"Enter"a basıp içeriğe geçin

21. Yüzyıl Dünyasında Giordano Bruno’nun İzinde

Giordano Bruno; bir büyük düşünür, bilim adamı ve direnişçi. Düşünce özgürlüğünün ilk havarisi. Düşünceleri uğruna her şeyi göze almış ve sonunda da dönemin yozlaşmış kilise mahkemesi, engizisyon tarafından 1600 yılının şubat ayında diri diri yakılarak katledilmiştir.

Bruno, hiçbir zaman otoriteye boyun eğmemiş ve halkların bilimin aydınlığında yürüyebilmesi, bilimin potansiyelini tam olarak ortaya çıkarabilmesi için bilim adamlarının ve düşünürlerin kesinlikle, kilise veya otoritenin boyunduruğu altına girmemesi gerektiğini savunmuştur. Gerçekten de bilim genel olarak kendi potansiyelini hiç bir zaman ortaya çıkaramamıştır. Çünkü her zaman belli çıkar grupları bilimi kendi tekeline almaya çalışmıştır. Bruno gibi buna direnip bilimin onurunu koruyan düşünürler olduğu gibi tam tersini yapanlar da olmuştur. Tıpkı günümüzde olduğu gibi. Bu gün bilimin tamamıyla halkların çıkarına hizmet ettiğini kim savunabilir. Bilim, en çok kapitalist sistemin devlerinin emperyal emellerine, milyarların yerine dar bir çıkar grubuna hizmet etmekte.

Bilim hep daha iyisini yaratacak diye bir şey de yok. Öyle olsaydı atom bombası olur muydu? Sadece bu örnek bile bilimin, otoritenin elinde ne kadar dehşet verici olabileceğini gösteriyor.Bu yönüyle günümüzün çoğu bilim adamının ve akademisyenin eski rahiplerden pek bir farkı yok. Çünkü halktan kopmuşlar, ayakları havada, toplumun sorunlarını tartışıp çözüm bulacaklarına kişisel çıkarlarının peşine düşmüş, otoritenin emrine girmişler. Üniversiteler birer halkı aydınlatma yuvaları olacaklarına, tam tersine bu adaletsiz sistemin bir kurumu haline gelmişler. Akademisyenlerden, düşünürlerden bu çürümüşlüğe cevap olmak bir yana dursun, çoğu sözüm ona aydın daha durum analizi yapmaktan aciz.

Tabii tarihin her döneminde olduğu gibi azınlıkta olan ama onurlu olan ve Bruno gibi gerçekleri hiç çekinmeden söyleyen, bilim ve düşünce özgürlüğü uğruna her şeylerini verebilecek insanlarda var. O insanlar, aydınlık tarafta bütün dünyada halklar için mücadele ediyor. Bilim için, demokrasi için, adalet için çaba sarf ediyorlar. Sözleri ve düşünceleri ile karanlığa bir mum daha yakıyorlar. Bruno’yu diri diri yakanlar onun bedeninden yükselen alevlerin, ilerde tüm Avrupayı saracak Rönesans’ın temelini atacağından bihaber, belki de bu eylemlerinin ne kadar etkili olacağını, ibretialem olacağını düşünerek büyük bir iş yaptıklarını sanıyorlardı. Ama büyük yanıldılar. Halkların bilimin ışığında gelişen özgürlük seli, bütün bu yozlaşmışlığın üstünden geçerek Rönesans’ı ve Fransız devrimini getirdi. Tarih Bruno’yu haklı çıkardı ve bu değerli düşünüre hak ettiği yeri verdi. Bruno’yu yakanlar ise sadece lanetlenmek için anılıyorlar. Günümüzde, onların izinden giden ve halklara kan kusturan zalimler de sabahtan akşama kadar çok büyük işler yaptıklarını anlatıyorlar. Ama büyük yanılıyorlar çünkü Bruno ve Brunolar insanlığa meşale olmaya devam ediyor. Hatırlayalım! Ne demişti Bruno: “Ne gördüğüm hakikati gizlemekten hoşlanırım, ne de bunu açıkça ifade etmekten korkarım. Aydınlık ve karanlık arasındaki, bilim ve cehalet arasındaki savaşa her yerde katıldım. Bundan dolayı her yerde zorlukla karşılaştım ve cehaletin babaları olan resmi akademisyenlerin yanı sıra kalın kafalı çoğunluğun öfkesinde hedef olarak yaşadım.”