"Enter"a basıp içeriğe geçin

Sembolik Yaşıyoruz

Sembolik Yaşıyoruz

 

Kaos var desem, ülkede yaşananları tarif edebilir mi? Emin değilim. Gündemin ışık hızıyla değiştiği/değiştirildiği zaman içinde, yazıya başladığım şu an, biteceği andan daha iyi olacağından eminim.

“Eceliyle ölmenin” hayal olduğu zamanlardayız!

Ne zaman, nerede, nasıl öleceğimiz, öldükten sonra nerede ve nasıl gömüleceğimiz, cenaze merasiminin nasıl yapılacağı, kimlerin katılacağı yetkililerce belirleniyor!

Başına havan mermisi düşebilir!

Yanında canlı bomba patlayabilir!

Sokak ortasında yasal mermilerle vurulup, günlerce vurulduğun yerde kalabilirsin!

Çalıştığın işyerinde, güvenlik önlemleri alınmadığından “iş kazası” veya “fıtrat” denilerek katledilmen onaylanabilir!

Eşin, sevgilin, erkek arkadaşın ya da sana musallat olan sapık tarafından da öldürülme ihtimalin yüksek!

Trafik kazası en basit ölümlerden!

Eğer tüm bu ölümlerden kurtulmayı başarmışsan yine de sevinmeyeceksin. Yediğin genetiği değiştirilmiş, hormonlu, içinde ne olduğu belli olmayan gıdalardan dolayı zaten vaktinden çok önce öleceğin kesin!

Şehir hastanelerine hasta garantisini boşuna vermediler! Verilen garantinin tutturulması gerekiyor.

Sadece ülkemiz için de değil bu durum. Tüm dünya için geçerli.

Yemen’de her gün yüzlerce insan öldürülüyor. Çocuklar bombalanıyor, ses yok!

Suriye’nin kaderi ABD ile Rusya arasında yaşanan çıkar kavgasının kıskacında kırılırken olan Suriyeli insanlara oluyor! Şanslı olan ölüyor, şansızların en iyi durumda olanları sürünüyor.

Irak, yıllardır yaşadığı karmaşadan kurtulamadı!

İran’da her gün muhalifler, özellikle de Kürt muhalifler asılarak katlediliyor.

Ülke ise baştan aşağı rezalet.

Son çıkan haberlere göre, ithal edilen hayvanlarda şarbon hastalığı tespit edildi. Bu hayvanlar kesildi ve etleri satıldı! Bu etleri tüketen insanlar da aynı hastalığa yakalandı! Yetkililerin bazıları olayı doğrularken, bakan çıkıp, “öyle bir şey yok, vatandaşlar rahatlıkla et yiyebilirler” diyebiliyor!

Tıpkı, Çernobil faciası sonrası çay içip gösteri yapan yetkililer gibi!

İthal hayvanlar gümrükte muayene edilmiyor. Muayene zorunluluğu kaldırılmış. Ne de olsa vatandaş her türlü ölmeye hazırlanmış!

Ekonomi desen tutacak yeri kalmamış. Bankalar, gece yarısı döviz fiyatlarını yarı yarıya indirerek birilerine haksız kazanç sağlayıp sırıtabiliyorlar. Hırsızlık bu kadar alenileşmiş!

400 bin emeklinin emekliliği iptal edilmiş. İptalin, incelemeler sonucu bulunan eksiklik, hata ve hileler olduğu söylense de genel kanı, ekonomik tedbir olduğu konusunda birleşiyor! Ne de olsa iptal edilen emeklilerin yıllık maliyeti 10 milyar liranın üzerinde!

Lira, sadece son iki ayda % 40’dan fazla değer kaybetti. Piyasa zamları da bir o kadar! Her gün bir mal veya hizmete zam geliyor. İnsanlar her geçen gün fakirleşiyor. Tabi ki küçük bir azınlık da aynı oranda semirip zenginleşiyor!

Ve ekonomik kaos’un insanların beyinlerinde yapmış olduğu hasar cepte yaptığı hasardan fazla!

Aynı oranda ezilmelerine rağmen, sanki iktidara oy verenler daha fazla ezilecek düşüncesiyle, her zam sonrası “ver mehteri” diyerek, iktidara oy verenlere göndermelerde bulunabiliyorlar!

Aynı kazanın içinde ezilen üzüm olduğunu unutanlar var.

Kazana isteyerek girenlerle zorla sokulanlar arasında, ezilme konusunda fark olmayacağını, ezilip şarap olduktan sonra anlayacaklar!

Adalet konusundaki yaranın kabuk tutması ise imkansızlaştı.

Yandaş Hürriyet yazarı Abdulkadir Selvi’nin son yazılarından birisinde bahsettiği “sembolik  tutuklamalar” adalet konusunda hangi noktada olduğumuzun itirafı gibiydi!

Hukuk sisteminde mevcut olmayan bu terim ile mahkemelerin işleyiş şeklini tarif etmesi, mahkemelerin yasalarla değil de emirlerle çalıştığının göstergesi olarak itiraf panosuna asılmış oldu!

Gazeteci Deniz Yücel’den ABD’li rahip Brunson’a, Tutuklu gazetecilerden Demirtaş’a, akademisyenlerden öğrencilere, 15 Temmuz darbe tutuklularından KHK (Kanun Hükmünde Kararname) ile atılanlara kadar, adaletin işleyişinde hukukun değil de emrin geçtiğini başka türlü anlatamazdı, Abdulkadir Selvi’nin tarifi.

Cazei karşılığını bulmayan suçların gittikçe artması, faili meçhul! katillerin, taciz ve tecavüzcülerin, işçi ve kadın katillerinin, hırsız ve soyguncuların sokakta gezdiği, hak arayanların, adalet ve barış isteyenlerin tutuklandığı zamanımızda, “barış ve adalet” istemenin saçmalığını da, kaos’un yarattığı dengesizliğe veriyorum.

Öyle bir yerine geldik ki zamanın, iktidardan isteyecek bir şey kalmadı!

Hiç kimsenin ya da gücün, sana haklarını vermek, insanca yaşamını tesis etmek, adil davranmak gibi bir niyetleri yok.

Faşizmin utanacağı bir dönemdeyiz artık.

Olması gereken ne varsa, insanca yaşamak için, oluşturması gerekenlerce, olması gerektiği şekilde yapılmak zorundadır.

Zamanı mı?

Geçti ama yine de geç değil,,,

 

Nami Temeltaş

1956 Elazığ doğumluyum
1977 Diyarbakır Eğitim Enstitüsünden mezunum
Siyasi nedenlerle öğretmenlik yapmadım
1980 sonrası 6 yıl kadar Diyarbakır, Eskişehir ve Antep cezaevlerinde tutsak kaldım
İşçi emeklisiyim