İnsan, sadece zihniyle değil, beş duyusuyla öğrenen ve çevresinden beslenen bir varlıktır. Özellikle çocuk dimağı, gördüğü vitrine, soluduğu havaya ve içinde nefes aldığı iklime göre bir kimlik inşası gerçekleştirir.
Bugün modern şehir hayatının merkezi olan alışveriş alanlarında yılbaşı veya diğer ithal günlerin egemenliği, coşkusu, görselliği, sokaktaki varlığı hâkimken, kendi medeniyetimizin kandili olan Ramazan-ı Şerif’in sessizliğe bürünmesi, toplumsal hafızamızda büyük bir aidiyet kaybı riski taşımaktadır.
Oysa “şekil”, özün muhafazası için bir kaledir ve biz değerlerimizi sokağa, çarşıya, meydana estetik bir dille nakşetmediğimiz sürece, yeni neslin kendi ruh köklerine yabancılaşması kaçınılmaz bir gerçektir.
Ramazan’ın bereketi sadece evlerin duvarları arasında hapsolmamalı, ticaretin ve sosyal hayatın aktığı her noktada somut bir iyilik estetiği olarak hissedilmeli. Bu ay sadece bir takvim yaprağı değil, bir yaşam biçimi olarak hayatın her alanında yer bulmalıdır.
İşletmelerin “ilk iftar” heyecanını hediyelerle taçlandırması, “son iftar” vedasını ailelere özel indirimlerle hüzünlü bir sevince dönüştürmesi, bu kutsal ayın manevi değerini zihinlere kazıyacak en güçlü eğitim metodudur. Ayrıca sadece Ramazan-ı Şerif’ten bahsetmiyoruz. Kendimize ait her türlü değer yaşamalı, yaşatılmalı. Düğünlerimiz, kıyafetlerimiz, yemeklerimiz vb.
Kendi değerlerimizle güncellenerek aslını bozmadan yaşatılmalı bize ait olan ne varsa.
AVM’lerin yemek katlarında ansızın yankılanan “Bugün şu saatler arasında gelen 23, 67 veya 99 numaralı müşterilerimizin aile iftarı bizden” müjdesi, ticari bir alanı bir anda Halil İbrahim sofrasına çevirerek, paylaşmanın neşesini modern hayatın tam merkezine bir medeniyet mührü gibi vuracaktır. Batılı kokuşmuş değerleri putlaştırmaktan öteye geçmeliyiz.
Çocuklarımızın ilk oruçlarını “tekne orucu” hediyeleri ve oyun alanlarındaki küçük teşvik paketleriyle ödüllendirmek, İslam ahlakının şefkatli yüzünü onların kalbine mühürleyen zarif pedagojik dokunuş olabilir. Kıyafet mağazalarının kura ile belirleyeceği müşterilerine sunacağı “bayramlık” sürprizleri ve bazı firmaların bu uygulamaları köklü bir kurumsal gelenek haline getirmesi, toplumsal dayanışmayı sözden eyleme geçirerek hayatın her alanını manevi iklimle sulayacaktır.
Unutmayalım ki; mekânı kendi ruhuyla imar etmeyenler, nesli ihya edemezler. Vitrinlerdeki o samimi şatafat ve sokaktaki “askıda” uygulamaları, zamanla evlatlarımızın gönlünde sönmeyecek bir değerler mirası haline dönüşecektir.
İnsanı ve o insana ait olan değerleri yaşat ki biz kalabilelim.
Yazmayı seven biri. Okumak yazmayı; yazmak okumayı geliştirir. Yazdıkça ve okudukça dünyanın daha da iyi olacağına inanan birisi. Ayrıntıların önemli olduğunu fark etmeye gayret eden birisi. Güller diyarının bir kazasında dünyaya gelen yazarımız evli ve iki çocuk babasıdır. Öğretmenlik hayatına devam etmektedir. Eğitime, teknoljiye, kitaba, okumaya, okutmaya ve hayata dair yazılar kaleme alma gayretindedir.

