"Enter"a basıp içeriğe geçin

Barış

Barış isteyen, çocukların öldürülmesinin sona ermesini isteyen ve “suça ortak olmak istemiyorum” diyen akademisyenler için ilgili kurumlar göreve çağırıldı, soruşturma ve gözaltılar başlatıldı.
Linç kampanyaları, kapılarının işaretlenmesi, taraftar akademisyenlerce ve muhtarlarla! Kınanması, “vatan haini” ilanları ve zalimden alçağa uzanan hakaretler yetkili makamlarca yapılmasına son hızla devam ediliyor.
Tek suç barış istemek!
Savaşın durmasını istemek!
Ölümlerin bitmesini istemek!
Bütün bunları Kürtçe istemek!
Aşiti demek!
Barış nedir?
Barış sadece silahların susması, ateşkes yapılması, ölümlerin durması mıdır?
Elbette barış sadece bunlardan ibaret değildir. Yaşanan ağır koşullar nedeniyle insanlar, bir an önce acıların bitmesi için ateşkes ve ölümlerin durmasını önceliğe koyuyor olması, barışın bu alana hapsedilmesi anlamına gelmez.
Barış, toplumsal anlamda her konuda ortak mutabakatın sağlanmasıdır.
Barış, toplumu bir arada tutan ortak çıkarların, ortak değerlerin korumaya alınmasıdır.
Barış, birlikte yaşayan insanların içindeki düşmanlıkların, kin ve öfkenin, her türlü anlaşmazlıkların yok edilmesidir.
Barış, toplumsal sevgi, saygı, anlayıştır.
Barış, insanların çekinmeden konuşabilmesidir.
Barış, tabiatın serbestçe, müdahalesiz yeşermesidir.
Çiçeklerin korkusuzca açmasıdır.
Önce gerçekten, hiçbir çıkar gözetmeden, art niyet taşımadan barışın istenmesi gerekir.
Bir taraftan devletle sorunu olan kesimin sorunlarının her açıdan, en ince ayrıntısına kadar çözümü diğer taraftan da birlikte yaşayan toplum üyelerinin birbiriyle ilgili tüm sorunlarının çözümü ile sağlanabilir.
Bu çözümler sağlanmadığı, yaşama geçirilmediği sürece yapılacak her türlü anlaşma sadece ateşkes anlamını taşır.
Ateşkes ise sorunların çözümüne başlamak için gerekli ortamı hazırlama amaçlı savaşanların savaşa ara vermesidir, silahların geçici olarak susturulmasıdır. Bu defalarca yapıldı, denendi ancak sonuca ulaşılamadı.
Barış uzun bir süreye ihtiyaç duyar. Barış, çözülmesi gereken sorunlar için gerekli yeniden yapılanmaların, tesis edilmesi gerekenlerin ortaya konabilmesi için bir süreye ihtiyaç duyar. Yapılması gerekenler bir günde ortaya çıkarılabilecek yapılanmalar değildir.
Karşılıklı anlaşmalar çerçevesinde yapılması gerekenler toplumsal mutabakatla, gerektiği takdirde halkoyuna sunularak hayat bulması sağlanır. Ardından da yasal düzenlemelerle bu anlaşmanın gerçekleşmesi için gereken tüm koşullar ortaya koyulur.
Bunların yapılması bugün için mümkün mü?
Elbette, Her zaman mümkündür.
Toplumun içindeki düşmanlıklar, kin ve öfke doğuştan var olan duygu ve düşünceler değildir. Bu tür birikimler, bazı kesimlerin çıkarı için, toplumu bölmek için, birlikleri engellemek için toplumun içine sokulan arabozucu tohumlardır.
Bu topraklar içinde yaşayanlar olarak, aynı cenderede ezilen, aynı kazanda salça olan, şarap olan, aynı türkülerle sevinip aynı ağıtlarla ağlayanlar olarak, taleplerimiz, isteklerimiz, dileklerimiz ve umutlarımız da aynıdır.
Hepimiz insanız. Dilimiz, dinimiz, ırkımız veya cinsimiz farklı da olsa İnsanlığımız aynıdır.
Farklılığı savunmak neden?
Huzur içinde yaşamak, eşit olmak, özgür olmak, sömürülmemek, çocuklarımızın çocukluklarını korkusuzca yaşaması, yaşlılarımızın hayatlarını huzur içinde bitirebilmesi gibi insani, herkesin ihtiyacı olan ortak taleplere sahibiz.
Tüm insanlar adına ve tüm insanların yararına olan talepleri savunuyorsak, kimseyi dışarıda bırakmayan, kimseyi mağdur etmeden yaşamak istiyorsak düşmanlığa gerek kalır mı?
Eşitlik ve adalet istiyorsak, birimizi kırmaya gerek kalır mı?
Barışı istemek kadar insani başka bir şey var mı?
İnsan olanın barışı istemesi, gerçek anlamda, tüm içeriği ile barışı savunması ve hayata geçirilmesi için gerekli her şeyi yapması en temel görevdir.
“Oluk oluk kan akıtmak” isteyenlere inat “oluk oluk” barış akıtmalıyız topraklarımıza.
Barış insan içindir.
Barış insanlık içindir.
Ve
Barış onurlu olmalıdır…

 

Not: Bu yazı 1 yıl önce yazıldı ve Batman Sonsöz gazetesinde yayınlandı. Ancak gündemdeki olası Savaş (Afrin) nedeniyle yeniden gündemleştiği için yeniden yayınlıyorum

Nami Temeltaş

1956 Elazığ doğumluyum
1977 Diyarbakır Eğitim Enstitüsünden mezunum
Siyasi nedenlerle öğretmenlik yapmadım
1980 sonrası 6 yıl kadar Diyarbakır, Eskişehir ve Antep cezaevlerinde tutsak kaldım
İşçi emeklisiyim