Okullar kapandı. Karneler çekmecelere kaldırıldı, sınav telaşı geride kaldı. Fakat asıl soru şimdi önümüzde duruyor.
Çocuklarımız gerçekten tatile mi çıktı, yoksa eğitimin farklı bir dönemine mi girdi?
Bugün toplum olarak sadece başarılı öğrenciler değil, kim olduğunu bilen, hangi değerlere yaslandığını unutmayan, sorumluluk sahibi bireyler yetiştirmek zorundayız. Çünkü dışarıda gerçekten de unutulan değerleri, dini ilimleri, geleneksel birikimleri öğrenmeyi bekleyen bir toplum var.
Elinden tutacak, yol gösterecek, güven verecek insanları bekleyen milyonlar var. Nereden mi biliyoruz? Elbette ki yazılı, görsel, işitsel medyadan öğreniyoruz. Bazılarına bizzat şahit oluyoruz.
Geleceği inşa edecek nesillerin ise yalnızca bilgiyle değil, karakterle, aidiyet duygusuyla ve sağlam değerlerle donatılması gerekiyor.
Modern eğitim sistemleri çocuklara çok şey öğretiyor. Matematik, yabancı dil, teknoloji, kodlama, proje üretimi… Bunların tamamı kıymetlidir. Ancak bütün bu kazanımların yanında bir gencin kendisini, inancını, tarihini ve medeniyetini tanımaması büyük bir eksiklik olarak önümüzde durmaktadır. Köklerini bilmeyen bir ağacın ilk fırtınada savrulması gibi, geçmişinden habersiz yetişen nesiller de karşılaştıkları ilk kimlik krizinde yönlerini kaybedebilmektedir.
Evet, bu doğrultuda acı çeken, yardım bekleyen ailelerin sayısı da azımsanmayacak kadar fazla.
Bu noktada sorumluluğun en önemli kısmı elbette ki ailelere düşüyor. Çünkü eğitim yalnızca okulun duvarları arasında gerçekleşen bir faaliyet değildir. Öğretmenler yıl boyunca büyük bir özveriyle çocuklarımızın elinden tutuyor; fakat yaz ayları, ailelerin eğitim sürecine doğrudan katılması için eşsiz bir fırsat sunuyor.
Bugün sıkça duyduğumuz “Bu imkânlarla burada ancak bu kadar olur.” anlayışını terk etmenin zamanı gelmiştir.
Bunun yerine “Bu imkânlarla burada daha ne kadarını başarabiliriz?” sorusunu sorabilmeliyiz.
İşte o zaman hangi kapıların açıldığını hep birlikte göreceğiz.
Aynı şekilde, “Yazın bu kadar olur.” demek yerine, “Yazın daha ne kadarını yapabiliriz?” diyenlerin sayısı arttıkça eğitim adına işler çok daha kolaylaşacaktır.
Çünkü yaz tatili, yalnızca dinlenme zamanı değildir. Aynı zamanda eksikleri tamamlama, yeni alışkanlıklar kazanma ve çocuklarımızın iç dünyasını inşa etme dönemidir.
Özellikle öğretmenlerin yıl boyunca kazandırmaya çalıştığı okuma kültürünün yaz aylarında devam ettirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Bir çocuğun eline verilen iyi bir kitap, bazen uzun nasihatlerden daha etkili olabilir.
Bugün birçok veli, çocuklarının yabancı dil kursları, spor faaliyetleri ya da akademik başarıları için ciddi emek ve maddi kaynak ayırıyor. Aynı hassasiyetin değerler eğitimi konusunda da gösterilmesi gerekiyor. Bir çocuğun temel dini bilgileri öğrenmesi, ibadetlerin anlamını kavraması, paylaşmanın, yardımlaşmanın ve sorumluluk bilincinin önemini fark etmesi yalnızca bireysel değil, toplumsal bir ihtiyaçtır.
Hiç olmazsa her çocuğun bir Müslüman olarak bilmesi gereken temel esasları, halk arasında bilinen şekliyle otuz iki farzı öğrenmesi; namazın, orucun, zekâtın ve sadakanın yalnızca şekilsel uygulamalar değil, aynı zamanda ahlak ve toplum inşasının temelleri olduğunu kavraması önemlidir. Çünkü insanı ayakta tutan sadece meslek sahibi olması değil, aynı zamanda vicdan sahibi olmasıdır.
Dünyalık ilimler için gösterdiğimiz gayretin, yaptığımız fedakârlıkların ve harcamaların benzerini, hatta daha fazlasını çocuklarımızın manevi ve ahlaki gelişimi için de yapabilmeliyiz.
“…Kurbandan geriye kürek kemiği kaldı…” Hadisini bilmeyeniniz yoktur. Yani asıl bereket bize kalmıştır. Eğitimde de yapılması gereken, eksiklere değil elimizdeki imkânlara odaklanmaktır.
İslam tarihinin büyük isimlerinden Hz. Abdullah b. Abbas’ın hayatı da bu gerçeğin en güzel örneklerinden biridir. Henüz çocuk yaşlarda Peygamber Efendimizin duasına mazhar olan Abdullah b. Abbas, ilme olan iştiyakı ve öğrenme azmi sayesinde ümmetin en büyük âlimlerinden biri hâline gelmiştir. Onun başarısının temelinde sadece bilgi değil; doğru insanlarla aynı ortamı paylaşması, örnek şahsiyetlerle vakit geçirmesi ve öğrenmeyi hayatının merkezine koyması vardır.
Bugünün çocuklarının da buna yani motivasyona, imkana, yönlendirilmeye ihtiyacı var. Değerlerini yaşayan öğretmenlere, örnek büyüklere, kitaplara ve sahici sohbetlere… Çünkü çocuklar sadece anlatılanı değil, gördüklerini de öğrenirler.
Bu anlamda çocuklarımıza ve velilerimize sunulan hedefleri bir ödev olarak görmek gerekir. Fakat ödevin ötesine geçebilirsek bilinmelidir ki artık muhabbet seviyesine ulaşılmış demektir. Çünkü söz, kulaktan gırtlağa, oradan da kalbe ulaştığında muhabbet doğar; muhabbet ise başarıyı beraberinde getirir.
Eğitim tarihine yön veren bütün büyük dönüşümlerin arkasında, zorunluluktan çok gönüllülük ve aidiyet duygusu vardır.
Bu sebeple, sürekli iknaya muhtaç insanlarla değil; inandığı değerlere gönülden bağlanmış, sorumluluğunu içselleştirmiş insanlarla yürümek işleri her zaman daha kolay kılacaktır. Aile, öğretmen ve öğrenci arasında kurulacak samimi bir eğitim ortaklığı, başarının en güçlü teminatıdır.
Yaz tatili, ekran sürelerinin uzadığı, günlerin amaçsızca tüketildiği bir dönem olmaktan çıkarılmalı. Okuma programlarının, aile içi sohbetlerin, kültürel gezilerin ve değer odaklı eğitim faaliyetlerinin yoğunlaştığı verimli bir zaman dilimine dönüştürülmelidir.
Belki de her evde bu yaz şu soru sorulmalıdır:
Çocuğum üç ay sonra yalnızca biraz daha dinlenmiş mi olacak, yoksa biraz daha olgunlaşmış, biraz daha bilinçlenmiş ve biraz daha köklerine bağlanmış mı olacak?
Eğitim sistemlerinin başarısı sadece sınav sonuçlarıyla ölçülemez. Asıl başarı; bilgili olduğu kadar merhametli, çalışkan olduğu kadar paylaşmayı bilen, dünyayı tanırken kendi değerlerini de koruyabilen nesiller yetiştirebilmektir.
Bunun için öğretmenlerin emeği kadar ailelerin kararlılığına, yaz tatillerinin bilinçli değerlendirilmesine ve çocuklara bırakacağımız manevi mirasa ihtiyaç vardır.
Çünkü yarının dünyasını kurtaracak olanlar, sadece çok bilenler değil; neye inanacağını, hangi değerlere tutunacağını ve hangi sorumlulukları taşıdığını bilenler olacaktır, vesselam!

Yazmayı seven biri. Okumak yazmayı; yazmak okumayı geliştirir. Yazdıkça ve okudukça dünyanın daha da iyi olacağına inanan birisi. Ayrıntıların önemli olduğunu fark etmeye gayret eden birisi. Tantuni, zeytin, kayısı diyarının bir kazasında dünyaya gelen yazarımız evli ve üç çocuk babasıdır. Öğretmenlik hayatına devam etmektedir. Eğitime, teknoljiye, kitaba, okumaya, okutmaya ve hayata dair yazılar kaleme alma gayretindedir.

