"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yazar: Fadime Çetinkaya

30 Ekim 1978 doğumlu, her şeyden önce kul, sonra evlat, eş ve anne olma çabasında...
Yazdıkça öğrenenlerdenim...

Ve çocuk sustu…

Kalemim varmıyor yazmaya, nereye yazsam da kabul etmiyor. Dilim söylemez oldu, yüreğim yangın yeri. Yazdığım kağıt bile kusacak sanki. Nerden başlasam, başlasam da hiç durmasam. Kime kızsam, kime haykırsam, kime yansam? Taşa anlatsam taş bile yerin dibine geçer inan ki. Utanıyorum, iğreniyorum böylesi bir vahşeti duyduğum için, yıkıldı yine can…

Yorumlar kapalı

Acelecilik sorunu

Bir işi çabucak yapma isteği… Hedefleri hemen yerine getirmek. Durmadan düşünmeden o anı, o anda yapabilme çabası… Ölçmeden, biçmeden kararlar vermek. Acelecilik… Günümüzün en önemli hastalıklarından biri olan acelecilik, gün geçtikçe daha da zararlı olmaya başladı . Tehlike boyutu büyüdükçe ne kadar aceleci bir millet olduğumuz göz önüne çıkıyor. Belki…

Yorumlar kapalı

Eğitilemeyen eğitim sistemi

Uzun bir aradan sonra göz açıp kapayana kadar geçti onca zaman. Geride bıraktıklarımızın özlemi dışında bir sıkıntımız yok çok şükür. Çocuklar yeni okullarına, biz yeni memleketimize alışmaya başladık. Alışmaya çalıştığımız en önemli konulardan biri de Türkiye’deki eğitim sistemi. Daha doğrusu oturtulamamış eğitim düzeni…

Uzun okul saatleri ve sonrasında kurslar, en tuhafı ise cumartesi okulun olması. Sanki bunlar 9-10 yaşlarında çocuk değil de yarışmalara hazırlanan yarış atları. O kurs senin, bu sınav benim koşturup duruyorlar. 5. Sınıfa giden bir çocuğun, özellikle vurguluyorum “bir çocuğun” akşam eve gelmesi saat beşi buluyor. Ve ödevdi, test kitaplarıydı derken yatağa zor düşüyor, hayatından koca bir gün eksiliyor.

Anlayamadığım şey ise, bu yaştaki çocuklar ne zaman sokağa çıkıp saklambaç oynayacak? Ne zaman bahçedeki kediyi sevip, arkadaşlarıyla top koşturacak? Küçücük çocukları okuldan soğutmak için her önlem alınmış mı dersiniz?

“Bu kadar uzun okul saatleri ve neden hafta sonu okul var?” diye sorduğum zaman ise cevaplar hep aynı: “Müfredata yetişemiyoruz” diyor yetkililer. Buradan Millî Eğitim Bakanlığı’na seslenmek istiyorum: Bu nasıl bir müfredatt ki, bu yaştaki çocuklara zaman bırakılmıyor?

Oysa bizler böylemi büyüdük? Okuldan gelir gelmez atardık kendimizi sokağa. Yağ satardık, bal satardık ama “Çok dersim var!” Diye ağlamazdık. Yakan top oynar, saklambaç oynar “Haftaya deneme sınavı var” diye strese girmezdik. Cumartesi okula değil, şehire kurulan panayırlara ve pikniklere giderdik. “Yarın okul var” diye sıkıntıdan uykumuz kaçmaz, aksine önlüklerimiz baş ucumuzda yatardık… Biz okulu, okul da bizi severdi inanın!

9-10 yaşlarında “Hangi okula puanım yetip girebiliriz?” diye değil, “Öğretmenin gözüne nasıl girebiliriz?” diye düşünürdük.

O yaşta sırtımıza dağlar kadar yük yüklenmezdi bizim. İçi kitap dolu çanta ağırlıktan belimizi bükmezdi taşırken. Çünkü biz çocuktuk, tek derdimiz sarı saçlı bebekler, siyah beyaz lastik toplardı. Sahi ne yaptınız bu çocuklara böyle? Onların elinden çocukluklarını aldığınız için mutlu musunuz? Çocuklarınız mutlu mu?

İşin komik tarafı ise aileler gayet memnun hayatlarından. Aman boş zamanları kalmasın da başları ağrımasın diye, o ders senin, bu kurs benim sürüklüyorlar çocukları. Edebiyatı, matematiği tamam da çocuk olmayı ne zaman öğrenecekler? Hayvanları sevmeyi, doğayı korumayı, merhametli olmayı kitaplardan mı okuyacak bu çocuklar? İnsan olabilmeyi hangi kitapta bulacaklar?

Yapmayın! Bu yaştaki çocuklarınıza bunu yapmayın! Almayın ellerinden çocukluklarını, kimsenin de almasına izin vermeyin! Bırakın çocuk olsunlar, tıpkı gerektiği gibi… Bu anlayamadığım müfredatlarınızı lütfen daha iyi gözden geçirin. Ne yaparsanız yapın ama çocukların çocuk olmalarını engellemeyin!..

O koşuşturmalarda ne çocukluklar, ne çocuklar kayboluyor farkında mısınız? Her yaşın ayrı güzelliği vardır. Bu yaştaki çocukların tek derdi ders olmamalı, alacağı notun hesabı olmamalı!..

Bunları şikâyet olsun diye yazmıyorum. Aksine unuttuğunuz çocukları hatırlamanız için yazıyorum. Şimdi diyeceksiniz ki: “Bütün bunlar, onların iyiliği ve geleceği için.” Hayır, bütün bunlar sizin olmasını istediğiniz çocuk modeli için.

Onlara sormadan, yaşadıkları masal dünyalarından koparıp, hayallerini ve oyunlarını ellerinden almak mı gelecek hazırlamak? Kim olduk biz böyle? Hani yüreklerde yaşayan bir çocuksa

Fadime Çetinkaya

30 Ekim 1978 doğumlu, her şeyden önce kul, sonra evlat, eş ve anne olma çabasında…
Yazdıkça öğrenenlerdenim…

Yorumlar kapalı

Hoşça kalsın yüreğiniz

“Vedalar, gözüyle sevenler içindir. Çünkü gönülden sevenler ayrılmaz…” Hz. Mevlâna Bu yüzden hiç sevmem veda etmesini. Ayrılık zamanı geldiyse eğer, bize sessizce gitmek yakışır bu şehirden. Koskoca yirmi yılın ardından el sallamakmış bizim payımıza düşen… Bugün beni ben yapan değerlerle birlikte “hoşça kal!“ diyorum bu şehre. Her ne kadar adı…

Yorumlar kapalı

Evliliğe dair

İyi ve mutlu bir evlilik, her gencin hayallerini süslüyor. Tek düşünülen ise kendilerine uygun bir eş bulup, bir ömrü birlikte geçirmek. Ama kurulan hayaller ve gerçekler bambaşka olunca umutlar da bir bir tükeniyor işte. Evliliğin temel taşlarını oluşturan güven, saygı ve sevgi eksik olunca devamlılığı da gelmiyor. Oysa “Eşleriniz, sizi…

Yorumlar kapalı

Muhafazakâr otel yalanı

Son günlerde sıkça duyduğumuz, artık herkesin dilinde ve hemen hemen her işletmeye başlık olan “muhafazakâr” kelimesinin üzerinde durmanın zamanı geldi de geçiyor bile. Peki nedir bu muhafazakâr kelimesi? Kelime anlamı, sahip olduğu değerleri muhafaza eden kişidir. Ve geleneksel sosyal etmenlerin muhafaza edilmesini destekleyen politik ve sosyal bir felsefedir. Daha belirgin…

Yorumlar kapalı

Mesele sadelik

“Abartı ve gösteriş merakı sahteliği ve kargaşayı tetikler. İnsanlığın ve dünyanın sadeliğe ihtiyacı var.” Geçen gün izlediğim çok güzel, kısa ama öz bir televizyon programı “Mesele” de böyle anlatılıyordu sadelik. Bu güzel programdan bahsetmeden olmazdı. Hele televizyonlarda o kadar boş ve lüzumsuz yayınlar var ki, böylesi bilgi yüklü bir programı…

Yorumlar kapalı

Paylaşmak demişken

Şimdi bayram zamanı, arkamızda bıraktığımız ramazana veda zamanı. Şöyle bir geriye bakıp değerlendirmeden geçmek istemedim. Tutabildiğimiz ve tutamadığımız oruçlar, hâkim olup olamadığımız nefsimiz ve bu ayın sadece aç kalmaktan ibaret olduğunu sanan birtakım insanlar… Böylece bir Ramazan ayı daha iyi kötü hatıralarıyla geride kaldı. Giderken yüreğimizde bıraktığı derin yaralarla “yine…

Yorumlar kapalı

Eski bizlerin anısına

Geçip giden güzellikleri hatıralara bıraktık. Ve yeni yeni güzelliklere kucak açıyoruz her geçen gün. Ama olmuyor! Hiçbir şey eskiden olduğu kadar, eskide durduğu kadar güzel durmuyor işte hayatımızda. Ne o vazgeçilmez tatları alıyoruz ne de o vazgeçilmez tatları sunabiliyoruz şimdi. Birkaç kişi bir araya gelsek, hep eskilerin güzelliğinden söz eder…

Yorumlar kapalı

Çocuk olmak

Hayaller, düşler ve umutlar ortasında yaşamak… Bir sonraki anda değil, yaşadığı anda kalmak ve o anın keyfini sorgusuzca çıkarmak. Sanki hiç bitmeyecek gibi sadece mutlu olduğu ana odaklanıp kalmaktır çocuk olmak… Masallardan arkadaş edinip, bulutlardan yaptığı atın üzerine binip, macerada at koşturmaktır çocuk olmak. Evcilik oyunu oynayıp, sonrasında topu kaptığı…

Yorumlar kapalı