"Enter"a basıp içeriğe geçin

Sınav Öğrencisi için Süreç ve Sonuç

 “Sınav Öğrencisi için Süreç ve Sonuç”

Formüllerin, net, yanlış hesaplarının ötesinde bir kazanç. İnancını, hayallerini ve kendi anlamını inşa etmeyi öğrenen iki öğrencinin ve bir neslin uyanışı niyetine minik bir hikâye çalışması. Ekran sürelerinden uyku dengesine, sürekli nota odaklanan velilerden, öğretmenlerden, okul idaresinden öğrenciye herkes kendi payına düşen hakikati arar.

Hikâye Başlıyor…

Sınav Öğrencisi için Süreç ve Sonuç

Haziran ayının nemli, yapışkan, bunaltıcı sıcaklığı okulun bahçesine yer yer koridorlarına çöktüğünde LGS maratonunun önemi ve son virajı çoktan dönülmüştü. Virajda araba yan yatmasın diye pür dikkat ilerliyorduk.

Koridorda yankılanan homurtular, yüksek tonlu konuşmalar okul müdürünün biraz sert biraz merhamet ve biraz da empati hesaplı duruşunu ele veriyordu ya da gün yüzüne çıkarıyordu.

Müdür Bey, velilerin bitmek bilmeyen yüksek puan hırslarını, öğrencilerin ruh hallerini ve bedensel sağlığını hiçe sayan taleplerini göğüslemekten yorulmuştu.

Müdürün odasının kapısı açık, içeriden gelen sesler zaman zaman koridora taşıyordu.

  • Müdür Bey, benim kızım Eylül neden fen lisesi taban puanının üç puan altında kalır?

Bu okulun eğitimi nerede aksıyor, neden daha çok etüt, ödev vermiyorsunuz?

Ben bu çocuğa gece gündüz test çözdürdüm, özel hoca tuttum, deneme kulübüne yazdırdım!

  • Hanımefendi, çocuk sekiz dokuz ay boyunca haftada altmış saat soru bankası tüketti, konu tekrarları için ekrana bakmaktan gözleri kurudu, uyku düzenini de bozdu daha çok soru çözeyim diye.

Puandan, netlerden ziyade biraz da sürecin kendisine baksanız?

Çocuğun kapasitesi bu, belki de başka bir alanda iyi, parlak ve umut veren bir geleceği olacak.

  • Ne süreci efendim? Sonuca bakarım ben!

Komşu kızı full çekti, bizimki niye üç yanlış bir boş yapmış?

Siz bu öğrencilere daha çok deneme, soru bankası vermelisiniz, böyle olmuyor!

  • Bakınız Nevin Hanım, “Alışmak, egonun ezberidir, referans noktasıdır. Alışılmış acıyı çekmek, sindirmek değiştirmekten daha kolay gelir. Kapasiteye göre yaşanan hayat bizi sıkar. Hem de güneşte başımıza geçirilen ıslak derinin kuruması gibi sıkar. Siz çocuğunuza her deneme sonrası, “Neden birinci olmadın?” diyerek bu durumu normalleştirdiniz. Asıl mesele puan, net değil; çocuğun insan kalabilmesi yani ruh sağlığıdır.

Müdür odasından çıkan Nevin Hanım, koridorda telaşlı, heyecanlı soluk soluğa yürürken daha doğrusu koştururken diğer veli Melek Hanım’la karşılaştı. İki veli arasındaki diyalog, sınav merkezli çarpık bakış açısının ve ülkemizdeki ezberci zihniyetin en net aynasıydı.

  • Melek Hanım, gördünüz mü müdürün tavrını, eğitime bakışını?

Sanki suçlu bizmişiz gibi konuşuyor. Benim kızım Zeynep bu yaz bilgisayar başında üç saat vakit geçirdi diye netleri düştü, mahvetti hayatımızı!

Haftada en az beş yüz elli soru çözmesi lazımdı. Masadan kalkmasına izin vermiyordum ancak yine de fire verdi, başaramadı.

  • Haklısınız Nevin Hanım, bizimkinin de dün akşam canı sıkılmış,
  • “Anne biraz roman okuyayım.” dedi. Sınava iki gün kala roman mı okunur, hemen deneme masasına oturttum! Akşam da mide kramplarıyla kıvrandı sabaha kadar, uyumadı zavallım!
  • Tabi ki kıvranacak, başka türlüsü olmaz. Nasıl hırslanacaklar? Bağıra bağıra ağlayıp zorlamazsan acın gerçek olmaz ki! Bizim zamanımızda kötek vardı, şimdi bunlara bir şey de diyemiyoruz ki!

Bu sırada okul koridorunun diğer tarafında, Fen Bilgisi öğretmeni AC Demirsaplı ile Sosyal Bilgiler öğretmeni Motorcu Elif, ellerinde kahve bardaklarıyla velilerin konuştuklarını duyuyor ve onları görüyorlardı.

  • Elif Hocam, bu veliler çocukları birer insan değil de hammadde gibi görüyor.” Ne kadar çok soru o kadar yüksek net!” safsatasıyla çocukların ruh sağlığını haşat ettiler. Ama bilerek ama bilmeyerek.
  • Sorma AC Hocam, az önce bir veliyle kapıda karşılaştım. Aralarındaki muhabbet tam evlere şenlikti. Hayal kırıklığımdan az kalsın kahveyi dökecektim. Vay ki ne vay!
  • Elif Öğretmen, kızım bu denemede fen netini artıramadı, hafta sonu dışarı çıkma izinlerini tamamen iptal edelim mi? Sadece ders çalışsın, test çözsün, balkona bile çıkmasın!
  • Zeynep Hanım, çocuk geçen hafta sabahlara kadar uyumadı, melatonin salgısı bozuldu, odaklanamaması normal aslında. Dışarıya çıkma iznini iptal etmek yerine, onun ekran süresini, uyku dengesini düzenlemeyi, yanlış analizini doğru yapmayı deneseniz nasıl olur?
  • Ama Hocam, internette okudum, derece yapanlar günde bin soru çözüyormuş, bizimki tembellik yapıyor.

Neden 1200 soru çözmesin ki!

  • Zeynep Hanım, o bin soru yalanlarının arka planında öğrencilerin ezberci robota dönüştürülmesi var. Kimse bir başkası olmak için gelmedi bu dünyaya.

Lütfen çocuğunuzun kendi kapasitesini keşfetmesine ve ona göre çalışmasına izin verin. Sürekli başkalarıyla veya kendi hayallerinizle yarıştırarak çocuğunuzu tüketiyorsunuz.

Öğretmenlerin bu haklı duruşu, okulun arka bahçesinde soluklanan iki kız öğrencinin, Zeynep ve Eylül’ün dünyasında başka türlü anlamlandırılıyordu. Zeynep annesinin baskısından ve sürekli “Neden tam yapmadın?” sorgularından bıkmış haldeki ruh alini Eylül’e anlatıyordu.

  • Eylül de ben artık dayanamıyorum. Annem yine dün akşam deneme sonuçlarını elime verip ağlamaya başladı. İçimde öyle bir yumru, anlamsız bir yük var ki günlerdir ne yemek yiyebiliyorum ne de kafamı yastığa koyduğumda rahat bir nefes alabiliyorum. Daha çok soru çözeceğim derken kafayı sıyıracağım.
  • Seni çok iyi anlıyorum Zeynep. Geçen gün ablam bana dedi ki, o içimizde biriktirdiğimiz ve konuşamadığımız her şey var ya, onlar gidip midemizde bağırsağımızda yer kaplıyormuş. Meğer bağırsaklarımızda “ikinci beyin belki de üçüncü beyin” denilen koca bir sinir ağı varmış. Demem o ki biz stresi içimize attıkça beyin de aşağıya sürekli stres sinyali pompalıyormuş.

Biz sınava çalışıyoruz sanıyoruz ancak aslında bedenimizi zehirliyoruz. Sürekli “Hata yapma, sakın yanlış çıkmasın!” baskısı yüzünden denemeye girerken ellerim titriyor, gözlerim kararıyor.

  • Ben de dün fark etim Eylül. Kafamız öylesine dolu ki ne dünün pişmanlığını, yanlışlarını taşıyabiliyor ne de yarını sağlıklı planlayabiliyoruz. Aslında durup hissetmek, anlamak, ferahlamak, derin anlamlar yüklemek, bir fikrin olgunlaşmasına imkân vermek gerekiyor.
  • Ama nerdeee?
  • İlk kez başkalarından bir şeyler beklemeden kendimi anlamam, kendimi affetmem gerektiğini sanki anladım. Dışarıdan gelen hiçbir “Aferin!” gönlümdeki, zihnimdeki o ağırlığı-yükü- birikmiş tortuları temizlemeyecek. Yüzümü ne kadar yıkarsam yıkayayım içimdeki parlaklığı yüzümde göremiyorum. Kendi ruhumu ve bedenimi anlamak, kapasitemi bilmek ve bu doğrultuda yapılması gerekenleri yapmak…

Eylül ve Zeynep bu dertleşmenin ardından oku bahçesindeki duvar dibinde bulunan bankta oturan AC Demirsaplı ve Motorcu Elif’in yanına doğru gittiler.

AC Hoca, çocukların solgun, anlamsız bakışlarını görünce elindeki not defterini kapattı ve çocuklara gülümseyerek,

  • Kızlar, unutmayın, matematik, fen deneme netleri yalnızca sayılardan ibaret olsaydı bunun hiçbir derinliği olmazdı. O sayıları büyük yapan arka plandaki anlamlı emek, kurallar, ilişkiler, iletişim, bilinmezlikler ve kusursuz düzendir.
  • İnsan böyledir. Yani siz sadece et kemik, iskelet ve kromozomdan ibaret değilsiniz. Sizi değerli kılan deneme sınavlarındaki netleriniz değil, hayalleriniz, vicdanınız ve bu yoğun süreçte sınav yılında kazandığınız öz disiplin ve uğruna bedel ödemeyi göze aldığınız halinize yansıyan kadim değerlerdir.

Motorcu Elif, kaskını koltuğunun altına alıp motora doğru yürürken dönüp şu cümlelerle son noktayı koydu.

  • “Şerdeki hayrı görmeyi ihmal etmeyin çocuklar.

Bu sınav elbette biter, sonra yenisi başlar. Asıl kazanç bu yolda kendinizi nasıl yönettiğinizi öğrenmenizdir. Sonuç sadece bir rakamdır ancak yakından bakıldığında hayatın ta kendisidir bu anlamlı süreç.

Haftalar sonra okulu konferans salonunda genel veli toplantısı düzlendi. Salon kalabalıktı. Veliler heyecanla çocuklarının lise yerleştirme sonuçlarını konuşuyordu. Kimisi kazandığı için gururlanıyor kimisi istediği puanı alamadığı için hüzünleniyordu. Ağlayan, duygulanan bile vardı. Program akışının ortalarında kürsüye çıkan Türkçe öğretmeni Emin Bey’in konuşmaya başlama sesiyle salondaki uğultu kesildi. Emin Bey girizgâh cümlelerinden sonra devam etti.

  • Kıymetli Velilerimiz,
  • Sevgili anne ve babalar!

Bugün burada her zaman olduğu gibi netleri, puanları, yüzdelik dilimleri, lise adlarını konuşmak için toplandık.

Zannediliyor ki bu çocuklar sadece bir sınava girdi, kazandı veya kaybetti. Bu anlamda hepimiz büyük bir yanılgının içindeyiz.

Salonda derin bir sessizlik odu.

Sessizliğin çok şeyi anlattığı bir an… Öyle derin, öyle anlamlı ve müthiş bir an…

Arka sıralarda bir veli konuşacak, araya girecek gibi oldu ancak Emin Bey elini kaldırıp devam etti.

  • Bütün yıl boyunca yaptığımız en büyük hata neydi, biliyor musunuz?

Biz öğrencilerimize, siz çocuklarınıza “Sonuç her şeydir” dedik-dediniz.

Bazen ima ettik, bazen hal dilimizle bunu binlerce kez söyledik. Soru çözme rekorları kırmalarını, günün on iki saatini masada geçirmelerini, hata yapmayı, boş bırakmayı adeta bir suç gibi görmelerini bilerek veya bilmeyerek onlardan bekledik ve istedik.

Onlar hata yaptıkça biz dünyayı başlarına yıktık. Oysa süreç denen müthiş bir okul var. Yani sürecin kendisi bir okul.

Çocuklarımız bu sürçte neler öğrendiler neler?

Hiç bunu fark ettiniz mi ya da etik mi?

Zeynep ve Eylül gibi pırıl pırıl iki evladımız bu uzun yorucu ve anlamlı süreçte sadece Türkçe kurallarını, matematik formüllerini değil; kendi kapasitelerini görmeyi, başkalarıyla değil kendi istikrarsızlıkları ile yarışmayı, öz disiplin kazanmayı, uyku ve beslenme dengesini kurmayı, kapasitesine göre çalışmayı, erken yatmayı, sorumluklarının farkına varmayı ve daha birçok güzelliği öğrendiler.

Bunlar bizim için en büyük kâr, muhteşem bir gelişim, değil mi?

Emin Bey kürsüde biraz öne doğru eğildi, gözlerini salondakilere çevirdi.

  • Sizler sonuç odaklı bakarken, onlar düştüklerinde nasıl kalkacaklarını, içlerine attıkları stresin bedenlerinde nasıl bir tahribat oluşturduğunu, hayatın sadece bir sınavdan ibaret olmadığını yaşayıp görerek deneyimlediler.

Okuryazarın çok olduğu ancak hakikati okuyanın çok az olduğu bir coğrafyada olabiliriz. Çocuklarımıza, “Bunu yapacaksınız!” dedik.

Oysa insan kendi anlamını inşa etmek zorunda olan eşrefi mahlukattır. Eğer bir yavrumuz bu süreçte sadece yüksek puan için çabaladıysa ya da yarıştıysa ve biz anne babalar, öğretmenler ona, “Sen ancak aldığın net kadar değerlisin!” hissini verdiysek bizler o çocukların ruhunu, hayallerini öldürmüşüz demektir.

Salonda çıt çıkmıyordu.

Veli toplantısının bu anları tam da bir vicdan muhasebesine dönüşmüştü.

Emin Bey, son sözlerini söylerken sesindeki o derin şefkat ve merhamet herkesin yüreğine dokunmuştu sanki! En azından bazıları için böyleydi.

Sonuç sadece bir kâğıt parçası olmasa da geçip gitti işte!

Kimi öğrenciler kapasitesini zamanla anlar, bazıları geç olgunlaşır. O yüzden hırpalamayalım çocukları.

İnsan gerçek ölümü, kalbinin durduğu an değil; inandığı değerleri, hayallerini terk ettiği an tadar.

Sınav bitti.

Evet, …

Kimileri fen lisesini kazandı kimileri de mahalledeki bir okula gitti. Ama asıl kazananlar, bu uzun sınav yılında insan kalmayı, birbirini tebrik etmeyi, kendi ayaklarını üzerinde durmayı ve hayatına değer katmayı öğrenen çocuklarımız oldu.

Biz onların üzerinden kendi hırslarımızı, hayallerimizi, bastırılmış ve reklam edecek birikimlerimizi çekelim, yeter.

“Her çocuk özeldir.”

Yeter ki biz onların özel olduğuna inanalım ve her birinin kendisiyle yarışmasına fırsat verelim. Kendi kapasitesine ve kendi şartlarına göre yönlendirelim.