"Enter"a basıp içeriğe geçin

Ve çocuk sustu…

Kalemim varmıyor yazmaya, nereye yazsam da kabul etmiyor. Dilim söylemez oldu, yüreğim yangın yeri. Yazdığım kağıt bile kusacak sanki. Nerden başlasam, başlasam da hiç durmasam.

Kime kızsam, kime haykırsam, kime yansam? Taşa anlatsam taş bile yerin dibine geçer inan ki. Utanıyorum, iğreniyorum böylesi bir vahşeti duyduğum için, yıkıldı yine can duvarlarım üstüme de altında kaldım. Ne oldu bize? Biz kimiz Allah aşkına? Burası dünya ise içindeki insanlar nerede? İnsanlar burada, burada olmasına da insanlık nerede? Gözümüzün nuru, ciğerimizin köşesi, kokusuna doyamadığımız Allah’ın emaneti minik meleklere kıyıyorlar bak.

Onlar daha bebek, daha küçük daha sessiz. Sesi var ama çaresiz. Bu vahşeti onlara reva gören, bu dünya emrine verilmiş insan olabilir mi hiç? Yok değildir, onlar insan ise ben insan olmak istemiyorum artık. Şeytan maskesi takmış, şeytandan da şeytan onlar.

Eminim yer gök ağlıyordur şimdi. Toprak sardı sarmaladı, kucakladı bağrına bastı minik bedeni. Biz sahip çıkamadık, toprak annelik yaptı. O kadar küçüktü ki, duaları ninni diye fısıldadılar kulağına.

Ya biz? Susup sessizce ağlayacak mıyız bir köşede? Aynaya bakabilecek cesaretiniz kaldı mı? Şiirler yazıp, şarkılar söyleyebilecek misiniz?
Mini mini bir kuş konmuştu ya hani o penceremize. Almıştık içeriye cik cik ötsün diye. Pırpır etmişti hani, sonra ellerimiz bomboş kalmıştı. Yok o öyle olmadı işte! O minik kuşun kanadını kırıp, ciğerini söktüler yerinden. Uçamıyor artık, konmayacak hiçbir pencereye…

Ve ona bunu yapanlar da insanım diye dolaşacaklar yer yüzünde. Yıkılsın o vakit bu dünya! Yansın masmavi gökyüzü minik kuşlar ötmeyecekse!..
Yıkılsın da bu utançtan bizleri kurtarsın. Daha ne diyeyim, söylenecek söz kalmadı. O minik bedenlere bu vahşeti yapanların en ağır cezayla cezalandırılmaları için sesimizi duyurmak lazım. İçimize akıttığımız kan gözyaşlarında boğulmaları için ne gerekirse yapılmalı.
Yok yapamayacaksanız eğer verin onları bir annenin eline. Anneyim ben, gücüm yetmez sanmayın. Söndüremez bütün denizler birleşse de içimdeki ateşi. Yüreği yanmış bir annenin ahından korkun. Evlat acısı tatmış bir annenin zulmünden sakının!..

Ödensin artık annelere olan vefa borçlarınız. Bu ayıpla, bu vahşetle kaç annenin daha eli bağrında kalacak? Bu cinayetlere sessiz kalan yürekler yansın! Sabah olmasın, güneş doğmasın! Bahar gelmesin, kuşlar uçmasın gökyüzünde!..
İçinde çocukların gülmediği, oynamadığı hiçbir bahçe çiçek açmasın! Yerin dibine girsin bu dünya! Küçücük yürekleri koruyamıyorsa eğer…

Ve çocuk sustu, dünya yıkıldı ona layık olmayanların üzerine. Oysa daha söylecek şarkısı, dinleyecek masalı vardı. Onun susmasına, sebep olan bu düzen bozulsun! Sözün bittiği yerdeyim, acının ta ortasında.

Çocuk susar, sen susma! Haykır bu zulmü insanlığa “ben insanım” diyenlerin suratına!..

 

 

 

 

Fotoğrafın bir kaynağı yok, karardı yürekler…

Fadime Çetinkaya

30 Ekim 1978 doğumlu, her şeyden önce kul, sonra evlat, eş ve anne olma çabasında…
Yazdıkça öğrenenlerdenim…