"Enter"a basıp içeriğe geçin

S-400 Meselesi

Sevgili okurlar, uzunca bir süredir ülkemizin ve savunma sanayimizin gündemini meşgul eden S-400 Füzeleri’nin teslimatı dün itibariyle başlamış bulunmakta. Ne diyelim, vatanımıza milletimize hayırlı olsun.

Yalnız tabi NATO’nun bu konuyla alakalı tutumu dikkat çekici. S-400 füzelerini almamızı istemediler, hatta NATO müttefikimiz ABD tarafından yaptırımlarla tehdit edildik. Bizim bürokrasimizin de bu konuya yaklaşımı tatmin edici değildi. Sürekli ‘sizi ilgilendirmez, içişlerimize karışmayın’ diyerek tartışmaları sonlandırmak istedik. Açıkçası bu doğru bir argüman değil. Bürokrasi ve insan kaynaklarında ne denli problemler yaşadığımızı bu tür konularda daha net görebiliyoruz. Burası ayrı bir mesele, daha sonra üzerine uzun uzun konuşuruz.

Uçak Eksiğimiz Ne Olacak?

ABD ve NATO yaptırımları söz konusuyken yine burnumuzun dikine gittik, müttefiklerimizi karşımıza aldık. Malumunuz F-16’lar miadını dolduruyor. Hava Kuvvetleri’mizin en etkili araçları olan F-16’lar, yakın bir zamanda hurdaya çıkacak ve bizim de F-16’lardan doğan boşluğu dolduracak uçaklara ihtiyacımız varken NATO’yla sürtüşmek doğru olmadı. F-35’ler bu açığı kapatmak için biçilmiş kaftan. S-400’e mi ihtiyacımız var, yoksa F-35’ e mi? Bunun iyi analiz edilmesi gerekiyordu. Çünkü hükümet gerek ekomik yaptırımlar, gerekse savunma sanayi olarak çok büyük bir kumar oynamıştır. Türkiye bu ‘uçaksızlığın’ eksikliğini yakın zamanlarda hissedecektir.

Hulusi Akar’ın Patriot Füzeleri Açıklaması

S-400 sevkiyatları bittikten sonra basının sorularını yanıtlayan Hulusi Akar, Patriotlarla alakalı çalışmalarda da bulunulacağını söyledi. Madem Patriotlar söz konusu, ne diye 67 yıllık müttefikimizle karşı karşıya geldik? S-400’lere niçin bu kadar masraf yapıldı ve niçin ilerleyen zamanlarda Türkiye bedel ödemekle tehdit ediliyor, gerek var mıydı?

Burda merak ettiğim husus Hulusi Akar, yaptırım tehlikesiyle karşı karşıya olduğumuzun farkında değil mi? Bu şartlar altında NATO tepkisi çekmişken, bu Patriot meselesi dalga geçmektir. Ciddiye alınacak bir tarafı yoktur. Bu açıklamalar yatıştırma açıklamalarıdır.

Yeniden Soğuk Savaş

NATO ve Rusya, soğuk savaş döneminden beri alışageldiğimiz üzere rekabet içerisinde. Sovyet Rusya’nın dağılması ve soğuk savaşın bitmesiyle bu rekabetin son bulduğu gerçektir. Ancak son zamanlarda Rusya’nın gerek Suriye’de, gerekse diğer uluslararası meselelerde söz sahibi olması; uluslararası arenada etkin rol oynaması, zannediyorum ‘‘Batı Bloğu’nun’’ yeterince canını sıkıyordur. Bunun öfkesi acaba bizden mi çıkar? Zaten gerek ABD, gerekse diğer NATO ülkeleri tarafından yaptırım tehdidiyle karşılaştık. Önümüzdeki günlerde neler olacak, daha net görürüz.

Türkiye Açısından

Bakın sevgili dostlar şu asla unutulmamalıdır. Öyle ya da böyle ABD ve NATO bizim müttefiğimiz. Bugün uluslararası alanda en güçlü ittifağımız olan NATO’yla burun buruna gelmemizin hiçbir manası yoktur. Eğer, ‘‘Amaaan! ABD yoksa bu saaatten sonra Rusya var.’’ mantığı içindeyseniz, çok büyük bir hatanın içindesinizdir dostlar. Bir füze anlaşması üzerinden yılların müttefiği NATO’yu bir kenara atıp; Rusya’yla ittifak hesapları yapmak yanlışların en büyüğüdür.

Suriye’deki çıkarlarımız, Ege ve Kıbrıs’da ki haklarımız ve diğer bölgesel planlarımızın tümü NATO garantörlüğü altındadır. Ege’de de sular kaynıyor. Olası bir Türk-Yunan krizinde NATO’nun kimden taraf olacağını tahmin etmek zor olmaz sanırım. Aynı mesele Kıbrıs için de geçerli.

17 senedir ülkemizi yönetenlerin bugün bizi getirdiği nokta tam olarak budur. Dünyada müttefiğimiz-dostumuz kalmamıştır. Gerek coğrafyamızda, gerekse uluslararası alanda hiçbir devletle ayağı yere basan ilişkilere sahip değiliz. Uluslararası ilişkiler, bugün dost olduğun ülkeyle yarın işine gelmeyince kavga ederek yürütülmez. Politikalar sağlam planlar üzerine oturtulmazsa yarın kiminle, nasıl bir ilişki içerisine gireceğimizi bilemeyiz. Tam da şu an olduğu gibi uluslararası arenada yalnız kalır; yalnız kaldıkça da düşman kazanırız.