Lakabı Ordinaryüs Profesör olan Mustafa Bey asırlık İstanbul vapurunun buğulu camından karşı kıyıya bakarken vapurdaki herkesin birbirine benzediğini düşündü. En azından öyle göründüğünü biliyordu.
Aynı siyah ve aynı marka spor ayakkabılar, aynı renk ve bol pantolonlar, aynı logolu tişörtler, sweatshirtler, aynı gözlükler…
Herkesin elinde birbirine benzeyen aynı marka telefonlar, kulaklarında aynı cover parçalar…
Koltukta oturan bir çocuk ambalajı parlak bir abur cuburun son lokmasını ağzına atıp ekranına heyecanla döndü.
Lakabı Ordinaryüs Profesör olan Mustafa Bey`in içi sıkıldı.
Sanki bu kalabalık, her şeyi barındıran şehir büyüdükçe insanların farklı, özel, geleneksel renklerini silmişti, dedi kendi kendine.
Sonra, “Belki de sorun dünyada değil, sendedir.” cümlesini ya da iç sesini duydu ve duyar duymaz irkildi.
Her zaman söylediği “lolipop şarkısını” mırıldandı.
Karşı koltukta oturan yaşlı bir kadın da
Lakabı Ordinaryüs Profesör olan Mustafa Bey`e bakıyordu.
Birden şunları söyledi, Mustafa Beye bakarak…
“Beni tanımıyorsunuz. Tanımanıza da gerek yok. İnsan bazen kendini gizlemeye çalışırken daha çok belli eder, dedi.
Kadın, sonra adının Nuray olduğunu söyledi ve memleketini de ilave etti.
Elinde sıkıca tuttuğu kumaş kaplı büyük bir çanta vardı. İçine tüm dünyanın sığabileceği bir çantaydı.
O büyük çantasından küçük bir sandal maketi çıkardı.
Ahşaptan yapılmıştı, boyası yer yer dökülmüş, üzerinde kırmızı, mavi ve yeşil çizgiler vardı.
Lakabı Ordinaryüs Profesör olan Mustafa Bey, arabayı göstererek “Bu ne?” diye sordu.
Bu güzel oyuncağı yıllar önce babam yaptı. Her taşındığımızda bu oyuncağı yanımızda götürdük. Çünkü bu oyuncak bize insanın bir yere ait olması gerektiğini hatırlattı ya da biz öyle zannettik.
Oysa bazen insanın taşıdığı şey, gittiği yerden daha önemlidir.
Lakabı Ordinaryüs Profesör olan Mustafa Bey sustu, derin anlamlı bir suskunluktu bu.
Emekli Öğretmen Nuray Hanım, Lakabı Ordinaryüs Profesör olan Mustafa Bey`e bakarak devam etti.
Bir gün sen de başka bir şehirde uyanırsan, başka insanlarla tanışırsan zihnindeki, gönlünün derinliklerindeki boşluğun biteceğini düşünüyor olabilirsin.
Ordinaryüs profesörün yüzü değişti.
Daha önce kimseye söylememişti aklındakileri.
Mustafa Bey, Emekli öğretmen Nuray Hanım`a bakarak “Siz bunu nereden biliyorsunuz?” deyince
kadın gülümsedi.
Oğlum ben de yıllarca aynı yanılgılarla yaşadım.
İstanbul vapuru düdük çaldı.
İki kıyılı muhteşem şehrin Boğazında vapur ağır ağır ilerliyordu.
Mustafa Bey insanların neden birbirine benzediğini tekrar düşündü.
Geleneksel değerlerin yerini hız, mahallelerin ve oradaki fiziksel oyun ve oyuncakların yerini ekranlar, eski yaşanmış hikâyelerin yerini kısa videolar almıştı.
Ancak belki mesele aynı telefonları kullanmak
değildi.
Mesela, o telefonun arkasında kendine ait bir ses bulamamaktı.
Peki aidiyet nerede, nasıl başlıyor? diye sordu.
Emekli Öğretmen Nuray Hanım, küçük kırmızı, mavi ve yeşil renkli sandalı Lakabı Ordinaryüs Profesör olan Mustafa Bey`in avucuna bıraktı.
Aidiyet, önce kendini olduğun halinle kabul ettiğin yerde başlar ve maskesiz bir yaşam şekliyle olur.
Lakabı Ordinaryüs Profesör olan Mustafa Bey sandala baktı.
Denizin ortasındaki küçücük bir oyuncak tekneydi bu kırmızı, mavi, yeşil renkli sandal.
Evet, belki insanın hayatı da buydu.
Nereye ait olduğunu bulmaya çalışırken önce kendi yalnızlığının ortasında yüzmeyi öğrenmek gerekiyordu.
Vapur kıyıya yanaştığında Lakabı Ordinaryüs Profesör olan Mustafa Bey ilk kez acele etmedi, kahveyi duble içmesem de olur, dedi.
Belki de aidiyet, bir kıyıya ulaşmak değil, hangi kıyıya yanaşırsa yanaşsın kendi kırmızı, mavi, yeşil sandalınızı kaybetmemektir.
Sandalınızın rengi elbette ki başka renkler de olabilir, vesselam!

Yazmayı seven biri. Okumak yazmayı; yazmak okumayı geliştirir. Yazdıkça ve okudukça dünyanın daha da iyi olacağına inanan birisi. Ayrıntıların önemli olduğunu fark etmeye gayret eden birisi. Tantuni, zeytin, kayısı diyarının bir kazasında dünyaya gelen yazarımız evli ve üç çocuk babasıdır. Öğretmenlik hayatına devam etmektedir. Eğitime, teknoljiye, kitaba, okumaya, okutmaya ve hayata dair yazılar kaleme alma gayretindedir.

