Günümüzde modern dünya, bizi sürekli “görüntüyü paylaşmaya” ve vitrinleri süslemeye itiyor. Oysa asıl mesele, vitrindeki parlaklık değil, o vitrinin arkasındaki sağlam irade ve sarsılmaz aidiyettir.
Bugün kendimize şu can alıcı soruyu sormak zorundayız.
Bu üç günlük dünyada, sadece galiplerin çizmesine güzellemeler yapan, köksüz ve basit bir rüzgârın oyuncağı mı olacağız; yoksa hizmet ettiği değerle devleşen, “Sultan’ın çizmecisi” olmaktan gurur duyan bir sadakat abidesi mi inşa edeceğiz?
Kabataş’ta, o kalabalığın ve keşmekeşin arasında sessizce yatan bir isim var.
Çizmeci Mahmut Efendi.
O, sadece deri işleyen bir esnaf değildi; o, 1453 İstanbul’un fethine bizzat katılmış bir asker, Peygamber Efendimiz’in övgüsüne mazhar olmuş bir “Ni’mel-Ceyş” (Güzel Ordu) neferidir. Fatih Sultan Mehmet gibi bir dünya fatihinin çizmelerini yapmayı, o kutlu yola hizmet etmeyi hayatının en büyük rütbesi sayan bu yüce gönüllü insan, Osmanlı saray geleneğinde “Mûze-dûz” yani çizme diken sanatkârların manevi önderiydi.
Çizmeci Mahmut Efendi’nin hikâyesi, bugün ne Avrupalı ne Asyalı ne de Müslüman Türk olabilmiş, kendi değerlerini aşağılamayı bir marifet sanan ve tarihin terazisinde “yok hükmünde” duran çizme yalakalarına verilmiş en asil cevaptır.
Eğitim camiamızın bugün en büyük sınavı, sadece bilgi yüklemekten ziyade, Çizmeci Mahmut Efendi ruhuna sahip nesiller yetiştirebilmektir. Günübirlik planlarla, sadece kısa vadeli başarılara odaklanan bir eğitim sistemi, bizi ancak zevahiri kurtarmaya götürür. Oysa bizim, tüm insanlık için faydalı olacak uzun soluklu planlara ihtiyacımız var.
Eskiden Kabataş’ta kendi yaptırdığı zaviyesinde esnafı manevi olarak terbiye eden bu gönül eri gibi, bir gencin kalbine yaptığı işi bir “Sultan’a hizmet eder gibi” titizlikle yapma bilincini yerleştirebilirsek, işte o zaman asırlar ötesine derin mesajlar veren bir nesil inşa etmiş oluruz.
Bakınız, bugün strateji kitaplarında yere göğe sığdırılamayan Alfred T. Mahan, “Denizlere sahip olan dünyaya sahip olur.” tezini 19. yüzyılda ortaya atmıştı. Oysa ondan asırlar önce, bizim büyük devlet adamımız ve denizcimiz Barbaros Hayrettin Paşa, “Denizlere hâkim olan cihana hâkim olur.” fikrini bir hayat felsefesi haline getirmişti. Bu tesadüf değildir; bu, bir özgüvenin ve bir medeniyet tasavvurunun sonucudur.
Biz, Çizmeci Mahmut Efendi gibi olmaya gayret etmeliyiz. Kendi kahramanlarımızı unutup başkalarının gölgesinde serinlemeyi seçersek, öz değerlerine yabancılaşmış zihinler olmaktan öteye gidemeyiz.
Çizmeci olabilmek sanıldığı kadar kolay bir zanaat değildir. Bu, bir boyun eğme değil, aksine bir Sultan’ın gönlüne girecek kadar işini aşkla ve ahlakla yapma sanatıdır. Sultan’ın gönlünde yer bulanlar, bugün tramvay hattının hemen yanındaki o mütevazı kabrinde yatan Çizmeci Mahmut Efendi örneğinde olduğu gibi, aradan asırlar geçse de dualarla anılmaya devam ederler. Çünkü onlar Allah’ın nazlı kullarıdır; onlar fani alkışların değil, baki olanın peşinden gitmişlerdir.
Eğitim sistemimizin yegâne hedefi; usta-çırak ilişkisini bir nefis terbiyesi olarak gören bu tasavvufi derinliği yeniden canlandırarak kendi değerlerinden utanmayan nesiller yetiştirmek olmalıdır.
“Bugün Kabataş’ın gürültüsü içinde sessizce bekleyen o mübarek zat, aslında büyük bir manevi ağırlıkla Peygamber Efendimiz başta olmak üzere, O’nun (s.a.v.) izinden gidenlerden ve o kutlu yolda yorulmadan yürüyenlerden bir nebze dua beklemektedir.”
O, sadece bir çizme ustası değil, bir sadakat abidesi olarak, Peygamber yoluna gönül vermiş her nesilden bir selam, bir Fatiha ve o sarsılmaz bağlılığın kendi ruhlarında da yeşermesini istemektedir.
Sonuç olarak, sadece diplomalarla değil, karakterle örülmüş bir gelecek hedeflemeliyiz.
Çizmeci Mahmut Efendi’nin sessiz duruşu aslında bir davettir. Bizi, galiplerin çizmesini temizleyen ezik ruhlar olmaktan çıkıp, kendi medeniyetimizin hizmetkârı olma şerefine davet etmektedir.
Eğitimciler olarak bizler, öğrencilerimize sadece “ne” olmaları gerektiğini değil, “nasıl bir ahlakla” yürümeleri gerektiğini öğretmeliyiz.
Unutmayalım ki, sadece günü kurtaranlar tarihin sessizliğinde kaybolur. Gönülleri fethedenlerin yolunda hizmet edenler ise asırların dualarına mazhar olurlar.
Kaynakça
- İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Fethin Öncüleri Ni’mel Ceyş Kabirleri Envanteri.
- Ayvansaraylı Hafız Hüseyin Efendi, Hadîkatü’l-Cevâmi (Cami Bahçeleri).
- Kültür Envanteri, Çizmecibaşı Bedreddin Mahmud Ağa Maddesi.
- İstanbul Türbeler Müze Müdürlüğü Kayıtları ve Arşivleri.

Yazmayı seven biri. Okumak yazmayı; yazmak okumayı geliştirir. Yazdıkça ve okudukça dünyanın daha da iyi olacağına inanan birisi. Ayrıntıların önemli olduğunu fark etmeye gayret eden birisi. Güller diyarının bir kazasında dünyaya gelen yazarımız evli ve iki çocuk babasıdır. Öğretmenlik hayatına devam etmektedir. Eğitime, teknoljiye, kitaba, okumaya, okutmaya ve hayata dair yazılar kaleme alma gayretindedir.

