"Enter"a basıp içeriğe geçin

Çürümeyi Fark Etmek

Çürüyoruz! 

Hem de öyle rezil ve vakitsiz bir çürümede değil bu! 

Herkes hissediyor artık! İçimizde ve dışımızda fark edilmeye başlıyor.

Yalnız içinde yaşadığımız toplumun değil, içinde yaşadığımız dünyayı da çürütüyoruz kendimizle beraber.

Denizlerimiz, ormanlarımız, ilişkilerimiz, ruhlarımız…

Tabi bu sessiz çürümeye kulak tıkayan ve yokmuş gibi davrananlarda var!

Sistemin labirent içinde dönüp dolaşıp aynı yere getirdiği çaresizlikteyiz. 

Yoldaki işaretler bize çıkış yolunun nereye çıktığını gösteriyor aslında!

Ama umursamıyoruz!

Kritik düşünmediğiniz sürece, sorgulayıp, araştırmadığınız ve gerçekleri öğrenmediğiniz sürece ve en önemlisi bilinçlenerek hayatınıza korku ve panik pompalayan, sisteme hizmet eden televizyon kanallarının başından kalkıp itiraz etmediğiniz sürece yine tüm kapılar çıkmaza çıkacak ve bizi döndürüp yine o sistem denilen labirentin içine çekmeye devam edecekler.

Türkiye’de 24 saat içerisinde gündem olarak nelerin hızla değiştiğini ve tanık olduğumuz olayların bizde nasıl şaşkınlık yarattığını çok daha iyi anlarsınız.

Siyasetten ekonomiye, hukuktan, adaletsizlik ve yolsuzluğa..

İşsizlikten yoksulluğa, haksızlıktan zulme derken,

Doğanın katledilişi, denizlerimizde meydana gelen deniz salyası (müsilaj)

Depremler, Kanal İstanbul, Çamlıca Kulesi vs. vs…

Covid-19 denilen virüsün varlığına inananlar ve inanmayanlar.

Aşı olanlar, olmayanlar ve zorla aşılanacaksınız dayatmaları…

Bir yönden derinleşen ekonomik kriz ve yoksulluk,

Artan intihar haberleri…!

Gelişen teknolojik yenilikler ve değişim rüzgarları…

Bir çıkış olmalı!

Çözülmez gibi görünen problemleri bile çözemez hale getiriyorlar. 

Kafalar karışık ve gelecek gittikçe belirsizleşiyor!

Bu kadar hızla gelişen olayları ve değişen gündemi ne insan ruhu ve nede dünya kaldıracak durumda değil artık.

Çözülüyoruz ve çözüldükçe  parçalar halinde dağılıyoruz.

Nasıl çıkacağımızı bilmiyoruz! Dışarı çıkmak için çok zamanımız da kalmadı!

Siyasetçilerin, bilim insanlarının sihirbazlıklarına yeniliyoruz.

Umut giderek azalıyor.

Yeni kuşaklar da heba oluyor! 

Bu parçalanma içerisinde, aksine parçaların bağlantı ve birleşme noktalarını bulmak ve birleştirmek lazım.

Bedenlerin çözülerek, ruhça birbirini iterek uzaklaştırıldığı ve yalnızlaştırıldığı; toplumsal ilişkilerin bilinçli olarak çıkara endekslenerek daha da anlamsızlaştırıldığı bu süreçten çıkmak istiyorsak insanlığın ve maneviyatın dilinden konuşmak zorundayız.

Ancak bu şekilde kapitalist ve küresel, ulusalcı yapıların insanlık üzerine oynadığı oyunu bozabiliriz. Yeniden hayata dönebilir ölüden farksız yaşayan ruhlarımızı canlandırabiliriz…

Labirentlerde kaybolmamıza ve bir yapboz haline getirilen hayatlarımıza, sevgiyi, saygıyı, sağduyuyu ve merhameti eklemeyi öğrenmek zorundayız. Nefreti, zulmü, haksızlığı ve ötekileştirmeyi kendimizden uzaklaştırmayı başarabilmeliyiz.

Tepeden beklediğiniz her çözüm sizi daha fazla tutsak haline getirerek, yine en başa döndürüp çözümsüzlüğe itecektir. Bunu hep denedik ve yanıldık. Yine deneyip yine yanılmaya zaman kalmadı artık..! 

Çünkü yönetenlere yani yeryüzünün ilahlarına kaldıkça daha fazla sömürü, daha fazla tüketim ve kontrollü bir ölümle felaket kaçınılmaz olmaya devam edecektir.

Yaşamlarımız nefretle, ırkçılıkla ve hırsla çürümeye devam edecek,

Yine kendimizi kendi içimizde çürürken bulacağız.