"Enter"a basıp içeriğe geçin

Cahil olan kim, âlim olan kim?

Ne günlere kaldık, etrafımızda okur yazar cahil ordusu kol geziyor. Düşünün bir kere en az 10-15 yıl boyunca o okul senin, bu diploma benim okuyup ta cehaletten geri kalmayanlar var hâlâ. Kim okumuş, kim cahil belli değil.

Şöyle bir geriye bakıp düşününce, mesela Ahmet amcanın var gücüyle “yeter ki, oğlum okusun adam olsun!” dediği bugün babasını “cahil” gören bir genç var. Ya da genç yaşta kocasını kaybeden, evlere temizliğe giderek evlatlarının eğitimi için elleri nasır tutmuş bir annenin, okumuş ama onu bu hâle getirenden utanan bir evladı var.
Oysa “okumak” neydi? Eskilerin deyimiyle “Oku adam ol!” dedikleri bu olamaz değil mi?
Bunca yıl anaların, babaların ve öğretmenlerin çektikleri emek boşuna mıydı?

Nereden geldiklerini unutandan, neyi okuduklarını unutana birçok gencimiz okudu ama adam olamadı. İlim bildiler lakin, kendilerini bilemediler. Tıpkı Yunus Emre’nin dediği gibi “bu nice okumaktır?”

Son sıralar sıklıkla duyduğumuz bir söz var, “okumuş ama adam olamamış” deniliyor. Adam olmaktan kasıt okumak mı acaba? Öyle ya önceden çok okuyana adam denirdi. Herkesin kafasında bu ikili var. Okumak ve adam olmak…

Aslında bu çok yanlış kullanılan bir ikili. Keşke her okuyan adam olsaydı, olabilseydi. Ama görüyoruz ki, okumakla adam olunmuyor. Bir şeyler bildiklerini sanıp, kibir denizinde boğuluyorlar. Belki beğenmedikleri bir ilkokul mezunu bile daha bilgili olabiliyor. En azından ne olduklarını, kim olduklarını biliyorlar. İşte tam da bu durumlarda gizli bir okuyan ve okumayan savaşı hâkim yıllardır. Bu savaşta okuyanlar okumayanları “cahil” diye adlandırırken, okumayanlar da okuyanların birçoğuna “diplomalı cahil” diyor. Bilmem farkında mısınız? Her iki taraf içinde de aynı yakıştırma var. Peki nereden geliyor bu cahillik?

Cahil, bilgisiz kimse demektir, öğrenim görmemiş, okumamış olan. Cehalet ise, bilgisizlik hâli ile gerçeklerden kaçan, gerçeği çarpıtan ve öğrenmek istemeyen insanlara yakıştırılır. Aslında daha çok cehaletten korkulmalıdır. Bilgisiz insan dilerse okuyabilir, öğrenebilir. Ve bu cahilliğini giderebilir. Oysa cehalette olanlar, öğrenmek ve gerçekleri duymak istemezler.

“Bilgi kadar zenginlik, cehalet kadar yoksulluk yoktur” buyuruyor Hz. Ali. Ama bugün ilim yoksulluğu aldı başını gidiyor. Ve gün geçtikçe cehalet çoğaldıkça da ilim azalıyor. İşte böylece ilim bildiğini sanan fakat kendini bilmeyen diplomalı gençler yetişiyor. Okuyorlar ama cehaletten kurtulamıyorlar.

Şunu da belirtmek gerekir ki, her istediğimiz gibi olmayanı cahillikle suçlamak da yanlış olur. Unutmayalım, bir âlim cahili gayet iyi anlar çünkü o da önceden cahildir. Ama bir cahil, âlimi hiçbir zaman anlayamaz çünkü hiç âlim olmamıştır.

Cahil cehaleti, âlim ise ilmi ile anılır. Burada âlim için önemli olan ilimden önce kendini bilmesidir. İnsan olmanın getirdiği sorumlulukları yerine getirmesidir. En büyük cahillikse bakıp ta görememektir. Ne için okuduğunu, ne okuduğunu bilemeyenler işte diplomalı gerçek cahil onlardır. Onlar, Hz. Ömer’in dediği gibi “diliyle âlim, kalbiyle cahil” olanlardır.

Oysa okumak güzeldir. Hele de Yaradan’ın adıyla okunuyorsa eğer. Allah’ın ilk emri cehaletin düşmanıdır.
Okumanın kıymetini bilenlere ne mutlu! Cehaletten uzak olanlara ne mutlu! Cahil iken Allah’ın emrine uyup âlim olanlara ne mutlu!..

Rahmetli dedem anlatırdı: Bir gün bir arkadaşıyla içi öğrenci dolu olan bir otobüse binerler. Otobüs tıklım tıklım ve hep öğrenci dolu. Bu iki yaşlı adam, ayakta kalırlar. Gençler hiç oralı olmaz, suratlarını cama çevirirler görmezden gelirler. Bir sessizlik hâkim otobüste. Dedemin arkadaşı bu duruma çok içlenir ve üzülür. Sessizliği bozarcasına döner ve dedeme öyle bir laf eder ki, bu lafı duyan gençler bir bir ayağa kalkar:
“Hocam der, hatırlar mısın? Eskiden köyde ahıra girince bizi gören bütün mallar (hayvanlar) ayağa kalkarlardı. Şimdiki gençlere bakıyorum da mallarda olan saygı bunlarda yok!” (Tabii ki kendini bilen gençler hariç)

Evet yorum sizin, okumak mı önemli olan ya da insan olabilmek mi? Öyleyse bu durumda cahil olan kim, Âlim olan kim?

Sevgilerimle…

 

 

 

 

Fotoğraf Kaynak: Antinkuntinbiseyler.com

Fadime Çetinkaya

30 Ekim 1978 doğumlu, her şeyden önce kul, sonra evlat, eş ve anne olma çabasında…
Yazdıkça öğrenenlerdenim…