"Enter"a basıp içeriğe geçin

Eğitim Meselesi “Cömertlik Ensar Eğitimidir, Cevvazdan Cevher Doğmaz!”

Eğitim, yalnızca zihnin bilgiyle doldurulması değil, ruhun istikametinin tayin edilmesidir. Bir toplumun geleceği, matematik formüllerini, iskelet sistemini, sıfatı, fiili, kökü eki, notayı, solfeji ezberleyenlerden ziyade, elindeki bir lokmayı bölüşmeyi bilen, malın emanetçisi olduğunun idrakine varmış nesillerin omuzlarında yükselir. Elbette ki ders konularını da en iyi şekilde bilsinler-bilmeliler ancak bu tek taraflı olmasın.

Bugün genel geçer sistemimizin aslında en büyük imtihanı, “hep bana” diyen ferdiyetçi-hazcı-hedonist, narsist bireyler yerine, “veren el alan elden üstündür” düsturunu hayatın merkezine koyan şahsiyetler inşa etmesiyle ilgilidir. Giriş kapısı eğitim olan bu yolculuğun, varış noktası da yine ahlaki bir güzellikle-halle taçlanmalıdır.

İslami literatürde ve ahlak eğitiminde pek de kullanılmayan şöyle bir kavram vardır, “cevvaz.” Bu kelime, sürekli toplayan, kasasını dolduran ancak infak etmeye, zekât vermeye eli varmayan, hayrı engelleyen kişiyi tanımlar.

İslam’a sırtını döneni, malı sadece toplayıp harcamayanı, kendisine farz olanı vermeyeni cehennem çağırır mı?

Elbette çağırır!

Eğitimde asıl mesele, öğrencilerin kalbine şu hakikati nakşetmektir, “Dünya sadece bir duraktır ve istiflenen her mal, verilmediği takdirde sahibine bir yüktür. Bir öğrenciye cevvaz olmanın, yani toplama hırsının manevi bir engel olduğunu anlatmadığımız sürece, akademik başarısı ne olursa olsun o genç eksik kalacaktır. Ağaç yaşken eğilmeli. Allah yolunda verebilmeyi imkanı nispetinde öğrenmeli.

Ecdadımız Osmanlı, eğitimi sınıfların dört duvarından çıkarıp çarşıya, sokağa ve vakıf medeniyetine yaymıştır. Bu ahlaki düzenin en somut örneği Ahi Evran Teşkilatı’dır. Ahilikte bir çırak sadece zanaat öğrenmez, aynı zamanda cömertlik eğitimi alırdı.

Orta sandığı uygulamasıyla dayanışmayı, sadaka taşlarıyla nezaketi öğrenen talebe, malın mülkün gerçek sahibinin Allah olduğunu yaşayarak kavrardı. Kim Allah yolunda hizmet edenin ihtiyacını giderirse onun sevabını o da alır mantığıyla yetişen bu nesiller, toplumun sigortası olmuştur.

Teberru kelimesinin günlük hayatta bir karşılığının olması gerekiyor. İnsanlardan zekât ve sadakaların toplanması, ümmeti Muhammed’in necatı (kurtuluşu) için hayati bir önem taşır. Eğitimci, öğrencisine sadece dünyalık bir kariyer değil, ebedi alem için dertlenmeyi, mücadele etmeyi ve harcama bilincini de aşılamalıdır.

Kasa hep içe dönük değil dışa dönük olmalı. İhtiyacı olanların derdine derman olmalı kasa. Kârun, Sâlebe ve daha niceleri var ki kasalar, vadiler dolusu imkanlar onları kurtaramadı. Kasaya doldurup zekât vermeyenlerin cennete giremeyeceği gerçeği, modern eğitimin de bir parçası olmalıdır. Çünkü verebilmek çok büyük bir nimettir ve bu nimetin şükrü, ihtiyacı olanın derdiyle dertlenmektir.

Ebedi alem için yatırım yapmak, geçici olanı kalıcı kılmaktır. İlahi müjdeye göre, kim bir sadaka infak ederse ona yedi yüz misli verilir. Çok daha fazlası da olabilir. Bu hakikati kavramış bir öğrenci, hayatı boyunca bencil bir “cevvaz” olmaktan korunur.

Sonuç olarak eğitim, bir açıdan baktığımızda insanı “toplayan” bir canlı olmaktan çıkarıp “dağıtan” bir değer haline getirme sanatıdır. Zekât, sadaka ve yardımlaşma bilinciyle yoğrulmuş bir eğitim hem bu dünyayı hem de ahireti mamur edecektir. Bütün mesele Allah’ın verdiği imkanları onun yolunda harcayabilmektir. Olanı paylaşmaktır. Olmayanı güldürmektir, onun duasını gönlünü almaktır.

Çocuklar da kendi harçlıklarından verebilmelidir, vesselam!