"Enter"a basıp içeriğe geçin

İyi Düşünmek Lazım

İyi Düşünmek Lazım

“Krizden hükümetin sorumlu olduğunu söylemek, ülkeye saldıranların tarafında olmaktır” demiş, AKP sözcüsü Mahir Ünal.
2002’den beri iktidar olan, iktidar olarak muhalefet sorunu yaşamayan, son Anayasa referandumu, seçimler ve ilan edilen OHAL sonrası çıkarılan KHK’lerle (Kanun Hükmünde Kararname) ülkeyi istediği gibi yönetip tüm yetkileri tartışmasız biçimde tek adamda toplayan iktidar partisi sözcüsünün kurduğu cümle, yaşanan sorumluluktan kaçma yollarıdır.
Atık suların nehirlere dökülmesi nedeniyle ölen her canlıdan, Ağrı dağında yaşamını yitiren Kelebekten bile sorumlu olması gereken iktidar, yaşanan krizden sorumlu değilmiş!
Adaletin iktidara bağlandığı, kuvvetler ayrılığının kalmadığı, yetkilerin tek elde toplandığı, iktidarın denetlenmesinin mümkün olmadığı, Meclisin işlevsizleştirildiği, yasaların kullanılmadığı, yargılamadan cezalandırmanın (işten çıkarmalar, pasaport, ve vesikaların iptali, çalışma yasakları gibi) olağan hale getirildiği, bir ortamda bulunan ve her istediğini yapabilen iktidar, ülkenin yaşadığı krizden nasıl sorumlu olmaz?
Kriz, devletler için kanser gibidir. Bünyen sağlamsa yakalanmazsın. Bünyen çürük ise seni yer bitirir.
Ödemeler dengesi alt üst olmuş!
Cari açık her geçen gün büyümekte!
Borçlar bir iken bin olmuş!
Tek yatırımın ceza evleri olduğu, baraj, fabrika, köprü, hastane, tünel, havaalanı gibi yatırımlar için tek kuruş harcanmayan bir ülkede cari açık nasıl verilir? Bunun cevabını verecek bir yetkili yok!
Devletin kuruluşundan sonra geçen ilk 79 yıllık süreçte, baraj, yol, hastane, okul, fabrika, köprü gibi, mevcut iktidarın, değerinin çok altına sattığı yüzlerce yatırımı 713 milyar dolarla yapan geçmiş iktidarların karşısında, 16 yılda, 2 trilyon 94 milyar dolarlık bütçeyle, neredeyse hiçbir yatırım yapmadan, borçları 3’e katlayarak ve durmadan cari açığı büyüterek devam eden mevcut iktidarın, krizden sorumlu olmadığını düşünmek saçmalıktır! (1)
Cari açığın ana nedeni, ülkedeki üretimin azalması, ithalatın, dışa bağımlılığın artmasıdır.
Tahıl üretimi, sebze ve meyve, et ve hayvancılığa bağlı ürünler, sanayi üretimi gibi alanlarda ne kadar gerilediğimiz, samanın bile ithal edilmesinde görülebilir!
Üretim o kadar az ki en ufak dalgalanmada lira değer kaybediyor! Liraya değer kazandıracak kadar üretime, üretim gücüne sahip değiliz!
ABD’nin basit bir yaptırımıyla tüm değerler ve dengeler sarsılabiliyor. Kaldı ki ilk uygulanan yaptırımın mali değeri de yoktu! F-35 uçaklarının tesliminin ertelenmesi ve iki bakanın ABD’deki mal varlığının dondurulması.
Bu tür yaptırımlar bile dengemizi bozabiliyor, paranın değerini düşürebiliyorsa burada bir itibar sorununu araştırmak, düşünmek ve sorgulamak gerekir.
Ya da uygulanan bu basit yaptırımlarla liranın değeri düşmemesi gerekirken düşüyorsa, burada, meydana gelen değer kayıplarından kimlerin kazançlı çıktıklarını, oluşumun suni olup olmadığını, manipülasyonla kişi ve kurumların haksız kazanç sahibi olmalarının sağlanıp sağlanmadığının sorgulanması gerekir.
Türkiye’nin 500 milyar dolara yakın dış borcu olduğu söyleniyor!
Bu borçların 138,7 milyar dolarlık kısmı, İspanya, İtalya ve Fransa bankalarına ait. Uluslararası Borçlar Bankası’na (BIS) göre Türk şirketler İspanya’daki bankalara 83.3 milyar dolar Fransız bankalarına 38.4 milyar dolar İtalyan borç verenlere de 17 milyar dolar borçlu. (2)
Türkiye’ye uygulanan yaptırımlar sonucu yaşanan ekonomik krizden doğrudan etkilenecekler arasında borç veren ülke ve bankaları da var!
Acaba, dolaylı yolla bu ülkeler ve bankalarına mı baskı uygulanıyor? Diye bir düşünce de geçmiyor değil zihnimin derinliklerinden!
Türkiye’ye uygulanan yaptırımları ağırlaştırmak için, ekonomik ilişkileri üst düzeyde olan İran’a da yaptırımlar yeniden uygulamaya koyuldu. Oysaki İran ile masaya oturulacak konuma da gelinmişti! “Koşulsuz masaya oturabiliriz” dendikten kısa süre sonra İran’a yeniden yaptırım uygulanmasının tek açıklaması, İran’dan petrol, doğal gaz ve gıda alan Türkiye’yi daha zora sokmak olabilir!
“Bir taşla birkaç kuş vurmak” böyle bir şey olmalı.
Diğer taraftan, krizi yaşayan tek ülke Türkiye değil. Rusya para birimi Ruble de düşüşte! Güney Amerika ülkeleri de çok zor durumda.
Krizi yaşayan tek ülke olmamamız elbette sevindirici olamaz! Durumun dünya genelinde yaşanıyor olması, krizin ana nedeninin ABD yaptırımları, tutuklu ABD vatandaşları ve papazın durumu olmadığının ispatı olarak görüntüye giriyor.
Türkiye yeterince güçlü olsaydı, üretimini sağlam bir şekilde yapsaydı, gıdada, enerjide ve sanayi hammaddesinde dışa bağımlı olmasaydı, bu kadar borçlanmasaydı, yeterli dövize sahip olsaydı, yaptırımlar karşısında sıkışıp kalmaz, çareler aramak durumunda olmazdı.
Türkiye kendine yeter bir durumda olsaydı, yaptırımlar karşısında sadece gülerdi. Parası 1 ay içinde % 40 değer kaybetmezdi.
Ülkenin ve vatandaşlarının gelecek kaygısı varsa, yeterince güçlü olmamamızdandır.
Yeterince güçlü olabilseydik, ABD yaptırımları ilk başladığında, ülke sınırları içinde bulunan tüm ABD ve NATO kaynaklı askeri üsleri kapatabilirdik!
Kapatmalıydık.
Yapamıyorsak, yeteri kadar gücümüz olmadığındandır.
Yerli üretim olduğu söylenen ATAK helikopterini Pakistan’a satarken bile, motorunu aldığımız ABD’den izin almak zorundaysak, düşünmek lazım, gücümüzün sınırlarının nerede bittiğini anlamak için! (3)
Yeni dostlar arayışındaysak ve başkaları bizi dost olarak göremiyorsa, yaşanan sorun göründüğünden büyüktür ve politik hata vardır!
Dost dediğimiz ülkeler Türkiye’ye tavır aldığında, anında uygulanan politikalarımız yoksa günlerce paranın değer kaybetmesi karşısında sessiz kalınıyorsa, “dış mihraklar” bizimle oyun oynayabiliyorsa, uzun yıllar devam edebilen dış politikaya sahip değilsek düşünmek gerek.
Borçlar ve paranın değer kaybı sonrası, asıl para sahiplerinden değil de halktan küçük tasarrufları isteniyorsa, bizim paramız liradır demekle birlikte tüm ihaleler ve işlemler dolarla yapılıyorsa iyi düşünmek lazım.
Yol bitti.
İyi düşünmek lazım.

1.http://noktahaberyorum.com/2-trilyon-dolari-kim-7-nami-temeltas.html
2.http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/ekonomi/1053333/Turk_sirketleri_en_cok_hangi_ulke_bankalarina_borclu_.html?platform=hootsuite
3.https://www.birgun.net/haber-detay/yerli-ve-milli-helikopterin-satisi-icin-son-soz-abd-nin-225936.html

Nami Temeltaş

1956 Elazığ doğumluyum
1977 Diyarbakır Eğitim Enstitüsünden mezunum
Siyasi nedenlerle öğretmenlik yapmadım
1980 sonrası 6 yıl kadar Diyarbakır, Eskişehir ve Antep cezaevlerinde tutsak kaldım
İşçi emeklisiyim