"Enter"a basıp içeriğe geçin

Darwin aldandı…

Malumunuz Darwin insan türünün maymundan geldiğini ileri sürmüştü.

Bu tezin doğru olup olmadığını bilemem. Fakat yaşayan canlı tür içerisinde Allah’a iman edebiliyor muyum, ibadet edebiliyor muyum, şükür edebiliyor muyum, tefekkür edebiliyor muyum? Ben ona bakarım. Nereden geldiğim ya da kimden geldiğim önemli değil. Sonuçta hayvandan da gelmiş olsak, bizleri insanlık mertebesine çıkarıp muhatap alan ve mükemmel bir varlık haline getiren, asıl sahibim yaratıcım olan Allah’a sonsuz şükürler olsun! Bu mantıkla olaya yaklaşırım.

Dünya’da insan türü kadar birbirine acımasızca, vicdansızca, şiddet uygulayan bir varlık yoktur.

Dünya’daki ve Türkiye’deki örnek olaylara bakınca, ebeveynlerin çocuklarına yaptığı, çocukların ebeveynlerine yaptığı, eşlerin birbirine yaptığı, kardeşin kardeşe yaptığı, diğer akrabaların birbirine yaptığı, komşunun komşuya yaptığı vahşeti, arkadaşın arkadaşa yaptığı vahşeti daha bir sürü insanlık hukukuna, vicdanına sığmayacak şiddet ve çirkinliklere şahit oluyoruz.

Türkiye’de ve dünyada o kadar üniversite ve bilim insanı olmasına rağmen hala bu sorunların sebepleri ve bu sorunlara kalıcı çözümler bulunamamıştır.

Bu insanlar pimi çekilmiş bomba gibi toplumda dolaşmaktadır. Bu insanların profesyonel bir şekilde rehabilite edilmeleri gerekmektedir.

İnsan beyni ve duyguları yazılı, görsel ve teknolojik destekle yayınlanan olumsuz bilgiler, görseller, videolar aracılığıyla kirletilmekte ve zehirlenmektedir. Resmen insanın kimyasını bozmaya yönelik çalışmalardır.

Psikoloji biliminin öncülerinden Rus bilim adamı İvan Pavlov tarafından Klasik Koşullanma tanımlanmıştır. Pavlov çalışmaları sırasında köpeklere et vermiş daha sonra, köpeklerin ağzına yiyecek konulmadan salya salgılamaya başladıklarını, köpeklerin bakıcılarını görünce hatta bakıcının ayak seslerini duydukları anda salya salgıladıklarını gözlemlemiş ve bu süreci açıklamıştır.

Bu çalışamadan hareketle insanlar okudukları bilgilerden, gördükleri ve izledikleri davranış ve görüntülerden zihinsel ve duygusal anlamda etkilendikleri için mi bu tür olumsuz davranışlara sebep oldukları sorgulanmalıdır.

Özellikle ebeveynler, eğitimciler, çocuk bakıcıları ve diğer yetiştiriciler çocukları zihinsel ve duygusal olarak olumsuz anlamda “Klasik Koşullanma”ya maruz bırakacak söz, eylem ve ortamlardan uzak tutmaları büyük bir önem taşımaktadır.

Çocuk bu koşullanmalar ile cinsel saldırganlık, şiddet, nefret vd. olumsuz davranışlardan zihinsel ve duygusal anlamda lezzet alarak bu tarz olumsuz davranışları farkında olmadan bilinçaltında patlamaya hazır bomba gibi zamanla davranış haline getirebilir.

Bu olumsuz davranışları yapanlar fakir-zengin, cahil-ehil, görgülü-görgüsüz ayırt edilmeden hemen hemen her insan bu vahşet türbülansının içine girebilir.

Dünya’daki örneklere bakınca savaşları, vahşeti, şiddeti çıkaranlar okumuş, zengin, dindar, fakir, beyaz, siyah, kadın, erkek, profesör, öğretmen, anne, baba, kardeş, öğretmen gibi bir sürü meslek, etnik ve dini sınıftan oluşmaktadır.

Tüm yaşananlara bakınca gerçekten Darwin aldandı diyorum. İnsan maymundan gelmedi, hayvandan da daha sefil ve acımasız bir noktaya doğru yol almaktadır.

Tin Süresi (4.-5.ayet) çok güzel bir örnekle insanı anlatmıştır; Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık. Sonra onu, esfeli safiline (en sefil hale, nefsinin karanlıklarına) iade ettik (çevirdik).

İzlediğimiz belgesellerde, hayvanlar alemindeki merhamet ve yardımlaşma örneklerini gördüğümüzde, beşer olarak kendimizi sorgulamadan edemiyoruz. Açıkçası, biz nereye, ne tür bir akıbete doğru eviriliyoruz? Diye çok merak ediyorum.

Merhum Mehmet Akif, Bir Gece şiirinde insanın hayvandan beter durumunu bu dizeler ile açıklamıştır:

Sırtlanları geçmişti beşer yırtıcılıkta;
Dişsiz mi bir insan, onu kardeşleri yerdi!

Said Nursi de bu konuya ayrı bir pencere açmaktadır; “İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi, iman ve duadır. Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder.” Allah, insanı kulluk ve ibadet etmek için dünyaya göndermiştir. Bu yüzden insanın fıtrat ve mahiyetini de ibadet ve kulluğa göre donatmıştır. Yoksa hayvan gibi yutmak ve çabalamak için insanı dünyaya göndermiş değildir. İnsan iman ve ibadeti terk edip, hayvan gibi, dünyanın adi ve süfli zevk ve lezzetlerin peşine takılır ise; mahlûkatın en alçağı, en rezili olur. Yok, iman ve kulluğa riayet ederse, o zaman mahlûkatın en üstünü ve en şereflisi konumuna çıkar. Zira insanı, Allah bu kıvamda yaratmıştır. İnsanın önünde iki seçenek var, ya kul olup kâinata sultan olur, ya da iman ve ibadeti terk edip mahlûkatın en aşağı ve en rezili olur (23.Söz RNK)