"Enter"a basıp içeriğe geçin

Eğitim! “Unutmayın ki Eğitimin Nihai Meyvesi Diploma Değil, Karakterdir”

Bugün bir öğretmen olarak değil, ömrünü hakikatin, doğru ve güzel olanın peşinde tüketmeye talip, en azından bu yolda karınca misali mücadele etmeye gayret eden bir dert ortağınız olarak, bir sınıfın kürsüsünden değil kalpten, gönülden sesleniyorum. Niyetimiz bu, kelamımız da inşaAllah bu doğrultuda olacaktır.

 Etrafımıza baktığımızda, diplomalı kalabalıkların arttığı ama huzurun ve insanlığın mumla arandığı bir çağın içinde olduğumuzu görüyoruz. Yerlerde, ayaklar altında ne kadar izbe, kirli karanlık köşe varsa her yerde kırık kalplerin biriktiği, insanların birbirinin yarasına basarak yükselmeye çalıştığı bir duyarsızlaşma salgınıyla karşı karşıyayız.

Eskiden işler yürüsün diye başvurulan küçük yanlışların, şimdilerde yerini doyumsuz bir hırsa, arsız bir güç tutkusuna ve vicdanı devre dışı bırakan bir makam hırsına bıraktığını görmek canımızı yakıyor.

Biz nerede hata yaptık?

Eğitim, sadece zihni teknik verilerle doldurmak, bir beyni sabit disk gibi kullanmak olmasa gerektir. Eğer bir çocuk dünyayı kurtaracak formülleri biliyor ama bir kediye ciğer vasiyet eden o vakıf medeniyetinin merhametinden nasiplenmemişse, biz ona aslında hiçbir şey öğretememişiz demektir. Nasıl ki Kanuni Sultan Süleyman, sarayın ağaçlarını karıncalar sardığında,

“Dırahtı ger sarmış olsa karınca

Zarar var mı karıncayı kırınca (Muhibbi)

Yarın Hakkın divanına varınca/

Süleyman’dan hakkın alır karınca (Şeyhül İslam) diyerek bir canın hukukunu koca bir imparatorluğun önüne koyduysa; nasıl ki Fatih Sultan Mehmet, fethettiği topraklarda kuşların kışın aç kalmaması için “kuş evi” vakıfları kurdurduysa, biz de eğitimi bu incelik üzerine inşa etmeliyiz.

Koca Mustafa Paşa semtinde kedilere ciğer dağıtılmasını vasiyet eden o ince ruh, bugün parasına, kariyerine ve lüks sitelerine sığınarak kurtulacağını sanan modern -güyâ modern- insanın en büyük eksiğidir. İnsanımızın değeri artık bindiği arabanın markasıyla, oturduğu semtin lüksüyle veya üzerindeki etiketin pahasıyla ölçülür oldu.

Oysa eşya insana hizmet etmek için vardır; insan eşyaya köle olduğunda kalbi de betonlaşır. Nuh Aleyhisselam’ın oğlunun “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım” demesi gibi; bugün pek çok gencimiz diplomayı, parayı veya dijital dünyadaki sahte onayları sığınılacak güvenli bir liman sanıyor.

Tıpkı Karun’un anahtarlarını develerin taşıdığı hazinelerine güvenip helak olması veya Nemrut’un kulesine sığınıp ilahi kudretten kaçacağını sanması gibi, modern insan da markalı kıyafetlerinin ve lüks evlerinin onu sonsuz bir huzura kavuşturacağını zannediyor. Varlığın esiri olmadan coşanlara, onu ihtiyaç sahiplerine dağıtanlara selam olsun!

Oysa fırtına koptuğunda insanı sadece kendi öz değerleri, ahlakı ve salih amelleri ayakta tutar. Çivisi çıkan bu dünyada, sadece maddeye dayalı bir eğitim modeli bizi kurtaramaz. Bizim “eşref-i mahlukat” olduğumuzu hatırlayan ve hatırlatan bir anlayışa ihtiyacımız vardır. Hepimiz okuyoruz. İnşaAllah okuyoruzdur, okumaya gayret ediyoruzdur ancak okumalarımız bizi sadece kibrimizi besleyen bir araca dönüştürüyorsa orada büyük bir sorun vardır.

Bizim ihtiyacımız olan, İmam Gazali gibi sahip olduğu tüm ilmi “yakîn”a ve kalbi bir uyanışa çeviren ya da İbn-i Sina gibi tıp bilgisini “Şifa”ya, ruhun arınmasına vesile kılan şahsiyetlerdir. (Buradaki “yakîn” (yakın) kavramı, bir şeyi sadece teorik olarak bilmekten öte, onu kalbi bir kesinlikle, şüphe duymayacak şekilde hissetmek ve yaşamak anlamına gelir.)

Kısacası imiyle ve ihlasla amel eden kişilerin sayısı artmalı. Asıl eğitim, kişinin başkasının satırlarında kendi ruhunu ve ufkunu okumasıdır. Okudukça mahcup olan, “bilmiyorum” diyebilen ve okudukça daha fazla insanlaşmak isteyen nesiller yetiştirmeliyiz.

Bugün bireysellik adı altında sunulan “kendini sergileme” yarışı, aslında büyük bir onaylanma açlığıdır. Ne hazindir ki, sosyal medyanın çöplüklerinde küfredenlerin, belden aşağı vuranların, kumar masalarında hayat tüketenlerin milyonlarca izlendiği, buna karşın edebiyle susanın, ilmiyle konuşanın görmezden gelindiği bir “ahlak tutulması-dürüstlük yoksunluğu- ne kendini ne düşmanını bilmeme yarışı” yaşıyoruz. Popülerlik uğruna her türlü rezilliği alkışlayan bir kitle, eğitimin sadece “bilgi” değil, “edep” olduğunu unutmuştur. Unutmayanlar ve mücadele edenler elbette vardır. Hepsine selam olsun!

Sosyal medyanın vitrininde “ben buradayım” diyen genç, aslında öz-yeterliliğini kaybetmiş demektir. Bir tez sunmayan, toplumsal bir yaraya merhem olmayan, sadece “benim böyle olmam sizin için de anlamlı olsun” diyerek alkış bekleyen bir nesil, rüzgârın önündeki yaprak gibidir. Biz onlara kendilerini başkalarına kanıtlamayı değil, kendilerine yetmeyi ve irfan sahibi olmayı öğretmeliyiz.

Ne iş yaparsanız yapın o işin sanatçısı olun. Sadece bir diplomaya sahip olmak için değil, yaptığınız işi en iyi şekilde icra ederek ihsan makamına ulaşmak için çalışın. Bir sokak süpürgecisi bile olsanız o işin Fatih Sultan Mehmet’i, Mevlana’sı, Hattat Hamit’i olun, olmalısınız.

Sokağı öyle bir temizleyin ki, oradan geçenler “buradan ruhu yüce bir insan geçmiş” desin. Ezberleyen değil düşünen; neyi niçin yaptığını bilen bir şuurla hareket edin. Bilgi sizde bir yük değil, ruhunuzu aydınlatan bir kandil olsun.

Eğitim; ahlaktır, edeptir, gönüllere dokunabilmektir. Bilginin süzgecinden geçirilen; dini, milli ve geleneksel değerlerle harmanlanan bir hayat duruşudur. İlim sahibi olmak yetmez, irfan sahibi olmak gerekir. İlim bilmektir; irfan ise o bildiğinle yanmak, olgunlaşmak ve faydalı hale gelmektir.

Kukla gibi başkalarının ipinde oynayan, paranın ve gücün esiri olmuş ruhların karanlığını ancak bizlerin yetiştireceği samimi ve ihlaslı nesiller dağıtabilir. Gelin, çocuklarımızı sadece sınava değil hayata; sadece akademik başarıya değil huzura, sadece maddeye değil manaya hazırlayalım. Doğruyu sadece lafta bırakan değil, özünde yaşayan bir toplum için kalplerimizi şöyle bir gözden geçirelim.

Unutmayın ki eğitimin nihai meyvesi diploma değil, karakterdir.

Hoşça bakın zâtınıza kim zübde-i âlemsiniz siz.

Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsiniz siz.”