan, yaşadıkları masal dünyalarından koparıp, hayallerini ve oyunlarını ellerinden almak mı gelecek hazırlamak? Kim olduk biz böyle? Hani yüreklerde yaşayan bir çocuksa

Fadime Çetinkaya

30 Ekim 1978 doğumlu, her şeyden önce kul, sonra evlat, eş ve anne olma çabasında…
Yazdıkça öğrenenlerdenim…

Yorumlar kapalı