"Enter"a basıp içeriğe geçin

Paylaşmak demişken

Şimdi bayram zamanı, arkamızda bıraktığımız ramazana veda zamanı. Şöyle bir geriye bakıp değerlendirmeden geçmek istemedim. Tutabildiğimiz ve tutamadığımız oruçlar, hâkim olup olamadığımız nefsimiz ve bu ayın sadece aç kalmaktan ibaret olduğunu sanan birtakım insanlar…
Böylece bir Ramazan ayı daha iyi kötü hatıralarıyla geride kaldı. Giderken yüreğimizde bıraktığı derin yaralarla “yine olmadı, beni yine anlamadınız!” dercesine buruk bir veda ve bayram telaşıyla baş başa bıraktı bizi. Çünkü Ramazan sadece yemek içmekten ibaret değildi. Üstelik yerken, içerken bunları sosyal medyada teşhir etmek ise hiç değildi.

Biz yanlış anladık onu, ya da anlayamadık. Birbirinden güzel, çeşit çeşit yemeklerle donanmış sofralar her gün boy gösterdi sosyal medyalarda. Açın hâlini anlayıp, nefsimizi terbiye edeceğiz derken yediğimiz ve içtiklerimizle onlara daha büyük zararlar verdik. Nerede ne yiyorsak her bir şeyi sergilemek alışkanlık oldu. Gördüğümüz güzellikleri anlatmak, göstermek iyi hoş da her yenileni paylaşmak hiç hoş olmadı.

Aslında bizim “yediğin içtiğin senin olsun. Gördüğün güzellikleri anlat” diye bir atasözümüz vardı bir zamanlar. Kimse merak etmezdi ne yeniliyor ne içiliyor diye. Merak edilen gezilen ve görülen yerlerdi. Nereleri gezdin, neler gördün? İnsanların asıl merak ettikleri bunlardı. Böylelikle gidip, göremedikleri yerler hakkında bilgi edinirlerdi. Oysa bugün gezilen yerler değil, yemeklerinin güzel olup olmadığı sorulur oldu. Beynimizden, yüreğimizden önce midemizi ve nefsimizi doyurur hâle geldik sonunda.

Ayrıca eskiden yediklerinden bahsetmek uygun karşılanmaz, görgüsüzlük olarak algılanırdı. “Ne yedin?” diye soranlara bile “söylemesi ayıp…” diye başlanırdı anlatılmaya. Bütün bunlar mütevazılıktan değildi elbette. Gören, duyan insanların canları çeker de yiyemezler diye saygıdandı. Okula giden çocukların çantalarına bile diğerlerinin yiyemeyeceği yiyecekler konulmazdı. Kısacası yiyip, içtiklerimizle gösteriş yapılmazdı şimdiki gibi.

Farkındayım, toplum olarak kültürümüzde yemek çok büyük bir yere sahip. Yemek kültürü yüzyıllardır insanların birbirleriyle kaynaşmalarını sağlayan en önemli faktörlerden biridir. Ama hiçbir zaman bir gösteriş unsuru olmamıştır. Göz hakkı kalır diye insanlar göstermekten ve anlatmaktan sakınırdı. Paylaşmak derken eminim bugünkü paylaşımlar kast edilmemişti. Paylaşmak, sende olanı olmayana da vermektir. Paylaşmak, sadece maddi değil manevi duygularına da ortak olmaktır. Paylaşmak, karşındakini mutlu edebilmektir. Paylaşmak, ben sen değil biz olabilmektir. Paylaşın, ama sevgilerinizi paylaşın, dostlukları paylaşın. En önemlisi de paylaşabiliyorsanız insanlığı paylaşın. İnsan kalabilmeyi paylaşın!..

Elbette yediklerimizi, içtiklerimiz de paylaşalım. Tabii ki de sosyal medyada değil, göstere göstere değil. “Ben yiyebiliyorum, sen de yiyebiliyor musun?” dercesine değil! Üstelik “gel beraber olsun” diyerek de değil, çünkü bu cümleyle yaptığımız görgüsüzlüğü de kapatamıyoruz. Yediklerimizin resminin yerine, yemeklerimizi paylaşalım. Paylaşmak güzeldir. Tıpkı üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi: “Eğer paylaşmayı bilirseniz, ekmeği paylaşmak ekmekten daha lezzetlidir.”

İşte bugün bayram. Ne dersiniz? Bu bayram, bayram sofralarını değil de bayramların anlam ve önemini paylaşalım. Sevgilerimizi paylaşalım, aslımıza dönerek birliğimizi paylaşalım. Keşke bayram süresince insanları üzecek ve kıracak şeyler de yasaklansa. Mesela siyaset yasak olsa bu bayram. Kimse kimseyi yargılamasa, düşündüklerinden dolayı. Kenara bırakabilsek benliklerimizi, biz olabilsek ta en başında olduğu gibi. “Biz öyle de güzeldik” bu bayram bunu hatırlayıp, hatırlatalım eşe dosta.

Yeri, zamanı ve yaşı yok paylaşmak hayattır. Paylaşalım, hadi bayramı paylaşalım. Bugün insanların bayramı olalım, elimizden geldiğince. Tek düşüncemiz, tıpkı çocukluğumuzda olduğu gibi rengarenk bayram şekerleri olsun…
Sevgiyle
İyi bayramlar…

Fadime Çetinkaya

30 Ekim 1978 doğumlu, her şeyden önce kul, sonra evlat, eş ve anne olma çabasında…
Yazdıkça öğrenenlerdenim…