"Enter"a basıp içeriğe geçin

Hoşça kalsın yüreğiniz

“Vedalar, gözüyle sevenler içindir. Çünkü gönülden sevenler ayrılmaz…” Hz. Mevlâna

Bu yüzden hiç sevmem veda etmesini. Ayrılık zamanı geldiyse eğer, bize sessizce gitmek yakışır bu şehirden. Koskoca yirmi yılın ardından el sallamakmış bizim payımıza düşen…
Bugün beni ben yapan değerlerle birlikte “hoşça kal!“ diyorum bu şehre.
Her ne kadar adı gurbetse de yurt oluyor geçen zamanla. Ta ki, kendini buralara ait hissetmemeye başlayıncaya kadar. İşte o an ayrılık zilleri çalıyor kapında, istemesen de açmak zorunda olduğun…

Ne günlerimiz geldi geçti, kaybolan yıllarla beraber. Ne sevdalar gördük ne dostluklar yaşadık. Yârenlik edip, yâr olduk zaman zaman. Kimine kardeş, kimine arkadaş, kimine anne, kimine ise hasret olduk belki de kim bilir?

Ya bu şehir, kaç akşamını yağmurlu sokaklarında yürürken geçirdik. Güneşi görünce şükredip, kar görünce sevindiğimiz şehir…
Kalabalıktan uzak, sessizliği geceye hâkim bu şehir. Kaç gurbetçiye vatan oldu, ev oldu, hasret oldu bağırlarında. Gün gelip, teker teker bir uçağın kanadında yolcu eden şehir…
Ne çok anılarımız var sende. Gençliğimizin her evresini birlikte yaşadık. Evimiz bildik, yurdumuz bildik. Bir o kadar yabancı arasında tek sen idin tanıdık, bildik…

Sana da hoşça kal diyorum ve bir sürü anılarımı yürüdüğüm kaldırımlarında bırakıyorum. Her sokak başında, her karış toprağında…
Hoşça kal! İçi insan dolu ama kendi yalnız şehir. Belki gün gelir gelirim seni de ziyarete. Yine bir eylül ayında yağmurlu bir akşamda…

İşte bu yüzden sevmiyorum veda etmesini. Her veda, bir ayrılık demek çünkü. Oysa ayrılıklarda gizli kavuşmalar saklı. Her ayrılık, bir vuslata gebe değil miydi?
Ve vuslat içinse bu ayrılık, katlanmak gerekmez mi onca acıya?
Biliyorum kolay olmayacak elbet, kolay olsa idi böyle şarkılar yazılır mıydı ayrılık acısına? En zor olan ise geride bıraktığın ailen, eşin, dostun, arkadaşın ve hatıraların. Yoksa döker miyim bir damla gözyaşı bırakıp giderken? Yanar mı yüreğimin ta ortası, sevdiklerime “sağlıcakla kal” derken?..

Bugün en zor olanı bu, sevdiklerinle vedalaşmak. Onları ardında bırakıp, öylece bırakıp gitmek.
Hani demiş ya Cemal Süreya: “Dökmeye niyetim yok içimi. Zor sığdırdım zaten.” Zor sığdırdım ben de daha dökmeden kimseye.
Gönülden gönüle köprü kurdum sessizce. Gözün görmediğini gönülden sevenler unutur mu hiç? İşte gönlümde ayrı ayrı yeri var sevdiklerimin gizlice sakladığım. Özledikçe çıkarıp, hasret gideririm diye…

Kim bilir, gün gelir belki bir şehir kurulur vatan topraklarında. Hasrete son diyenler gelir, yerleşir yanı başımıza. Kim bilir, belki yeniden komşu oluruz her birinizle. Kim bilir belki “çayı koy, geliyorum!” mesajı ile uyanırım. Sırf bu yüzden her öğün çay demini alacak ocakta. Gelirken “çayın var mı?” Diye sormadan çıkıp gelin işte…
Yapacak bir şey yok, özler ve beklerim. Çay demini alır, ben beklerim. Her kapı çalışında, sizden biri gelecekmiş gibi beklerim. Tıpkı buradaki gibi çayı ocağa koyar beklerim…

Bu yüzden veda etmiyorum bugün. Yüreğimde sizlerle gidiyorum, tüm sevdiklerimle.
Eşim, dostum, arkadaşlarım, gönlüne girip giremediklerim!.. Bir selam verip alıp alamadıklarım…
Kim bilir yine bir Eylül ayında, kavuşuruz yağmurlu bir akşamda…
Bu sefer gurbet sokaklarında değil, hasret kaldığımız Vatan topraklarında…

Tüm bu duygularla, ”Hoşça kalın” diyorum sadece, “hoşça kalsın” yüreğiniz diye…

Sevgi ve hasretle…
Fadime Çetinkaya

 

 

 

 

 

 

Fotoğraf Kaynak: Zapkolik.com

 

Fadime Çetinkaya

30 Ekim 1978 doğumlu, her şeyden önce kul, sonra evlat, eş ve anne olma çabasında…
Yazdıkça öğrenenlerdenim…