"Enter"a basıp içeriğe geçin

Tek marifet yakınma

Çalıştığım iş gereği her gün onlarca müşteri ile muhatap oluyorum. Bazen tatlı, bazı sert bir şekilde oluyor olmasına, ama dertleşme imkanı var.

Özellikle son gelen zamlardan fazlasıyla yakınıyor vatandaş. Haksız mı peki? Bence hem evet hem hayır.
Hayır kısmını açıklarsam önce daha iyi olur. Zamlar ekonomik bir neden değil, yönetimsel eksiklerin ve kavgaların bir sonucu. Yani temel neden yönetilemiyor olmamız. Burada ya yönetenler şöyle veya böyle demenin hiçbir anlamı yok. Bakın günlük bir örnek ele alalım. Aylar önce muhabbet ettiğim eğitimden yakınan değerli bir yurttaş atalet topu gibiydi. Tek başına bu değil kendisine göre eğer işe hakkıyla giremiyorsa, eldeki referansları kullanmamak en ufak tabirle enayilikmiş.

Daha söze ne hacet! Ama biz yine de bir enayilik yapıp yazıyı devam ettirelim. Kısaca bireyci egoizm anlayışı buradan başladı, benim canım yurttaş kardeşimi bu noktaya getirdi. Muzun kilosu on liradan aşağı değil. Ben bir tane muz yiyince bir ay doymuş kadar hissediyorum artık. Neticenin kısası makbuldür zamlardan yakınma hakkımız yok. Çünkü doğruluğu ve dürüstlüğü kendimize çok gördük. Şimdi de biraz cebemiz terbiyesizlik etsin. Çok sıkıntı olmaz ya, doksan beş yıllık ruhsal alışkanlık kazandık.

Kısmen de evet yakınma hakkımız söz konusu olmalı diyorum. Tüm bu saydıklarıma rağmen. Bize yön veren kanaat önderleri, gazeteciler, yazarlar bizim üzerimizden bir makam ve mevki sahibi oldular. Onlar bu eğridir deyince evet ağam. Yamuk deyince doğru dersin dedik. Doğru söylüyorlardı bize çünkü, işsizlerdi ama arabaları evleri vardı. Allah daha da versin gözüm kimsenin kesesinde değil. Amma ve lakin insan düşünür bu işsiz adam gömü mü buldu diye. Herkes bir tane doğru söyledi. Binlerce ekmek yedi, sadece ekmek olsaydı yeter ya. Yetmez işte insan bu doymayan göze elbet bir gün toprak gerek. Tüm bu kargaşa da sonuç itibariyle onlar bilgiliydi. Bizlerde cahil, öyle bilmiyorduk profesyonel koltuk koruma muhaliflik oyunlarını. Onlar bunu iyi diyordu tamam. Şu kötü kıyamete billah konuşmamdı son söz. Haklıyız yani isyan etmekle bu fiyatlara.

Gururumuza dokunmadı hiç beslemedik beynimizi diye. Şimdi midemiz değerli o zaman itiraz edebiliriz. Aklı aç olmayanın karnı tok olsa kaç yazar. Elbet her felaketin altından geçer tüm felaketler.

Son olarak, sorun bir kişi, kurum olmaktan ziyade değişmeyen bakış açımız. Düşmanca birbirimize olan bakış sorunlu. Vatandaş olarak az hor görmedik birbirimizi, şimdi sırada yakınma. Sonrasını siz tahayyül edin vesselam.

26.10.1998 tarihinde hayata gözlerimi açmışım.
“Hepimiz bir dünyanın ortak vatandaşlarıyız.” Bundan dolayı ırk, dil, din, memleket… Önemsiz (en azından benim için).