Sınav salonlarından eve uzanan o uzun maratonun, sadece notlardan ve tercihlerden ibaret olmadığını bilenler için: Bu, LGS ve YKS kıskacında nefes almaya çalışan öğrencilerin, arkalarında dağ gibi duran velilerin ve bu sistemin çarklarını döndüren tüm eğitimcilerin hikayesidir.
“Fatih’in LGS Yolculuğu.”
Okulun rehberlik odasının kapısında, renkli, dikkat çekici renkleri olan bir yazı daha doğrusu bir soru cümlesi nedense o sabah Fatih`in dikkatini çekti. Bugüne kadar kimsenin asmaya cesaret edemediği bir soruydu bu.
Kağıtta yazan soru şuydu:
“LGS`ye Nasıl Çalışılmaz?”
Evet, bu yazıyı gören Fatih, tam kapının karşısında durdu.
_ “Süper!” dedi. Sonunda benim uzmanlık alanımı ilgilendiren bir soru var. Aslında bir seminer duyurusuna da benziyordu.
Sorunun muhatabı ve uzmanı olarak iç dünyasında esen fırtınayla saçlarını düzeltirken tam o sırada rehber öğretmen Büşra Hanım`ın sesi geldi.
_Gir bakalım Fatih! Seni bekliyorduk. İyi ki uğradın!
Fatih açılan kapıdan içeri girdi.
Odada Büşra Hanım ve koç öğretmenlerden Emin Bey vardı. Masanın üzerinde de siyah bir zarf görünüyordu.
Fatih kaşlarını kaldırdı ve yine gizemli bir şeyler olmalı, dedi.
_ Nedense her şey gizemli görünüyordu bu okulda özellikle de bu sınav yılımızda.
Kim bilir belki de bize ya da bana öyle geliyordu.
Emin Bey tebessüm etti.
_ Hayırdır Fatih gizemin içinde kayboldun herhalde!
Evet, zarfın üzerinde senin adın yazıyor.
Biz öyle istedik. Normal bir durumdan farklı olarak bir şeyler yapmalıyız, diye düşündük.
Sıradan bir şey yapsaydık üç beş dakika sonra etkisi biterdi.
_Hocam bu konuda kesinlikle size katılıyorum.
_ Büşra Hanım da “Fatih bu zarf senin için hazırlandı, dikkatle okumalısın.” dedi.
Fatih, siyah zarfın kendisine verilmesini heyecanla sabırsızlıkla bekliyordu.
Fatih zarfı orada açtı ve şu başlığı okudu:
“Fatih’in Sınav Dosyası: Sınava Nasıl Çalışılmaz?
Evet, Fatih zarfı açtı ve bu başlığı okudu.
Devamında şunları da okudu:
“Fatih, evladım!
Çalışmaya başlamadan önce mutlaka şu on bir farklı çalışma yöntemini araştır.”
Araştırınca göreceksin ki hiçbirini uygulayacak zamanın kalmayacak.
Fatih biraz güldü.
Beni kim takip ediyor ki?
_Kimse, dedi Emin Bey. Sen bunu internet ortamında zaten çok açık yapıyorsun.
Fatih biraz utanır gibi oldu. Yani mahcup olduğu yüzünden okunuyordu.
Büşra Hanım ciddi bir ses tonuyla konuştu:
_Fatih insan bazen “mış gibi yapar” yani öğreniyor gibi görünürken öğrenmekten kaçar.
Sürekli yeni videolar, farklı arayışlar, yeni yöntem ve bahaneler….
Yani bilgiyle, soru bankasıyla, haftalık ödevlerle meşgul olurken de asıl öğrenmeyi ertelemek mümkün.
_Fatih, ama hocam ben her şeyi bilmek, hiçbir şeyi kaçırmak istemiyorum. Telefona bakmadığım an bir şeyleri kaçırıyorum korkusuyla yaşıyorum, dedi.
_İşte tam da bu noktada FOMO dedikleri şey devreye giriyor, dedi Emin Bey.
Evet, Fatih!
Bir şeyleri kaçırma korkusu bu işte!
Arkadaşım neyi çözmüş, kim hangi mesajı göndermiş, neyi beğenmiş, izlediği film, dinlediği podcast vb.
_Yoksa her şeyden geri kalırım.
_Belki, dedi Emin Bey. FOMO bu işte!
Yani kelime olarak şunları da söyleyeyim ki daha iyi anla. FOMO, İngilizce “Fear of Missing Out” ifadesinin kısaltmasıdır ve Türkçe karşılığı “gelişmeleri veya fırsatları kaçırma korkusu“dur.
Yani tekrar sana dönecek olursak herkesi takip ederken kendi yolundan uzaklaşıyorsun. Her şeye vakıf olayım, herkesi takip edeyim derken kendini unutuyorsun.
Yazık değil mi bunca zamana, emeğe, paraya….
Rehberlik odasında sessizlik birkaç saniye sürdü.
Sonra Büşra Hanım siyah zarftan ikinci not kağıdını çıkardı.
_Fatih bir kitapta okuduğum “agnotoloji” diye bir kavram var.
İzahı şöyle: “Bazen cahillik, bilmemek sadece bilgi eksikliği değildir. Bilinçli olarak dikkat dağıtılır, kafa karıştırılır veya cahil kalmak için sürekli bahaneler üretilir. Yani bir nevi kasıtlı ve bilinçli cahillik pazarlaması gibi bir şey.
Fatih biraz derin düşündü.
_Yani benim “Önce ders çalışacağım masayı tamamen düzenleyip, sonra kesin başlayacağım.” demem…
Ve…. Haftaların ve ayların böyle geçmesi…
Evet, Fatih!
Küçük ancak anlamlı bir örnek verdin aslında.
_ “Bu kitapla, bu denemeyle çalışamam!” demek gibi…
“Bu hafta zaten bitiyor, geç kaldım; ancak haftaya tertemiz bir başlangıç yaparım.” demek de agnotoloji örneği olabilir, Fatih.
Emin Bey başını salladı.
_Fatih işte şimdi senin uzmanlık alanına geldik.
Fatih bıyığı olmasa da “bıyık altından güldü”
Sonra ciddileşti.
_Hocam ya yapamazsam ne olacak?
Herkes benden başarılı olmamı bekliyor.
Büşra Hanım odasının penceresinden çok uzaklara bakıyormuş gibi yaptı. Bunu yaparak sözlerine biraz daha derin bir anlam yüklemek istiyordu herhalde!
_Evet, Fatih!
İnsanlar zamanla taşıdıkları kimliklerin altında kaybolabilir, ezilebiliyor. Başarılı kişiler daima başarılı kalmalı. Zeki kişi asla yanlış, eksik cevap vermemeli. Güçlü kişi de zorlanmadan ilerlemeli.
_Hocam yanlış yapınca kendimi aptal gibi hissediyorum.
_Fatih aslında bir veya birkaç soruyu yanlış yapmakla aptal olmak arasında Edirne’den Kars’a yol var.
Emin Bey de ekledi.
_Dünya senden sürekli “birisi – başkası” olmanı isteyecek. Ancak asıl büyük tuzak, keşfedilmeyi bekleyen tamamlanmamış bir “sen – birey” olduğuna inanmaktır.
Fatih şaşkın ve hayret eden gözlerle baktı.
_Yani Hocam kendimi bulamayacak mıyım?
_ Oğlum!
İnsan mermerin veya devasa bir kaya parçasının içindeki saklı bir heykel değildir, dedi Büşra Hanım. Evladım, sen bulunacak bir şey değilsin, olmaya devam eden ve yolda olan birisin. Kendini anladığını zannettiğin an belki de sadece kitabın girişindesin.
Tam cümle bitmişti ki koridordan zil sesi duyuldu
Fatih ayağa kalktı.
_ Yani Hocam bu LGS hayatımın tamamı değil?
_ Değil elbette dedi Emin Bey. Ama hayatına anlam katacak önemli şeylerden biri olabilir.
_ Hayatın anlamını orada burada, başkasında aramak ve bulmak yerine….
Hayatı anlamlandırmaya çalışmak ve içinde bulunduğumuz anı yaşamak, sürecin kendisini yaşamak…
Büşra Hanım gülümsedi ve aynen öyle, dedi.
Fatih kapıya doğru yöneldi.
Sonra bir anda durdu.
_ “Hocam önümde dağlar gibi konular var.”
Emin Bey sakin ve yumuşak bir ses tonuyla:
_ Evet, dağ kadar emek, sabır ve zahmet var.
_Biraz zor, korkutucu belki ama başka ne yapacaksın?
Bir sonraki durak veya duraklar da hayatın devamı değil mi?
Kaybedecek bir saniye yok.
Fatih`in gözleri parladı ve gülümsedi.
_Fatih umarız bu konuşma motive edici olmuştur.
Üzerinde çalışmaya devam edeceğiz, inşaAllah!
Büşra Hanım son bir cümle kurmak istedi.
_ Evet, Fatih!
_ Efendim Hocam!
_ Asla erkenden oyunu terk etme!
Fatih sınıfa doğru yürüdü.
Fatih, o gün ve bir sonraki gün mükemmel bir çalışma programı hazırlamadı, müzik dinlemedi, podcast açmadı, kimsenin ne kadar soru çözdüğünü araştırmadı, masasını yeniden düzenlemedi.
Fatih sadece bir soruyla başladı.
Yanlış duymadınız sadece 1 soru.
O soruyu da yanlış yaptı. Sonra aynı soruyu tekrar çözdü. Bu kez doğruydu ancak tam olarak anlayamamıştı, bir şeyler hâlâ eksikti, kafasında tam oturmamıştı.
Aynı soruyu üçüncü kez çözdü.
Öğleden sonra rehberlik odasının kapısındaki gizemli bilgi kağıdı yoktu.
“LGS`ye Nasıl Çalışılmaz?” cümlesinin yerinde yeni bir cümle vardı.
“Bazen ilerlemenin ilk adımı, yanlış yolda, hatalarla, eksiklerle ne kadar oyalandığını fark etmektir.”
Fatih bu cümleyi görünce gülümsedi ve oradan sınıfa doğru yürüdü.
Evet, Fatih hâlâ LGS`ye nasıl çalışacağını tam olarak bilmiyordu.
Ancak çok daha önemli bir şeyi öğrenmişti.
Nasıl çalışılmayacağını.

Yazmayı seven biri. Okumak yazmayı; yazmak okumayı geliştirir. Yazdıkça ve okudukça dünyanın daha da iyi olacağına inanan birisi. Ayrıntıların önemli olduğunu fark etmeye gayret eden birisi. Tantuni, zeytin, kayısı diyarının bir kazasında dünyaya gelen yazarımız evli ve üç çocuk babasıdır. Öğretmenlik hayatına devam etmektedir. Eğitime, teknoljiye, kitaba, okumaya, okutmaya ve hayata dair yazılar kaleme alma gayretindedir.

