"Enter"a basıp içeriğe geçin

“Avcılar Metrobüs Durağında Birkaç Dakika…”

Yerinde dönüşümün zirve ilçesi Avcılar’daki metrobüs durağında yağan yağmur şehrin kirini pasını değil de insanların birbirine söyleyemediklerini yıkamaya gayret ediyordu sanki.

Zeynep Hoca çantasındaki kitapları yağmurdan korumaya çalışıyor, kalabalığın içinde bir nokta gibi öyle görünmeden bekliyordu. Aynı durağa Şebnem Hoca da geldi. Gözlerinde ve gönlünde uzun zamandır anlattığı ancak kimsenin duymadığı bir duanın müjdesi ve yorgunluğu vardı. Kimine müjde kimine yorgunluk misali…

“Öğrenciler, neden eskisi gibi okumuyor, biliyor musun Zeynep Hocam?” dedi Şebnem Hoca.

“Kitapların kıymetini anlatırken ilim ehline gösterilmesi gereken saygıyı anlatmayı unuttuk. Her dizide, filmde, orada, burada sadece para kazanmaktan bahsettik. İnsana duyulması gereken saygıyı hürmeti anlatamadık.” dedi.

Daha birçok şeyi de söylemek istedi ancak sonra sustu…

Zeynep Hoca ötelerden gelen metrobüse baktı.

“Acaba boş koltuk var mıdır?” diye de düşünmeden edemedi.

Sonra şunları söyledi:

“Atalarımız, bir harfin hatırı için kırk yıl köle olmayı göze almış, nice şehirler kurmuş. Biz üç beş öğrencinin hatırı için kaç dakikamızı ayırıyoruz?

Herkesin dilinde eğitim, kitap, aile, ahlak kavramı var ancak sahada hiç karşılığı yok.

Belki de “Çocuklara öncelikle insanî değerleri, insan olmanın kıymetini anlatmalıyız. Notu, sadece kuru bilgiyi değil de merakı, saygıyı, vicdanlı olmayı; ezberi değil de düşünmeyi, üretmeyi, peşine düşmeyi… öğretmeliyiz!” dedi Şebnem Hoca.

“Öğretmenliği yalnızca özel günlerde hatırlanan bir meslek olmaktan çıkarmalıyız.” diye ekledi Zeynep Hoca.

Sözle değil gerçekten ailesini geçindirecek âdil bir ücretle, güvenli okullarla, her gün değişmeyen bir müfredatla…

Bir süre öylece sustular.

Konuşulanları zihinlerinde bir daha çevirdiler…

Kim bilir kaç kez?

Durakta minik bir çocuk, düşürdüğü poğaçayı yerken kaldırmaya çalışıyordu. Annesi de oralardaydı anlaşılan…

Ancak Şebnem Hanım da Zeynep Hanım da ani bir refleksle oraya doğru adım atmışlardı ki…

Metrobüs çoktan gitmişti, nasıl oldu?

Pek de anlaşılmadı.

Şebnem Hoca, çocuğun poğaçasını silerken düşündü:

“Bir memleket, öğretmenini bu yağmurda bu durakta böylece bekletip vatanın, gençlerin geleceğini aceleye getirebilir miydi?

O sabah Avcılar metrobüs durağında yaşanan bu küçük ama anlamlı olay yüzünden iki öğretmen önce Özgür Bey’in kullandığı okul servisine sonra da okula geç kaldılar.

Belki de ilk kez, bir çocuğun poğaçası yüzünden geç kalmışlardı.

Bir gönlü kazanmak bazen fedakârlık, meşakkat isteyebilir.

Bir adım ya da bir saniye sonrasını bilmediğimiz şu hayat nelere gebe kimse bilemez.

Burak da annesinin elinden tutarken düşen poğaçayı ilk fark eden ve annesine, Şebnem Hoca’ya haber veren kişiydi.

Kim baş kahraman, bu hikayede?

Kimler yardımcı kahraman?

Anlaşılan şu hayatta herkesin başkahraman ve yardımcı kahraman olduğu anlar var.