"Enter"a basıp içeriğe geçin

Nereye Gidiyoruz?

Nereye Gidiyoruz?

 

Erken seçim denilen, iktidardaki güçlerin, iktidarlarını sürdürebilme, iktidar olarak kalma mücadelesiyle karşı karşıyayız.

İktidarda bulunan AKP sözcülerine baktığımızda, muhalefetin amacı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı düşürmeye yönelik! Aslında çok doğal olan iktidar mücadelesindeki bu amacı, “Cumhurbaşkanını devirmek” olarak göstermelerindeki neden, iktidarda bulunan gücün bileşenlerinin, iktidar oldukları sürece, yapmış oldukları icraatların yasa dışı olduklarını bilmek ve bu nedenle de iktidarı kaybettikleri anda karşı karşıya kalabilecekleri “yargı süreci” nedeniyle korkularıdır.

Politik arenada özellikle de iktidar kanadındaki söylemlerin çirkinleşmesi de aynı nedenlerdendir.

Yapmış oldukları icraatlarla Anayasa ve yasaları çiğneyerek aldıkları yolun sonsuz olmadığını, bir gün ellerindeki devlet gücünün yok olacağını, bugün kullandıkları gücün yarın kendilerine karşı kullanılabileceğini çok iyi biliyorlar!

Sadece, “15 Temmuz askeri darbesi” denilen ve içeriği halâ tartışmalı olayların ertesi günü, henüz üzerinden 24 saat geçmeden, bu süreçte hazırlanması imkansız olan, 2.745 kişilik hakim ve savcının meslekten men edilmesi listesinin varlığı ve askeri darbeye hakim ve savcıları işten atarak cevap verilmesi, darbenin ne kadar muğlak olduğunun açık bir göstergesiydi!

Ardından ilan edilen OHAL (Olağanüstü Hal) uygulamasıyla elde kalan tüm demokratik hak ve özgürlüklerin askıya alınması, KHK (Kanun Hükmünde Kararname) larla, iki yüz bine yakın insanın, yasal bir soruşturma ve yargı süreci olmadan işlerinden atılmaları, bununla yetinilmeyip işten atılanların başka işlerde çalışmalarının da imkânsız hale getirilerek ölüme mahkum edilmeleri, yapılanların darbeye karşı değil de iktidarın güçlendirilmesine yönelik işler olduğunun ispatı olarak duruyor.

İşten atılma ve tutuklamaların başlarda, iktidarın ifadesiyle, darbeye teşebbüs eden FETÖ (Fetullah Gülen cemaati) ve yandaşlarına yönelik görünse de hemen akabinde HDP üye ve yöneticilerine sıçraması, gerçekleri açıklamaya çalışan gazetecilere sirayet etmesi, muhalif gazete, dergi, televizyon ve yayınların kapatılarak mal varlıklarına el konulması, amaçların farklı olduğunun da göstergeleriydi.

Ayrı bir gösterge de, KHK’larla yapılan kanun değişikliklerinin, OHAL’e neden olan olaylarla alakasının olmaması, çok farklı alanlarda kanun değişiklikleri ve yeni kanunların yapılması, yasaların, iktidarın işlerini kolaylaştıracak biçimde tasarlanmasıydı!

Bunun en basit örneği, geçtiğimiz günlerde yasalaşan ve hükümete KHK çıkartma yetkisi tanıyan ve bununla birlikte Meclisi gereksiz hale getirip, bir anlamda fesih eden yasanın meclisten çıkarılmasıydı!

Yasal süreçler uygulanmadan yapılan işten çıkartmalar, doğanın fütursuzca tahribine göz yumulması, ülkede tarım ve hayvancılığın bitirilerek, ülkenin saman ithal eder konuma getirilmesi, gıdada tamamen dışa bağımlılığın yaratılması 16 yıllık süreçte yaşadığımız olumsuzluklardır.

Özellikle de son iki yılda yargının bozularak güvenilmez duruma düşürülmesi, saçma iddianamelerle yapılan yargılamalar, tutuklamaların rehin almaya dönüşmesi, içeride ve dışarıda devletin itibarının kaybedilerek ve özellikle de Suriye ve Irak içerisinde bulunan ve sürekleşen askeri varlığın her an savaş riskini taşıması ise karşımızdaki olumsuzluklar olarak durmaktalar.

Ekonomik sıkıntıların had safhaya gelmesi ise daha da can sıkan bir durumdur.

Dış borcun 500 milyar dolara dayanmış bulunuyor.

Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın açıklamalarına göre, Bütçe giderleri 2017’de 677.7 milyar TL, gelirleri 630.3 milyar TL olduğunu da dikkate alırsak, neredeyse bütçe gelirlerine yaklaşan dış borcun varlığı oldukça ürkütücü durumda olduğunu görebiliriz.

Ekonomik çarkların işleyemez hale gelmesi, büyük–küçük tüm işletmelerin borç batağına girmesi, iflasların çoğalması, yeni dış borç aramalarında yaşanan sıkıntılar, dış borçlarda faizin yükselişi ise içinden çıkılamaz bir durumun göstergeleri olarak karşımızda duruyor.

Yaşadıklarımız, İki binli yıllara girdiğimizden beri tüm dünyada yaşanan ekonomik krizin bizlere yansımasından başka bir şey değil.

Emperyalist sistemin yaşadığı ekonomik krizin yansımalarının bugün hissedilmesinin nedeni ise, bugün terör örgütü olarak adlandırılan ve düşman olarak görülen, geçmişte ise birlikte oldukları, ardından ağıtlar yakılan Fetullah Gülen Cemaati kanalıyla yurda gelen/getirilen sıcak paraların krizi biraz da olsa ötelemesi sayesindeydi.

,Suudi Arabistan ve Kuveyt merkezli sermayelerden ve Cemaatin diğer ilişkilerinden gelen sıcak paralar, ekonomik krizi ötelemiş, daha sonra yaşanan siyasi sorunlar nedeniyle sıcak para akışının durmasıyla birlikte kriz derinleşerek yerleşti ve ürkütücü yüzünü gösterdi.

İktidarın yanlış politikaları, Suriye iç savaşında sürekli yön değiştirmesi, Rusya ve İran ile girişilen ilişkiler, NATO ve ABD merkezli emperyalist sistemle ilişkilerin bozulmasına yol açtı.ilişkilerin bozulması sonrası ABD’nin Reza Zarrab ve Halk Bankası ilişkilerini kullanması da ateşlenen son fitil oldu.

Dünyada yaşanan ekonomik krizler ve ülkeye yansıttıkları, bozulan siyasi ilişkiler, devletler arası ilişkilerde çıkılamaz yollara girişler, OHAL, ülke içinde biriken ve her an patlamaya hazı muhalefet, iktidarın şu an yaşadıkları sıkıntılardan.

,”Erken seçim” kararı sonrasında, geçmişte yaşanan seçim kampanyalarına göre daha sönük, cansız ve isteksiz yürütülen seçim kampanyaları ise, seçimden daha çok şaşırtıcı durumda.

İsteksiz davranan iktidar ve muhalefet var. Adeta, “nereden çıktı bu erken seçim” dercesine kampanyalar yürütülüyor!

İktidar devrilmek, muhalefet ise iktidar olmamak çabası içerisinde sanki!

Ortada büyük bir ateş var ve hiç kimse bu “ateşi söndürmek için çaba sarf etmek istemiyor” havası yaratılmış!

16 yıllık iktidar ya “iktidar” olmak istemeyeceği kadar büyük bir sorunla karşı karşıya ya da seçimleri “garanti” kapsamına almış da bu nedenle heyecanını gizliyor!

Muhalefet ise muhalefetinden memnun!

Memnun olmayan tek kesim halk ve ne yapacağını bilemiyor!

 

 

 

Nami Temeltaş

1956 Elazığ doğumluyum
1977 Diyarbakır Eğitim Enstitüsünden mezunum
Siyasi nedenlerle öğretmenlik yapmadım
1980 sonrası 6 yıl kadar Diyarbakır, Eskişehir ve Antep cezaevlerinde tutsak kaldım
İşçi emeklisiyim