"Enter"a basıp içeriğe geçin

Sessizlik, Balık Avı ve Yıldıray Hoca…

Sessizlik, Balık ve Yıldıray Hoca

Kemal, Enes, Yıldıray Hoca ve Sonar Cihazıyla Tutulan Balıklar…

Evet, Yıldıray Hoca’nın sessizliği bazen odadaki herkesten önce konuşurdu.

Hele de elinde oltası, karşısında bir gölet ya da deniz varsa, insanın içinden geçenleri bile susturacak kadar….

Bir gün erkenden okula geldi ve o akşam okulun etüt günüydü.

Kastamonulu Yıldıray Hoca, Kemal Bey ve Enes Bey birlikte koridorda balık muhabbetiyle ilerliyordu.

İki yıldır çalıştığı bu kurumda herkes onu tanırdı.

Evet, Kastamonulu, Türkçe öğretmeni, az konuşan, öz konuşan bir iyi niyet elçisiydi. Bir de balık sevdalısıydı ki sormayın gitsin!

Her hafta sonu balığa gitme planı yapılır ancak haftalar geçer, balıklar onları görmez ve mevsimler değişirdi.

Kemal Bey,

-Bu hafta kesin gidiyoruz, dedi.

Yıldıray Hoca sakince başını salladı.

-Gideriz, gideriz….

Enes Hoca güldü. Yıldıray Hoca’nın “gideriz, gideriz” i bazen tutulmuş bir söz, bazen de tutulması imkânsız bir balık gibiydi.

Enes Hoca,

-Bakın, dedi.

-Balıklar buradalar.

Kemal Bey suya baktı, baktı, baktı…

-Hocam! Evet, balıklar buralarda biz de buralardayız ancak bir türlü balıklarla buluşamıyoruz?

Yıldıray Hoca cevap vermedi.

Oltasını sakince hazırladı.

Enes Bey yemleri çıkardı.

Kemal Bey de çay termosunun kapağını açtı.

Bir süre sadece suyun şıpırtısı, misinanın tiz sesi ve termosun bardağa doğru eğilirken çıkardığı çay sesi duyuldu.

Vakit bir hayli ilerledi. Sonar cihazı balıkları gösteriyor, oltalar boş kalıyordu.

-Bunlar bizi öğretmen sanıyor, dedi Enes Hoca.

Sürekli uzaktan izliyorlar ama sınıfa -ya da kovaya demeliydim- girmiyorlar.

Kemal Bey, bastı kahkahayı.

Yıldıray Hoca’nın da dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. Bu, arkadaşlarının gözünde o günün en büyük avı olabilirdi.

Tam hazırlanmaya başlamışlardı ki o sırada Yıldıray Hoca’nın oltası gerildi.

Olta eğildi, misina suyu yararak uzadı. Üçü birden yerinden fırladı. Kemal Hoca çay bardağını kaptı, Enes Bey, çantayı devirdi.

Yıldıray Hoca her zamanki sakinliği ile oltayı çekti.

Suyun yüzeyinde kocaman sayılabilecek bir balık göründü.

Sonra balık nasıl olduysa birden kurtuldu.

Bir şapırtı şıpırtı duyuldu. Ortam yeniden sessizleşti.

Üçü de öylece kalakaldı. Kemal Hoca elindeki çay bardağına baktı.

-En azından “çay bardağımız” dünya gözüyle balık görmüş oldu, dedi.

Bu kez de Yıldıray Hoca gülümsedi. Öyle kısa öyle içten güldü ki göl kıyısındaki kuşlar bile bir an susmuş gibiydi. Onlar da Yıldıray Hoca’nın sessizliğine ortak olmuşlardı.

Ve akşam saatleri….

Akşam Kemal Bey sadece beş on balık sever grubunun olduğu sosyal medya grubuna bir fotoğraf gönderdi.

Fotoğrafta üç sandalye, bir termos, sonar cihazının ekranındaki balık izleri ve boş kovalar…

Altına da şunu yazdı:

“Bugün üç balık sever öğretmen, bir göl ve öğretmenlere uzaktan gülümseyen balıklar.”

Yıldıray Hoca fotoğrafa baktı. Bir şey yazmak için telefonu eline aldı. Uzun uzun düşündü. Sonunda şöyle bir cümle yazdı:

-Haftaya yine gidelim.

Kemal Hoca da Enes Hoca da aynı anda cevap yazdılar.

“İnşaAllah balıkların da haberi olur, Yıldıray Hocam!”

Yıldıray Hoca telefonu koltuğun kenarına koydu.

Pencereden baktı ve akşamın sessizce çöken rengini izledi.

Kızı beşinci sınıfa yeni başlamıştı. Evde onu bekleyen yeni sorular, yeni telaşlar vardı. Eşi de öğretmendi.

Belki yaşam biraz da böyle bir şeydi. Bazen sınıfta bir öğrencinin umutlarında, bazen gölün dibindeki bir balığın izinde, bazen de dostların arasında tutamadığın bir balığa birlikte gülmek ve anın tadını çıkarmaktaydı.

Yıldıray Öğretmen az konuşurdu.

Ancak bazı insanlar, en güzel öykülerini hiç konuşmadan anlatırlardı.

Tıpkı…

Kemal, Enes, Yıldıray Hoca ve Sonar Cihazıyla Tutulan Balıklar…

Evet, Yıldıray Hoca’nın sessizliği bazen odadaki herkesten önce konuşurdu.

Hele de elinde oltası, karşısında bir gölet ya da deniz varsa, insanın içinden geçenleri bile susturacak kadar….

Bir gün erkenden okula geldi ve o akşam okulun etüt günüydü.

Kastamonulu Yıldıray Hoca, Kemal Bey ve Enes Bey birlikte koridorda balık muhabbetiyle ilerliyordu.

İki yıldır çalıştığı bu kurumda herkes onu tanırdı.

Evet, Kastamonulu, Türkçe öğretmeni, az konuşan, öz konuşan bir iyi niyet elçisiydi. Bir de balık sevdalısıydı ki sormayın gitsin!

Her hafta sonu balığa gitme planı yapılır ancak haftalar geçer, balıklar onları görmez ve mevsimler değişirdi.

Kemal Bey,

-Bu hafta kesin gidiyoruz, dedi.

Yıldıray Hoca sakince başını salladı.

-Gideriz, gideriz….

Enes Hoca güldü. Yıldıray Hoca’nın “gideriz, gideriz” i bazen tutulmuş bir söz, bazen de tutulması imkânsız bir balık gibiydi.

Enes Hoca,

-Bakın, dedi.

-Balıklar buradalar.

Kemal Bey suya baktı, baktı, baktı…

-Hocam! Evet, balıklar buralarda biz de buralardayız ancak bir türlü balıklarla buluşamıyoruz?

Yıldıray Hoca, cevap vermedi.

Oltasını sakince hazırladı.

Enes Bey yemleri çıkardı.

Kemal Bey de çay termosunun kapağını açtı.

Bir süre sadece suyun şıpırtısı, misinanın tiz sesi ve termosun bardağa doğru eğilirken çıkardığı çay sesi duyuldu.

Vakit bir hayli ilerledi. Sonar cihazı balıkları gösteriyor, oltalar boş kalıyordu.

-Bunlar bizi öğretmen sanıyor, dedi Enes Hoca.

🙂

Sürekli uzaktan izliyorlar ama sınıfa -ya da kovaya demeliydim- girmiyorlar.

Kemal Bey, bastı kahkahayı.

Yıldıray Hoca’nın da dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı. Bu, arkadaşlarının gözünde o günün en büyük avı olabilirdi.

Tam hazırlanmaya başlamışlardı ki o sırada Yıldıray Hoca’nın oltası gerildi.

Olta eğildi, misina suyu yararak uzadı. Üçü birden yerinden fırladı. Kemal Hoca çay bardağını kaptı, Enes Bey, çantayı devirdi.

Yıldıray Hoca her zamanki sakinliği ile oltayı çekti.

Suyun yüzeyinde kocaman sayılabilecek bir balık göründü.

Sonra balık nasıl olduysa birden kurtuldu.

Bir şapırtı şıpırtı duyuldu. Ortam yeniden sessizleşti.

Üçü de öylece kalakaldı. Kemal Hoca elindeki çay bardağına baktı.

-En azından “çay bardağımız” dünya gözüyle balık görmüş oldu, dedi.

Bu kez de Yıldıray Hoca gülümsedi. Öyle kısa öyle içten güldü ki göl kıyısındaki kuşlar bile bir an susmuş gibiydi. Onlar da Yıldıray Hoca’nın sessizliğine ortak olmuşlardı.

Ve akşam saatleri….

Akşam Kemal Bey sadece beş on balık sever grubunun olduğu sosyal medya grubuna bir fotoğraf gönderdi.

Fotoğrafta üç sandalye, bir termos, sonar cihazının ekranındaki balık izleri ve boş kovalar…

Altına da şunu yazdı:

“Bugün üç balık sever öğretmen, bir göl ve öğretmenlere uzaktan gülümseyen balıklar.”

Yıldıray Hoca fotoğrafa baktı. Bir şey yazmak için telefonu eline aldı. Uzun uzun düşündü. Sonunda şöyle bir cümle yazdı:

-Haftaya yine gidelim.

Kemal Hoca da Enes Hoca da aynı anda cevap yazdılar.

“İnşaAllah balıkların da haberi olur, Yıldıray Hocam!”

Yıldıray Hoca telefonu koltuğun kenarına koydu.

Pencereden baktı ve akşamın sessizce çöken rengini izledi.

Kızı beşinci sınıfa yeni başlamıştı. Evde onu bekleyen yeni sorular, yeni telaşlar vardı. Eşi de öğretmendi.

Belki yaşam biraz da böyle bir şeydi. Bazen sınıfta bir öğrencinin umutlarında, bazen gölün dibindeki bir balığın izinde, bazen de dostların arasında tutamadığın bir balığa birlikte gülmek ve anın tadını çıkarmaktaydı.

Yıldıray Öğretmen az konuşurdu.

Ancak bazı insanlar, en güzel öykülerini hiç konuşmadan anlatırlardı.

Tıpkı…