"Enter"a basıp içeriğe geçin

Eğitim ve Oksijen! “Kısacası Sağım, Solum Ebe!”

Günümüzde insanlık, maddi hedeflerin isli havası ile ruhun ihtiyaç duyduğu berrak nefes arasında sıkışmış bir vaziyette, adeta manevi bir nefes darlığı yaşamaktadır.

Modern hayatın bitmek bilmeyen meşgalesi, sürekli daha fazlasına sahip olma arzusu ve dünyevi makam hırsı, bireyin iç dünyasını ağır bir sis tabakası gibi kaplamaktadır. Tıpkı yeni model telefonun şarjı bitince boşlukta kalmak gibi, bu boğucu atmosferde insanın kendi öz değerlerini unutması toplumsal yapıda derin bir oksijen eksikliği oluşturmaktadır.

Takipçi sayısının artmasıyla kalpteki huzurun ters orantılı ilerlediği bu çağda, sadece maddeye odaklanan bir yaşam biçimi, insanı ebedi bir koşturmacanın içine hapsederken ruhun sükûnet bulacağı o asıl mecrayı görünmez kılmaktadır. Kapitalist sistemin çarkları arasında ezilen manevi yaşantıdan neredeyse eser kalmayacak!

İnsana, ahlaka, edebe, İslam’a göre şekillenen değil de kapitalist sisteme göre şekillenen insan, ahlak ve edep olunca -daha doğrusu olmayınca- ortadaki eser de bu oluyor!

“Bu”, dediğimiz tek taraflı olan insan, tek kanatlı insan yani!

Bu noktada ihtiyaç duyulan şey, hayatın merkezine kurulacak olan “manevi oksijen” çadırlarıdır. Bu manevi oksijen alanları, sadece birer sığınak değil; bireyin hem dünyevi sorumluluklarını yerine getirdiği hem de manevi gıdasını aldığı birer denge merkezidir.

Fen bilgisi dersinde fotosentezi öğrenirken, ruhun hangi güneşle beslendiğini bilmemek, sormamak ve bunu ihmal etmek; atomu parçalayıp kendi benliğini unutan insanın büyük bir eksikliğidir. İnsanın varlığı, sadece biyolojik bir süreçten ibaret değildir.

İnsan, aynı zamanda derin bir mana arayışının yolcusudur. Bu nedenle, eğitimin temel gayesi, bireyi “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için” hazırlayan o altın dengeyi kurmak olmalıdır. Sınav maratonunda depar atarken, ebedi hayatın bitiş çizgisini hesaba katmamak, sadece tek ayakla maraton koşmaya benzer.

Eğitim süreci, bu dengenin inşa edildiği en temel şantiyedir. Bir gencin 17 yaşına geldiğinde, K-Pop idollerinin koreografilerini ezberlediği kadar, hayatın asıl ritmi olan namazın kıyamını bilmemesi; TikTok fenomenlerinin hayatlarını dikizlerken, kendi ecdadının vakur duruşundan bihaber kalması düşündürücüdür.

Hepimiz aynı gemideyiz. Herkes kendince bir suçlu bulabilir. Ancak asıl mesele suçlu bulmak değil; sistem inşa etmek. Duyarlı, kanaatkâr, derdi olan, ecdadını yad eden, secdeden gönüllere yol olan bir nesil inşa etmek…

Modern dünyanın gerektirdiği teknik donanıma sahip olmak ne kadar elzemse; kendi inanç dünyasının temel taşlarını, hiç olmazsa kendisine yetecek kadar din bilgisini ve ahlaki değerlerini özümsemiş olması da o denli hayatîdir.

Dünyevi ilimler için harcanan mesainin yarısı, “ben, kimim, biz kimiz?” sorusuna harcanmadığında, sonuç hep sıfıra çıkıyor. Bilgili ancak ahlaksız, bilgili ancak duyarsız, bilgili ancak duygusuz bir zombi ordusu ne kendisini ne geleceği ne de bu dünyayı idare edebilir!

Kendi kültürel ve dini köklerinden beslenemeyen nesiller, rüzgârın önündeki savrulan yapraklar gibi yabancı fikirlerin ve sahte tesellilerin pençesine düşmektedir.

Sonuç olarak, dünyayı daha yaşanılır bir yer kılmak ve geleceğe umutla bakabilmek için, maddi kalkınma ile manevi tekamülü birleştirmek şarttır. Evlerde, okullarda ve sosyal ortamlarda oluşturulacak bu temiz hava sahaları, nesillerin hem bu dünyada iz bırakmasını hem de öte aleme nitelikli bir hazırlık yapmasını sağlayacaktır.

Youtuberların “like” butonuna basmak için yarışan parmakların, bir gün dua için semaya kalkacağını unutmamak gerekir. Yatlar, katlar ve mülkler geçici birer konfor alanı sunsa da asıl kalıcı olan, sağlam bir iman ve sarsılmaz bir karakterle yoğrulmuş bir ömürdür. Bu çift kanatlı yürüyüş, dünyayı sırtına alıp gezdirenlerin saçmalıklarından kurtaracak hem de secdede gözyaşı dökenlerin kavuştuğu ferahlığına ulaştıracaktır. Zira sadece nefsani arzularla güncellemesi yapılan bir ruh, dünyanın en pahalı yazılımını da taşısa hata vermeye mahkumdur.

Kâinatın en kusursuz kodlarını yazan ve her bir zerreyi muazzam bir esere dönüştüren Yüce bir Yazılımcı vardır. Varlığın en karmaşık yazılımını bir “Kün” emriyle pratiğe döken Allah’ın sanatını idrak eden; sadece ekrana değil, gökyüzüne, yeryüzüne, yaratılmış olan ne varsa hepsine ve kendi ruhuna baktığında da o eşsiz tasarımı görebilen bir gençlik, yarının en sağlam temeli olacaktır.

Hayat denilen bu devasa algoritmanın tek ve gerçek sahibi Allah’tır. Bizim asıl vazifemiz; her bir satırı hikmetle dokunmuş bu ilahi yazılımı satırlarda değil, sadırlarda yaşatan nesiller inşa etmektir.

Çift kanatlı kuşlar!

Bu nesiller sadece okullarda değil; aile ortamında, mahallede, sokakta, camide, yolda, trafikte, manavda, pazarda, metrobüste, trende ….

Kısacası sağım, solum ebe!

Kaçış yok!

Zor ancak imkânsız değil!

Bir yerlerden başlamanın vakti çoktan geldi!

Ne dersiniz?