"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yeniden Medeniyetimize Dönüş! (2)

Bismillah.

Osmanlı Devletinin siyasal sarsıntısı ve Osmanlı milletin kültürel yozlaşması, özellikle 19. Yüzyılla birlikte büyük bir çöküşe dönüşmüştür. Bu dönemlerde her ne kadar çaba gösterilmiş olsa da hiçbir öneri ve eylem yeterli bir çözüm sunmamıştır.

Bunun üzerine Avrupai devletler bu medeniyetten paylarına düşeni alıp siyasal ve bilimsel açılarından kalkınmaya başlamışlardır. Önce Osmanlı’nın hâkim olduğu birçok bölgeleri, ülkeleri ele geçirmişler ancak sadece Medeniyet beşiği Anadolu’ya hâkim olamamışlardır. Bu topraklara sahip olamayacaklarını anladıklarında yöntem değiştirip, topraklar üzerindeki beyinlere tahakküm etmeye çalışmışlardır. Nitekim bu konuda tamamen olmasa da kısmen başarılı olmuşlardır.

Neticede Osmanlı Devleti yıkılmış, Cumhuriyet kurulmuştur. Sorunlar tam olarak çözülememiş, sıkıntılar devam etmiştir. Bunlara karşı gelip görüşlerini ifade edenler susturulmuş, sürgün edilmiş hatta kimileri katledilmiştir. Ancak bu medeniyeti, yani dinini ve kültürünü ayakta tutmaya çalışanlar tüm bunlara rağmen yılmamış, yıldırılamamışlardır. Mayıslar, Eylüller ve Şubatlar geçmiş ama yine de taviz vermemek için gerekirse canlar dahi feda edilmiştir. Her şey tek bir şey için yapılmıştır: Medeniyet…

A’raf Suresi 95. Ayette de buyurduğu gibi Allah (c.c.) “Sonra kötülüğü (darlığı) değiştirip yerine iyilik (bolluk) getirmiştir…”

Müslümanların ümitleri yeşermiş ve büyük bir beklenti başlamıştır. İlk başlarda problemler aşılmaya çalışılmış ve
nitekim git gide engeller kaldırılmıştır. Böylece yaşam ve medeniyet kaygısında olan Müslüman birey, rahat bir nefes almaya başlamıştır.

Müslümanlar, tıpkı A’raf Suresi 95. ayetteki kavim örneği gibi çoğalmışlar ve “…Atalarımız da sıkıntı ve (sonrasında) sevinç yaşamışlardı…”demeye başlamışlar.
Eline fırsat geçtiğinde mutlak değerlendirmesi gereken Müslümanlar, elindeki gücün rehavetinden dolayı çalışmamış, yorulmamış ve gelişmemişlerdir. Hatta öyle ki kavuşulması hedeflenen medeniyetten git gide uzaklaşmaya başlamışlardır. Beyinler materyalleşmiş, aile kurumu çökmüş ve böylece toplum bozulmaya başlamıştır. Bu durum böyle olunca yeni nesillerin etrafını da mutlak tehlike bürümüştür.
Peki Çözüm Nedir?

Yine A’raf Suresi 95. ayette “…Biz de onları, kendileri farkına varmadan ansızın yakaladık…” buyrulduğu gibi yakalanmadan önce, yani eski günlere tekrar dönmeden önce özümüze, dinimize, kültürümüze hâsılı medeniyetimize dönmektir. Beyinlerimize vurulan prangaları kırıp atmaktır. Küreselleşen dünya’da medeniyetimizi ayakta tutma, yaşama ve yaşatmaktır. Nefislerimizi ve neslimizi medeniyetimizin standartlarına göre terbiye etmektir.

Öyle ki, Sezai Karakoç’un “İslamı öyle sağ ve diri yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin” şeklinde ifade ettiği gibi kimliğimiz üzerine sağlam bir profil ortaya koymaktır çözüm.
Yine ve yeniden, Kur’an ve sünnetten iktisap edilen kâmil değerleri elde devamlı bir kıstas olarak tutan, vahyin ışığında yol alan, aklını bir araç olarak en mükemmel şekilde kullanan, hassasiyetleri ve öncelikleri olan, paylaşmasını da yerine göre savaşmasını da bilen, birbirlerine karşı samimi, kendisi horlayanlara karşı vakur ve güçlü olan müminlerden oluşan ve tüm bunların temeline en sağlıklı ve kalıcı yol olan eğitimi en asli rükün olarak yerleştiren bir ümmet olmaktır.

Tüm bunları gerçekleştirmek için mevcut şartlar, ortam, yeni gelişmeler muvacehesinde nasıl sonuca ulaşacağımızın plan ve programını yapmak, bu yolda her türlü gayreti sarf etmek, sabır ve metaneti gösterip, hiçbir zaman yılmamak gerekmektedir.

Unutmayalım ki, tövbe ve yeniden diriliş için vakit çok geç değil ama, kesinlikle erken de değildir. Şimdi vakit tövbe edip niyet tazeleme vaktidir. Yeniden dini-sosyal, siyasal ve bilimsel açıdan ayağa kalkma zamanıdır. Zaman çok geç değil, erken de… Ve’s-Selam.

Ömer Faruk Öz

1997’de Mersinde doğdu. 2015 yılında İmam-Hatip Lisesinden mezun oldu. Şuan İlahiyat Fakültesinde eğitimine devam etmektedir.
Çeşitli alanlara dair okumalar yapmaktadır.