"Enter"a basıp içeriğe geçin

Odaklanma, Masa ve Hakikat! “LGS-TYT-AYT Masası Nasıl Olmalı?”

“Masa da Masaymış Ha!”  “LGS-TYT-AYT Masası Nasıl Olmalı?”

Eğitim, sadece okul sıralarında değil, evdeki o küçük çalışma masasında filizlenen bir hakikat yolculuğudur.

Kadim nezaket, vakur ilim geleneği, İslam’ın bilgiye atfettiği o ulvi kıymet ve günümüzün disiplinli eğitim anlayışını birleştirerek, o masayı nasıl bir “ilmi istasyonu” yapabiliriz?

Akademik araştırmalar, fiziksel çalışma ortamının sadece bir konfor meselesi olmadığını, öğrencinin zihinsel süreçlerini ve akademik kimliğini doğrudan şekillendiren pedagojik bir “ekosistem” olduğunu bizlere açıkça gösteriyor.

Fakat unutmamalıyız ki, insanın insana, şairin şaire ettiğini bazen en yakınlar bile birbirine etmez. Kötülük ve habislik, masanın dışındaki dünyada değil, bazen ilim ve sanatın kalbinde bile kendine yer bulabilir.

 “Akrabanın akrabaya ettiğini, akrep etmez akrebe” sözü, insanın içindeki o karanlık çelişkinin bir aynasıdır. Zira iyilik ve kötülük arasındaki o ince çizgi, çoğu zaman bir çalışma masasının üzerinde verilen kararlarla belirlenir.

Yani evinizdeki çalışma masası gerçekten de bütün bu sürecin en yakın cansız şahididir.

Kadim geleneğimizde ilim ehlinin çalışma odasına büyük bir huzur ve huşu hakimdi. İlmiye sınıfının çalışma köşelerinde dikkati dağıtacak hiçbir nesne bulunmazdı. Sadece rahle, kitaplar, hokka, divit ve kâğıt yer alırdı. Onlar için çalışma masası, bir “tefekkür mihrabı” idi. Yani olabildiğince sadelik. Hem zihnen sadelik hem de madden sadelik.

Şu küçük alıntıyla konuyu pekiştirelim.

“Müderris, masadaki eşyaları kaldırıp boş bir kâğıt bırakarak talebesine “eşyanın zihni gölgelediğini” öğretir. Asıl mesele masayı değil, dünyanın kederiyle dolmuş zihinleri sadeleştirmektir. Dışarıdaki bitmek bilmeyen yangınlara ve kalp kırıklıklarına rağmen hakikat, eşyanın şatafatında değil, o derin sessizlikte ve tefekkürde saklıdır. Sadeleşmek, özü görebilmenin tek yoludur.”

Masa, sadece defter ve kalemin durduğu bir çalışma alanı değil; zihnin dünyayı algılama biçimini inşa eden bir aynadır. Üzerine yığılan her gereksiz eşya, aslında berrak düşünceye vurulan birer prangadır.

Çalışma masasında biriken gereksiz eşyaları kaldırmak, aslında zihne hak ettiği alanı açma çabasıdır. Çevresindeki gürültüden, gözü oyalayan detaylardan arınan zihin, ancak o zaman kendi derinliğini keşfedebilir. Masanın üzerindeki süsler çekildiğinde, idrakin önündeki perdeler de kalkar. Karmaşık görünen teoriler veya hayatın içinden çıkılmaz sanılan düğümleri, sade bir bakış açısıyla yavaşça çözülmeye başlar.

Gerçek bilgi, eşyanın çokluğunda değil, boş bir kâğıdın sunduğu o uçsuz bucaksız sessizliktedir. Sadeleşmek, yalnızca fiziksel bir düzenleme değil; insanın kendi iç dünyasında sönmeyen yangınları dindirmesi ve zihnini hakikati görecek kadar berrak bir hale getirmesidir. Nihayetinde en derin kavrayış, gürültünün sustuğu o duru boşlukta gizlidir.

Aşk, tarihin en eski ve en büyük “günahı ya da sevabı” ise, öykü bu günahın-sevabın belgesidir. Günah ya da sevap olması aşkın kime, ne niyetle olduğuna göre değişir.

İnsanlık var olduğundan beri kurulan en büyük suç-gönül ortaklığı olan aşk, sınır tanımaz bir kibirle-muhabbetle, alçakgönüllülükle hareket etmiştir. Öykü yani bizim çalışma masasının sadeliğini anlatan öykü bu sınırları çizen, emeği kutsayan bir “iç motivasyon” cesaretiyle o masanın başında yükselebilir, yükselmeli.  Çalışma masasının sadeliğini, odaklanma alanı olması gerektiğini derin anlamlar yükleyerek ve benzetmeler yaparak aktarmaya gayret ettik.

Yani mevzu daha iyi anlaşılsın, gönül tellerine dokunan bir hal alsın istedik. Ne kadar başarılı olduğumuz, takdirlerinize muhtaçtır.

Yazmak, dur durak bilmeyenlerin sevdasıdır. Yazmak böyle bir şeydir yani.

Yersiz ve yönsüz yol almak öğrencilerimizi sınav başarısına götürmez. Bunun için ilme ve onu sağlayacak her türlü imkana sarılmak gerekir. Eksiklere ya da hataya sahip çıkmayan bir zihin, kendi hakikatine de sahip çıkamaz. İşte o hakikat önce zihnin sonra çalışma masasının sadeliğinde kendisine yaşam alanı bulacaktır.

Kitap, sadece sayfalar ya da sorular yığını değildir. O, yazarın ruhunun mürekkeple somutlaşmış halidir. Kitaba değer vermek, sadece rafa dizmek değil, onunla aynı soluğu almaktır. Çalışma masasının üzerinde bir kitap ve o kitabın satırları arasında dolanan berrak bir zihin olmalı. Zihnin sadeliği çözülen soruların doğru olmasına katkı sunacaktır.

İyilik, şairin pardon öğrencinin kaleminde değil, o kalemi tutan elin niyetindedir, zihinlerin sadeliğindedir yani.

Öğrencinin daha çok çalışması gereken bu sınav yıllarında soluklanan-sadeleştirilen bir zihin, masasını da bir sanat eseri titizliğiyle düzenler, düzenlemeli.

Bilgi, gürültülü sofraları değil, sadelikle arındırılmış bir masayı sever. Dağınık bir masa, dağınık bir zihniyeti doğurur. Unutmayın ki, bir kitabın kapağını aralamak, insanın kendi hakikatine açılan bir pencereyi aralamasıdır.

Değerli öğrenciler, sade, huzurlu ve disiplinli bir alan inşa edin.

Masanın sadece ders çalışılan bir yer olması, oyun veya dinlenme için kullanılmaması disiplinin temel kuralıdır. Disiplin, hürriyetin gizli anahtarıdır. Zorluk ya da başka bir ifadeyle sadeliğin dayanılmaz cazibesi sizi zafere götürecektir. Bu da disiplinle olacaktır.

Masasını yöneten, zihnini yönetir, zihnini yöneten ise kendi kaderini. Masanın üzerinde dijital değil, mekanik bir saat bulundurmak, zamanın akışını görünür kılar ve sorumluluk bilincini perçinler.

Masaya oturduktan, bu zihin ve masa sadeliğine kavuştuktan sonra okumak, soru çözmek sadece bir göz gezdirme değil, bir “inşa” sürecidir.

Masanızda sadece zihninizi geliştirecek eserler barındırın. Masanızdaki o bir bardak su, ilmin berraklığını; kaleminiz ise niyetinizin keskinliğini temsil etsin.

Aşk dikeyde değil, yatayda; yani emeğin ve alın terinin masasında yaşanır. Sadeleştirilmeyen bir zihin, hayatın fırtınasında savrulur. Siz masanızı bir liman eyleyin ki, ilmin rüzgârı sizi menzile taşısın.

Kötülük ve hırs, masanın sınırlarını aşıp zihninize sızmasın diye, ilmi sadece bilgiyle değil, ahlakla da ilmik ilmik dokuyun.

Öğrencinin o masadaki gayretine hürmet duyun.

Çocuğun masası onun kalesidir. O kalede sadece bilgi nöbet tutmalıdır. Tablet, telefon, oyun ve oyuncaklar, şatafatlı eşyalar değil.

Bu masa sadece sınav notu için değil; kendi kişiliğinizi inşa etmek, ailenize ve milletinize hayırlı bir fert olmak için bir basamaktır. LGS-TYT-AYT yılı sadece sınava değil sizi hayata da hazırlamalı.

İslam’ın “İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.” düsturuyla; her gün o masada kendinize bir şey kattığınızdan emin olun.

Verimli bir çalışma ortamı için masanızda yalnızca o anki dersle ilgili kitaplar ve iyi bir aydınlatma bulunmalıdır. Çünkü zihnin en saf hali, çevrenin en sade olduğu yerde parlar. Dağınıklık, zihnin kendisine yabancılaşmasıdır. Sadelik ise insanın kendi özüne dönüş yolculuğudur.

Rabbim gayretinizi arttırsın ve ilminizi bereketli kılsın.

Peki, bugün kadim kültürümüzün  vakur ilim anlayışından esinlenerek, o gereksiz eşyayı masanızdan uzaklaştırıp burayı bir “tefekkür köşesine” dönüştürmeye ne dersiniz?

En büyük eser, insanın bizzat kendi emeğiyle inşa ettiği gıpta edilesi karakteridir.

Masanız ise bu inşaatın temel taşıdır. Başarı, masada başlar; ancak o masada kurduğunuz ahlaki temel, ömrünüz boyunca size eşlik eder, vesselam!