"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: Yaşam

Darbeler-2

Bir önceki yazımda (Darbeler-1 – Bknz: http://fikirkazani.com/2017/12/03/darbeler-1/ ) darbelerden kısaca bahsetmiştim ve Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde yaşanan iki büyük darbeyi Sultan Abdülaziz Han’ın ve II. Abdülhamit Han’ın düşürülmesini yazmıştım. Bu yazımda ise (Darbeler-2) Cumhuriyet tarihimizde yaşadığımız darbeler ve muhtıraların ne olduğu ve etkilerini yazdım.   27 Mayıs Darbesi Askerî darbe…

Yorumlar kapalı

Demokrasi Kültürü

Sözcük anlamı bakımından ‘halk yönetimi’ anlamı taşıyan demokrasi, tanım olarak ‘Halkın egemenliğine dayalı yönetim biçimidir.’ Tanım ve kavram olarak ‘demokrasi’ kapsayıcı bir tanım olmasından ötürü ‘demokrasi’ kavramı ile ilgili birçok tanım yapmak mümkündür. Demokrasiyi sadece ‘yönetim şekli’ olarak ele almak yanlış olacaktır çünkü demokrasi toplumsal barış için toplumun her zamanında…

Yorumlar kapalı

Lazım olan sakinlik ve sadelik, bir de akıl ve ruh sağlığı

Dükkanı kapatmak için hazırlık yaparken bir de baktım bizim arkadaş(kedi) dışarıda bulunan koltuklardan birinin üstünde uyku aşamasına geçmiş. Beni farkedince dedim ki: diğer tarafı toplayana kadar biraz daha uzan ama kusura bakma, birazdan kaldırmak zorundayım. Söylediğimi anlamış gibi yavaşça indi ve kendisini ürkütmemek için ağır hareket etmemin güvenilirliğini hissederek kaçmadan kenardan…

Yorumlar kapalı

Hız ve Haz Çağının Popüler Akımı: Deizm

Hız ve haz çağı diye de tanımlanan modern çağın en önemli problemlerinden biri inançla ilgili herhalde. Sadece ülkemizde değil dünyanın pek çok yerinde karşılaşılan bu problem esasında toplumların kökünü dinamitlemeye aday. İnsanlığın yüzyıllardır oluşturduğu kültür ve medeniyet birikimini de ciddi şekilde tehdidi altında bulunduran bu probleme henüz tam olarak bir…

Yorumlar kapalı

Eğitilemeyen eğitim sistemi

Uzun bir aradan sonra göz açıp kapayana kadar geçti onca zaman. Geride bıraktıklarımızın özlemi dışında bir sıkıntımız yok çok şükür. Çocuklar yeni okullarına, biz yeni memleketimize alışmaya başladık. Alışmaya çalıştığımız en önemli konulardan biri de Türkiye’deki eğitim sistemi. Daha doğrusu oturtulamamış eğitim düzeni…

Uzun okul saatleri ve sonrasında kurslar, en tuhafı ise cumartesi okulun olması. Sanki bunlar 9-10 yaşlarında çocuk değil de yarışmalara hazırlanan yarış atları. O kurs senin, bu sınav benim koşturup duruyorlar. 5. Sınıfa giden bir çocuğun, özellikle vurguluyorum “bir çocuğun” akşam eve gelmesi saat beşi buluyor. Ve ödevdi, test kitaplarıydı derken yatağa zor düşüyor, hayatından koca bir gün eksiliyor.

Anlayamadığım şey ise, bu yaştaki çocuklar ne zaman sokağa çıkıp saklambaç oynayacak? Ne zaman bahçedeki kediyi sevip, arkadaşlarıyla top koşturacak? Küçücük çocukları okuldan soğutmak için her önlem alınmış mı dersiniz?

“Bu kadar uzun okul saatleri ve neden hafta sonu okul var?” diye sorduğum zaman ise cevaplar hep aynı: “Müfredata yetişemiyoruz” diyor yetkililer. Buradan Millî Eğitim Bakanlığı’na seslenmek istiyorum: Bu nasıl bir müfredatt ki, bu yaştaki çocuklara zaman bırakılmıyor?

Oysa bizler böylemi büyüdük? Okuldan gelir gelmez atardık kendimizi sokağa. Yağ satardık, bal satardık ama “Çok dersim var!” Diye ağlamazdık. Yakan top oynar, saklambaç oynar “Haftaya deneme sınavı var” diye strese girmezdik. Cumartesi okula değil, şehire kurulan panayırlara ve pikniklere giderdik. “Yarın okul var” diye sıkıntıdan uykumuz kaçmaz, aksine önlüklerimiz baş ucumuzda yatardık… Biz okulu, okul da bizi severdi inanın!

9-10 yaşlarında “Hangi okula puanım yetip girebiliriz?” diye değil, “Öğretmenin gözüne nasıl girebiliriz?” diye düşünürdük.

O yaşta sırtımıza dağlar kadar yük yüklenmezdi bizim. İçi kitap dolu çanta ağırlıktan belimizi bükmezdi taşırken. Çünkü biz çocuktuk, tek derdimiz sarı saçlı bebekler, siyah beyaz lastik toplardı. Sahi ne yaptınız bu çocuklara böyle? Onların elinden çocukluklarını aldığınız için mutlu musunuz? Çocuklarınız mutlu mu?

İşin komik tarafı ise aileler gayet memnun hayatlarından. Aman boş zamanları kalmasın da başları ağrımasın diye, o ders senin, bu kurs benim sürüklüyorlar çocukları. Edebiyatı, matematiği tamam da çocuk olmayı ne zaman öğrenecekler? Hayvanları sevmeyi, doğayı korumayı, merhametli olmayı kitaplardan mı okuyacak bu çocuklar? İnsan olabilmeyi hangi kitapta bulacaklar?

Yapmayın! Bu yaştaki çocuklarınıza bunu yapmayın! Almayın ellerinden çocukluklarını, kimsenin de almasına izin vermeyin! Bırakın çocuk olsunlar, tıpkı gerektiği gibi… Bu anlayamadığım müfredatlarınızı lütfen daha iyi gözden geçirin. Ne yaparsanız yapın ama çocukların çocuk olmalarını engellemeyin!..

O koşuşturmalarda ne çocukluklar, ne çocuklar kayboluyor farkında mısınız? Her yaşın ayrı güzelliği vardır. Bu yaştaki çocukların tek derdi ders olmamalı, alacağı notun hesabı olmamalı!..

Bunları şikâyet olsun diye yazmıyorum. Aksine unuttuğunuz çocukları hatırlamanız için yazıyorum. Şimdi diyeceksiniz ki: “Bütün bunlar, onların iyiliği ve geleceği için.” Hayır, bütün bunlar sizin olmasını istediğiniz çocuk modeli için.

Onlara sormadan, yaşadıkları masal dünyalarından koparıp, hayallerini ve oyunlarını ellerinden almak mı gelecek hazırlamak? Kim olduk biz böyle? Hani yüreklerde yaşayan bir çocuksa

Fadime Çetinkaya

30 Ekim 1978 doğumlu, her şeyden önce kul, sonra evlat, eş ve anne olma çabasında…
Yazdıkça öğrenenlerdenim…

Yorumlar kapalı

Vaveyla…

Merhaba değerli okurlar; Bugün, yakın zamanda yaşadığım bir durumu konu edinmek istedim. Durum şu ki; Eminim sizin de “Yıllar oldu görüşmeyeli.” dediğiniz birileri vardır hayatınızda mutlaka. Hani böyle “Yıllar oldu görüşmeyeli hatta şimdi yolda görsem tanımam.” dediğimiz, bu şahıslar var ya işte tam da onlardan bahsediyorum. Kendileri bu kadar senedir…

Yorumlar kapalı

Gelin Canlar ”Bir” Olalım

Bildiğiniz üzere bugüne kadar olan yazılarımın temelinde, özelde ülkemizin, genel anlamda ise ümmetin felahı için tek şiar olarak yekvücut olunması gerektiğini işlemeye çalıştım. Bu karanlıklardan ancak birbirimize tutunarak çıkılacağını, batı aklı tarafından cetvelle çizilen sınırların bizleri ayıramayacağını defalarca dile getirdim. İslam âlemi üzerindeki zifiri karanlığın, üzerimize serpilen ölü toprağının ancak…

Yorumlar kapalı

Çürüme, Şizofreni ve Tedavi

Kime sorsak, Türkiye’de yaşayan her yöre insanının ortak özelliklerini sayar: Tembel, hazırcı, okumayı pek sevmez, yazmakla alakası bile olmaz. (Kapitalizm sağolsun da bu internet sayesinde memleketin yazma, şiir, fotoğraf ve cümle kurma kültürü gelişti biraz.) Ülkesine gelen turisti, komşusunu, akrabasını,hatta kardeşini, eşini vicdan micdan dinlemeden yolmanın, “düşürmenin” yolunu arar ve…

Yorumlar kapalı

Bir Başbakan’ın Cinayet Günü: 17 Eylül

‘‘Türkiye’ye on sene başbakanlık yaptım. Sekiz senemi Türk tarihi yazacak, iki senemi de dalkavuklarım. Oğlum Yüksel’in devlet tarafından okutulmasını istiyorum. Kaleminden altın damlasın. Bizim gibi olmasın.’’ Adnan Menderes Bugün günlerden 17 Eylül… Bundan tam 56 yıl önce, Adnan Menderes, bir hücumbota bindirilerek Yassıada’dan, İmralı adasına götürüldü. Bir gün önce Fatin…

Yorumlar kapalı

Neler Oluyor Bize?

Geçmişten bu yana, Türkiye’de ne zaman ortalık karıştırılmaya çalışılsa, ya laiklik ya din elden gidiyor diye bir heyula ortada dolaştırılır. Bu kimi zaman Kubilay’ı şehit eden bir meczup tarafından gerçekleştirilir, kimi zaman başörtüsü ile sorunu olan bir ‘‘sapık’’ tarafından. Kimi zaman da milletin giyim tarzına müdahaleyi kendine görev edinmiş bir…

Yorumlar kapalı