"Enter"a basıp içeriğe geçin

O Günleri de Göreceğiz

O günleri de göreceğiz

 

Düşündüm.

Düşünmez olaydım. İçimdeki hayal kırıklıklarına düşen kelimeler kanadı. Boydan boya ve derin çizikler oldu duygularımda. Ağladı gülümsemelerim. Nereden geldiği belli acılarımın doldurduğu damarlarım isyan etmese patlayacaktı yüreğim.

Yine de düşündüm, düşünmenin yasak olduğu zaman ve mekânın gözün gözü göremediği karanlığında, ağır aksak.

Bunca acıyı yaşamak zorunda mıydık?

Yüreğimize koysak beynimizden fışkıran bunca acıyı nasıl doldurdular içimize ve biz nasıl razı olduk bütün bunlara?

Neden karşı çıkmadık, çıkamadık, bakakaldık?

Parçalanan bedenleri seyrettik insansız gözlerle! Yaşından fazla mermi sayılan körpe bedenlerin fotoğraflarını astık, yıkık dökük duvarlarına yüreğimizin! Her kalp atışında farklı fotoğraf belirdi içimizde kurduğumuz sahnemizde!

Yıkılan evler yıkılan umutlardan fazla mıydı? Sayamadık!

Kanayan her yaraya bir kabuk uydurduk da sakladık acılarımızı derinliklerimizde. Görünmesin diye de gülümsedik en yalancısından!

Her isim düşerken toprağa, olanca gücüyle susuyordu kelimeler, kulaklarımızı tırmalarcasına, sebepli.

“Gelir de bulamaz” diye boyanmayan evler yüzünden mi renksiz kaldı yaşamlarımız yoksa sildiler mi renklerimizi yaşamlarımızdan? Elimizde bir toprak rengi kaldı bir de kan! Onu da anlayamadık!

Toprakta saklamışlardı aradıklarımızı. Toprak anaydı. Toprak şefkatti toprak doğurgandı. Yine de vermedi kaybettiklerimizi geriye.

Sorduk, anlatmadı. Ya da anlattı biz anlamadık. Ya da sormasını bilemedik. Ya da yasakladılar da konuşamadı.

Belki de o da düşünmüş, o da tutuklanmıştı da biz fark edemedik.

Düşündüm.

Düşünmez olaydım. Düşündükçe ne çok acı düştü peşime düşüncelerimin. Tespih tanesi gibi dizildiler düşüncelerime, binlerce.

Kimisi Koçgiri oldu kanadı, kimisi Çorum oldu ağladı. Kimisi Ankara garında konakladı. Kimisi de Diyarbakır meydanında patladı. Ayakları kopan kelimeler de oldu, harflerine kadar parçalanan kelimeler de. Yine de susmadılar, bağırdılar güçleri yettiğince. Birleşip ağıt oldular, stran oldular, yankılandılar Ağrı’nın, Cudi’nin, Toroslar’ın yamaçlarında.

İnançlarımın barajı yıkıldı, sel olup aktı, karartılmış duygusuzluklara!

Üzerinde insan kılıfı olanların insanı yok etme çabasının ortasında kaldık, istemeden. Öylesine vahşi, öylesine acımasız, öylesine duygusuz ve katıydılar ki sesimiz çıkmaz, dilimiz dönmez, aklımız düşünmez oldu.

En güzel kelimelerimizi yakalayıp atılar zindanlarına. Kelimeler inat, kelimeler hırçın, kelimeler isyandı, birleşti, cümle oldu, öykü oldu, roman oldu, düşünce oldu, güneşe yürüdüler birlikte.

Usulsüzdü tutuklanmalarımız ama sembolikti!

Üzülmek yasaklandı. Gülümsedik. Yasak nedeniyle değildi gülümsememiz. İsyandı, başkaldırıydı,  direnişti. Ama acıydı, ama sızıydı, ama yaraydı, kabuktu, kanıyordu!

Umutlarımız vardı, güzeldi, aydınlıktı, güler yüzlüydü. Gelinlik kadar temiz, kuşağı kadar bakirdi! Taciz ettiler. Tecavüz ettiler. Kirlettiler.

Düşündüm.

Düşünmez olaydım. Kanadı düşüncelerim.

Gülümsedim inadına. İsyan edercesine. Baş kaldırırcasına gülümsedim. Öfkemden patlayana kadar, yaramın kabuklarından kabuk delen çiçekleri açana kadar gülümsedim. Ne öfkem yanardağ oldu ne kabuklarımı delen çiçekler açtı. Yine de gülümsedim. Umutlarım ölümsüzdü ve hep öyle olacak.

Öldüremeyecekler umutlarımı(zı) asla.

O umutlarımız ki insanlığı geçmişten geleceğe taşıyan, bırakmayacak insan kılıflılara dünyamızı.

Düşündüm

İyi ki düşündüm.

Acıtsa da kelimeler, dilimden dökülürken boşluğa, yüreğimi, bilecek insanlar, bilsin, yaramı kimlerin deldiğini.

Düşüneceğim. Nasıl olacak diye. Yıllarımızın içini tıka basa dolduran acıları yaratanların bir gün ama mutlaka yıkılacağını, ellerimizle!

Yol varsa yoldan, nasıl yürünmesi gerekiyorsa öyle yürüyeceğiz.. Yol yoksa açacağız yenisini, el ele tutuşup, kol kola girerek, şarkılar, türküler söyleyerek yürüyüp büyüyeceğiz. Ağıtlarımızı da yüreklerimizden sökeceğiz.

Düşündüm de düşüneceğiz ve “iyi ki düşündüm” diyeceğiz.

Gelecekte güzel günler var kurulmayı bekleyen, ellerimizle.

O günleri de göreceğiz.

 

Nami Temeltaş

1956 Elazığ doğumluyum
1977 Diyarbakır Eğitim Enstitüsünden mezunum
Siyasi nedenlerle öğretmenlik yapmadım
1980 sonrası 6 yıl kadar Diyarbakır, Eskişehir ve Antep cezaevlerinde tutsak kaldım
İşçi emeklisiyim