"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yaşanan Krizler ve Ülke Geleceği

Yaşanan Krizler ve Ülke Geleceği

 

Emperyalist sistem uzun yıllardır içerisine girdiği, sıkıştığı ve bunaldığı ekonomik krizden kurtulmaya çalışıyor. Ancak bu o kadar kolay görünmüyor!

En büyük sektörlerden olan enerji, sağlık, gıda ve silah sektörleri ayakta kalabilmek için tekelleşmenin en uç noktasına kadar gitmeye, kendi alanlarında dünyadaki tek üretici olmaya çalışıyorlar.

Enerji sektöründeki en önemli ayağı teşkil eden petrolün ömrünün ve sonunun olması, petrolü en son elinde bulunduranı en güçlü kılacağı kesin! Petrolle çalışan taşıtlardan ziyade savaş araçları bakımından oldukça büyük önem taşıyor ve bu alanda kıyasıya savaş var!

Petrol tükendiğinde savaş uçakları, tanklar, füzeler, zırhlı ve lojistik araçlar savaş dışı kalacağından, bu tür silahlarla üstünlük kuranların üstünlükleri sona erecek.

Gıda sektörleri, tohum alanında tekelleşerek tüm dünyayı kendilerine bağlamaya çalışıyorlar. Aynı zamanda yerel siyasetçilerle işbirliği yaparak ve ülkesel bazlarda gıda üretimini kontrollerine tutarak, ülkeleri kendilerine bağımlı kılma gayreti içerisindeler.

Sağlık sektöründe hiçbir sıkıntı yok. Yaşamın kötüleşmesi, gıdalardaki genetik oyunlar, gıda takviyeleri, zirai ilaçlamalar ve sahtecilik yüzünden bozulan sağlık nedeniyle, özellikle de kanser vakalarındaki artışlar sebebiyle sıkıntı yaşamıyorlar! Müşterileri her geçen gün artmakta!

Silah ve savaş sanayi, ürettiği silahları ve savaş gereçlerini satabilmek için doğal olarak piyasa oluşturmak zorundalar. Savaş olan bu sanayinin piyasasını da oluşturanlar siyasetçiler ve ülke yöneticileri oluyor!

Her ülkeye bir veya birden fazla düşman yaratmak, eğer doğal düşman yoksa düşmanı oluşturup alana sürmek, insanlar ve toplumlar arasında bölünebilecek, bölünerek düşmanlaştırılacak tüm kriterleri kullanmak, yaratılan düşmanlar sayesinde de silah ve savaş gereçlerini satmak, ülke siyasilerine düşüyor.

Ülke temelinde konuyu ele alırsak, Kürt, Alevi, yabancı, azınlık ve gayri Müslim kesimler arasında sürekli düşmanlığın körüklendiğini görmemek mümkün değil. Bu suni yaratılan düşmanlık sayesinde hem ülke yönetimleri toplumu daha kolay bir şekilde yönetebiliyorlar hem de hem de çıkarılan çatışma ve savaşlarla emperyalist sisteme yardımcı oluyorlar.

Ülke içerisinde yaratılan Kürt düşmanlığı sayesinde, Kürtlere yapılan baskı ve zulüm, kentlerinin yakılıp yıkılması, insanlarının işkencelerden geçirilip “faili meçhul” cinayetlerle öldürülmeleri, kırım ve katliamla, iç savaş yaratılarak, yıllarca süren bu iç savaş sayesinde emperyalizme silah satışı konusunda yardımcı oldular!

Fiili olarak 1984 tarihinde Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla başlayan ve Genel Kurmayca “düşük yoğunluklu savaş” olarak nitelendirilen ve 34 yıldır devam eden iç savaş yaşadık, yaşıyoruz.

Bu iç savaş, her yıl ülke gelirlerinin neredeyse yarısını, silah ve savaş gereçleri alımları ve savaşa harcanan diğer giderlerle (akaryakıt, personel harcamaları, korucuların istihdamı, bölgesel üretim kayıpları, tarım ve hayvancılığın bitmesi vs) yok etti.

Savaşın ekonomik kayıplarının yanında yaşamsal kayıplar da önemli boyutlara ulaştı. On binlerce insan yaşamını kaybetti. Yüz binlerce insan kendi topraklarında mülteci oldu. Evler, iş yerleri, cadde ve sokaklar, tarihleriyle birlikte kentler yok edildi.

Halâ da körüklenen bu düşmanlık, savaşın bitmesini istemeyen güçlerin oyunudur.

Kazanan, silahlarını ve savaş gereçlerini satan tekeller oldu!

Bu iç savaş yetmezmiş gibi, Suriye’de yaratılan iç savaşa müdahil olarak savaş giderlerimizi arttırdık! Savaş uçakları, tanklar alındı. Ülke içinde hafif savaş sanayi kurularak üretilen zırhlı araçların ilk müşterileri olduk. Yüzlerce zırhlı araç alındı. İHA (insansız hava aracı) üretilerek devlete satıldı.

Yetmedi Irak’a da müdahil olduk.

Yetmedi Suriye, Irak, Katar, Lübnan, KKTC ve Somali’de askeri üsler kuruldu.

Devletin gelirleri yatırımlar yerine savaşa harcandı. İnsanlar daha da yoksullaştırıldı.

Gelirlerin savaş için harcanmasıyla yatırım yapamaz hale gelen devlet, yapılması gereken yatırımları, YİD (Yap işlet, devret) modeliyle özel sektöre devrederek, gelecekteki ülke gelirlerini de ipotek altına aldı!

Halk yoksullaştıkça huzursuzluk arttı. Huzursuzluk arttıkça devletin şiddeti de arttı. Devletin, gelir düzeyi gittikçe düşen insanlarla başa çıkmasının yolu şiddet uygulamaktı. İktidarın ihtiyaçlarına göre uygulanan adalet sistemi de halkı baskı altına tutmak için gerekli ve uygulanan bir araçtı.

Gelinen noktada, şiddetin artması, daha da yoksullaşacağımız anlamına geliyor. Savaş ekonomisi ve yolsuzluklar nedeniyle gittikçe yıpranan ekonomik yapıyı yürüyebilir halde tutmanın tek yolu devlet gelirlerini, vergileri arttırmak, giderleri, ücret ve ödemeleri azaltmaktan geçtiği için şiddet kaçınılmaz olarak daha da artacaktır.

Vergiler arttırılacak, genel piyasa zamlanacak, ücret ve maaşlar düşürülecek, doğal olarak buna karşı çıkacak muhalefet de baskı, şiddet ve usulüne uygun çalışan adalet sistemiyle yok edilmeye çalışılacak!

15 Temmuz “Allah’ın lütfu” darbesiyle birlikte uygulamaya koyulan OHAL (olağanüstü hal) ve KHK (Kanun Hükmünde Kararnameler) aracılığı ile istediği baskı ortamına kavuşan iktidar, bu ortamın daha da sürmesi için yeni bir yasa hazırlığında.

Bu yasayla birlikte OHAL 3 yıl daha devam edecek ve bu süre içerisinde muhalefete göz açtırılmayacak.

Eğer 3 yıl yetmez ise daha da uzatabilecekleri güçleri de anayasa değişiklikleri ve devletin yönetim biçiminde başkanlık sisteminin getirilmesiyle birlikte ellerine aldılar.

İçeride yaratılan düşmanlıkların daha da körüklenmesi, dışarıda, özellikle Suriye bataklığında yapılmaya çalışılanlar, dış ilişkilerde yaratılan ülkeler arası düşmanlıklar, halkı yönetmede iktidara kolaylıklar sağlamakta.

Ancak tarihsel örneklerde görüldüğü üzere, hiçbir baskı rejimi sonsuz olmamıştır ve kendi yarattığı şiddetin kendisine yönelmesiyle birlikte yıkılmışlardır.

Ülkedeki baskı ortamı da sonsuz olamayacak, tarihsel misyonunu tamamlayamadan tarihin sayfalarındaki yerini alacaktır.

Umarım süreç fazla uzun olmaz.

 

 

 

 

Nami Temeltaş

1956 Elazığ doğumluyum
1977 Diyarbakır Eğitim Enstitüsünden mezunum
Siyasi nedenlerle öğretmenlik yapmadım
1980 sonrası 6 yıl kadar Diyarbakır, Eskişehir ve Antep cezaevlerinde tutsak kaldım
İşçi emeklisiyim