"Enter"a basıp içeriğe geçin

Hasret…

Merhaba!

Neredeyse iki ay aradan sonra tekrar kalemi elime aldım ve konum hasret adı altında, yaşayan ruhumuzdaki boşluk…

İnsanların hayatlarına yön veren duygu ve düşünceleridir. His ve fikir olarak insanlar akıllarını kullanarak ve hissederek hayatlarına devam ederler. Beyin ve kalp genel sağlık ihtiyaçlarının dışında manevi olarak da insanın sağlığını kontrol etmektedir. Akıl ve ruh sağlığı insanın manevi sağlığıdır. İnsan “üns” kökünden gelir. İlişki kuran canlı olarak insan, sosyal bir varlıktır. Bu nedenle sürekli duygusal paylaşım ve yardımlaşma içindedir. İnsanın duygu ve davranış bütünlüğü hayatını şekillendirir. İnsanın hayatını şekillendiren en önemli duygulardan biri de özlemdir. İnsan sevdiği ve kıymet verdiği şeylerden uzak kaldığında o kıymetli şeyleri düşünerek zaman geçirir. Bu ayrılık acısına özlem denir. Özlemek, sevmekle ilgilidir. Seven insan, özler. Özlemek için bir yakınlık hissetmek gerekir. İnsan sevdiğinden uzak kaldığında özlem duyar. Özlem, aynı zamanda sevdiğiyle buluşma arzusu olarak da bilinir. Özlem, hayatımızın her alanında vardır. Askere giden, geride bıraktıklarını özler. Gurbete giden, geride bıraktıklarını özler. Bu nedenle mesafe, sevgi ve his birleşince ortaya özlem çıkar. Özlem, sonu belli olmayan olaylarla başlarsa insanı yıpratır. Özlem, sonu belli olan olaylara gebe olursa da insana sabır ve azim verir. Vatan özlemi, evlat özlemi, memleket özlemi, sevda özlemi insanların içine düştükleri duygu yoğunluklarıdır. Hasret insanı, insan kılan bir duygudur. Özlem eksikliği, insanı sevgisiz kılar. Sevgisizlik ayrılıktan ve hatta ölümden daha beterdir.

Hasret, en güçlü duygularımızdan biridir. Aşk, özlem ve sevgi gibi duygularla benzerlik gösterir. Uzak kaldığımız kişilere karşı özlem duygumuz gelişir. Zaman içerisinde hasrete dönüşerek içimizde merak duygusunu uyandırır. Belki bir gün beraber olacağımıza inanarak onun, geleceğini bekleriz. Bir annenin bebeğini beklediği gibi insanlarda sevdiklerini bekler.
Özlemlerin kimisi kısa sürerken kimisi uzun sürelidir. Bir insana duyulan hasret hiçbir zaman azalmaz, her geçen gün artarak insanların içindeki sevgiyi daha da yüceltir. Kavuşmayı beklemek adına insan hayata tutunur. Bazılarına duyduğu hasret güç verir. Hayatlarına daha güçlü devam ederler. O hisler öyle tatlıdır ki insanın içini acıtsa dahi ondan vazgeçemezsiniz. Hasret, sevginin bir parçası olarak da görülebilir çünkü kişiler bir gün kavuşma hayalini kurmaya devam ederler. Uzak kaldığınız kişiye zaman içinde hasret ve sevginiz her gün çoğalır. Bir insana duyulan özlemin hayatımızdaki yeri önemlidir. Bazen daha iyi biri olmamızı bile sağlayabilmektedir. Kalbinizde yer edinen insanlara dair süreklilik gösteren özlem duygularımızı yoğunlaştırır. Sevdiğimiz insanları asla kaybetmeyiz uzaklaşsalar dahi aklımızın bir parçası daima onlarda olur. Sevgi her zaman ilerler ve gelişir. Özlem ise sevginin kanıtıdır.

Hasret bazen insana acı verse de aslında en güzel duygulardan birisidir…
Çünkü birisini özlemek onunla yaşamak gibidir, ona bağlanmaktır… Her insan bir başkasına karşı böyle duygular hissedemez çünkü insan kalbi herkesi sevemez, sevmediği için de özlem duygusunu bileyebilir ya da ona bağımlı kalamayabilir… Keşke sevdiğimiz herkes yanımızda olabilse idi…
Özlem ve bağlılık… Bize kendimizi hatırlatır, aslında bizi biz yapar ve değer vermeyi öğretir…Bir şehre veya bir kişiye bağlanmadan önce hiçbir zaman düşünüp tartma şansımız olmuyor maalesef. Fakat pişman olacağımızı bildiğimiz işi en baştan yapmamalıyız. Bağlanacağınız insanı seçemezsiniz. Bir bakmışsınız olmuştur.

Sevdiğiniz kişilere karşı bir bağlılığınız olabilir. Bir annenin okumaya giden evladı için çektiği özlem gibi. Bir sevgilinin askere giden sevdiğine duyduğu bağlılık gibi. Onlar özlem çekecek, ağlayıp yakaracaklar belki. Anneye, babaya, kardeşe, akrabaya, dosta, arkadaşa, alıştığınız herkese, kedinize, köpeğinize, anısı olan bir tişörte, bir önceki yıla, eski işinize, eski eşinize, sevdiğiniz şapkaya veya sevdiğiniz yastığınıza duyduğunuz özlem… Bir dostun vefatından sonra varlığına duyulan hasret gibi. Bir insanın var olmasına duyulan özlemle bir insanın yakınında olmasına duyulan özlem bile birbirlerinden çok farklıdır… Hatta bazı akşamlar oturup kaybettiklerinizi veya yalnızca bir gününüzü düşünseniz belki de özleyecek daha fazla şeyiniz olacaktır…

Özlem, uzakta olan bir varlığa karşı duyduğumuz kavuşma isteğidir. Sadece insana karşı duyulan bir duygu değildir. Kişiler herhangi bir insana özlem duyabilecekleri gibi, bir yere, bir eyleme, duruma veya başka bir varlığa da hasret duyabilir. Hasret, sevgi ile kardeştir aslında. Onun olduğu yerde sevgi de vardır çünkü özlem sevgiden beslenir.

Özlem, birçok şaire ilham kaynağı ve şiirlerine konu olmuştur. Bu duygu kimi zaman güzel kimi zaman ise çileli hale gelmiştir. Eğer bu hasretin sonunda vuslat yani kavuşma yoksa, bu duygu çekilmez bir hal alabilmektedir. Eğer benim gibi biri iseniz birini özlemek sizi her gün parçalayarak dibe sürükleyecek ve siz her gün yeniden daha da güçlenerek ayağa kalkacaksınız demektir, tıpkı bir ‘ Zümrüdüanka Kuşu ‘ gibi.  Ve yahut bir ‘ Kelebek ‘ gibi kanatlarınız kırıldığında sessizce köşeye çekilir ve onunda bir gün kanatlarının kırılacağı (özleyeceği) günü bekleyebilirsiniz. Bu süreç size acı verecektir ve sizin ruhunuzu görmeyen kimse, uğruna acı çekmeye değer biri değildir.

Ölen bir sevdiğimize duyduğumuz özlem, bu dünya için kavuşması mümkün olmayan yani mutlu sonu olmayan bir duygudur. Çekilmesi gerçekten zordur. Ancak kimi zaman, özlediğimiz kişi veya varlığa kavuşacağımız an belirlidir. ”Sayılı günler tez geçer.” sözünden de anlaşılacağı gibi bu duygu insana bazı durumlarda mutluluk bile getirmektedir. ”Beklenen gün gelecekse, çekilen çile kutsaldır.” derler. İşte beklenen gün, özlemin sona ereceği gündür. İnsanlar çoğu defa sahip olduğu şeyin kıymetini bilmez. Ne zaman ki o şeyi kaybeder, aslında onun kendisi için ne kadar değerli olduğunu daha iyi anlar. Bu manada düşünüldüğünde, mutlu sonu olan özlemler güzeldir aslında çünkü sahip olduklarımızın değerini daha iyi anlamamızı sağlar.

Mesafeler insanları ayırdığı gibi yakınlaştıran değerler de kazandırır. Bağların eskisi kadar kuvvetli kalmasını sağlayan özlemdir. Severken içten sevenler daima birbirlerini özler ve hasret duyarlar. Özlemek ilişkileri canlı tutar ve insanları birbirlerine hatırlatır. Özleyin birbirinizi! Gurur sizi öldürür.

Özlem ,sevgi, saygı , barış, kardeşlik gibi insana özgü olan duygulardan biridir. Özlem ve hasret duyguları birbirine yakın duygulardır. Özlemek insanların hayatlarında yakınlarından uzak kaldığı, sevdiği bir hayvan ya da eşyaya ulaşamadıkları durumda hissettikleri duyguya denir. Örneğin evladını yurt dışına gönderen bir teyzenin evladını uzun bir süre görememe sonucu yaşadığı durumdur. Özlem ve hasret gibi duygular yoğun hüzün barındıran, insanı hüzne ve kedere boğan duygulardır. Örneğin kardeşi olmayan bir çocuğa ailesi evcil bir köpek almıştır. Onu kardeşi gibi benimsemiş tüm vaktini onunla geçiren çocuğun tüm dünyası artık bu evcil köpek olmuştur. Fakat bir gün rahatsızlanıp çok geçmeden de ölen bu köpek çocukta derin izler bırakmıştır. Günlerce üzülmüş, ağlamıştır. Çünkü köpeğini çok seviyordur, bu yüzden onu çok özlüyordur. Özlemek denilen duygu da elbette insanlar içindir. Hatta bazen insan elindekinin kıymetini onun varlığını yitirince daha iyi anlar. Yani onu özledikçe o daha değerli hale gelir. Sonuç olarak özlem duygusunu yaşmak istemiyorum diye kendimizi şartlandırmamak gerekir. Zorla beynine ‘özlemiyorum’ sinyalleri gönderenler var…

İnsanlar uzak kaldıkları, kısa sürede olsa ayrı kaldıkları kişilere veya varlıklara özlem duyabilmektedir. Onların sürekli yanlarında olmasını isterler. Belki bir gün bunun gerçekleşeceğine inanarak hayatlarını sürdürürler. Bir annenin çocuğuna, bir kişinin eşine olan özlemi gibi pek çok özlem aslında oldukça duygusal ve dramatiktir. Kimi özlemler kısa süreli, kimi özlemler ise uzun sürelidir. Kimi özlemler ise hiçbir zaman gerçekleşmeyecek olan bir kavuşmayı beklemek uğruna devam eder. Özlem duygusu, kişinin sevdiklerinden ayrı kalınca ya da onları yitirince daha fazla hissedilir. Bunun için yakınımızdakilerin ve bizi sevenlerin değerini bilerek yaşamalıyız. Çünkü sevdiğimiz kişileri kaybettikten sonra onlara ne kadar değer verirsek verelim, ne kadar özlersek özleyelim geri gelmeyeceklerdir. Onlara sevildiklerini hissettirmeliyiz. Hala vaktimiz varken sevdiğimizi söyleyelim.

Özlemek çok karmaşık bir duygudur ki insanın yüreğinin en derinine işler. Özlem o kadar garip bir duygudur ki diğer duygularımız zamanla küllenir iken o gün geçtikçe daha da alevlenir. Uzaktaki bir sevdiğimize ya da yanı başımızda olmasına rağmen yanına yaklaşamadığımız birine özlem duyarız. Zaman gelir bir dolu anı ile geçmiş olan güzel günlerimize özlem duyarız. Zaman gelir yanıbaşımızda kokusuna hasret duyarız. Daha bir sürü özlem duyduğumuz şey vardır şu hayatta…

Özlemek deyince aklımıza elbette kavuşmak da gelir. Özlediğine kavuşmak hepimiz için dünyanın tüm servetlerine değecek kadar kıymetlidir. Kişi hasretini çektiği şeye kavuşmak için ölümü bile isteyebilir. Mevlana’nın Mevla’sına kavuşmayı beklerken öleceği günü “vuslat günü” olarak tanımlaması bu yüzden değil midir? Özlem her geçen gün daha da dayanılmaz bir eziyet verir insana. Kavuşmayı bekledikçe daha da dert kaplar insanın yüreğini. Hele bir de insan kavuşma ihtimalinin kalmadığına inanırsa nefes alamıyor gibi hisseder kendini. Ne olursa olsun, özlediğimiz kişiye veya şeye kavuşabilelim istesek de bazıları ‘kavuşmayalım özlemek çok güzel bir duygu’ diye düşünebilir. Sevgiyi ve bağlılığı perçinleyen özlenenin kıymetini anlamamızı sağlayan bir his oluşur. Özlemi vuslata çevirmek bizim elimizdedir. Her türlü imkanı kullanarak, her türlü fırsatı değerlendirerek özlediklerimize kavuşmanın yollarını aramalıyız. Bu uğurda kaybetmek korkusu yaşıyorsak eğer yeteri kadar özlememişiz demektir.

Özlenmeyen tek şey özlemin kendisi galiba! Çünkü özlem, kötü ve asla yaşanmak istenmeyen duyguların arasında yer almasa da, iyi ve her zaman yaşanmak istenen duygulardan da değildir. Her ne kadar özlenmese, aranmasa da, yokluğunun farkına bile varılmasa da, insanı sardığı anda o duygu, çıkmaz bir yola girmenin veya yolunu kaybetmiş olmanın ya da yıllar sonra gittiğin adreste aradığını bulamamanın verdiği gibi bir duygu kaplatıyor insanın içini! Her özlemin ayrı bir duygusal etkisi ve tadı vardır. Hiç tatmadığın duygulara, hiç bilmediğin dünyalara, hiç görmediğin diyarlara, çocukluğa, sevgiliye, kaybedilen dosta, geçmişe hatta geleceğe, hayalleri süsleyen o anlara olan özlem…

Özlem duygusu da aynı hüzün gibi! İçinin ta derinlerinde, sanki çok uzaklarda ama bir o kadar da yakınında bir yerde, acıya veya sızıya yakın bir şey duyarsın ama seversin o duyguyu, hep yaşamak istediğin bir şey olmasa da tuhaf bir şekilde bir yanın memnundur hissettiğin bu duygudan. Hüznü özlemden ayıran tek şeyse, hüznün özleniyor ve zaman zaman da olsa yaşanmak isteniyor olmasıdır galiba. Her insan arada bir de olsa hüzünlenmek ister, melankoli insanın doğasında var sanırım. Hüznün sevilen ve yaşanmak istenen bir duygu olduğunu gösterir bir durum değil ama Türk toplumu olarak arabeske olan yatkınlığımız, arabeskte yaşam bulan hatta onun özü diyebileceğimiz acıyı bağrımıza basmamız buna bir ön işaret olarak düşünülebilir sanırım.

Özlem… Gurbette isen ya da sevgiliden ayrıldı isen daha bir yoğun hissettirir kendini, daha bir yakar içini her şey! O yüzdendir belki hasreti özlemden ayıran… O’na daha bir yoğun anlamlar yüklersin ve bir yandan da anlaşılmaz duygularla boğulursun. Kavuşmanın zorluğu, hatta imkansızlığı belki de hasreti hasret yapan… Özlemek, hasret kalmanın verdiği yoksunluk ve biçarelik duygusunu vermez mesela. Sevgiliye yazılan mektubun son satırında –illaki- geçen “hasretle öpüyorum” sözcüğünün verdiği duyguyu, içinde özlem geçen hangi cümle verebilir? Sanatı da besleyen, daha da öte sanatı gücü bakımından asıl sanat yapan -ister sinema olsun, ister edebiyat, ister resim olsun, ister heykel- hasretin içinde barındırdığı acılar, ayrılıklar, hüzün, melankoli değil midir? Hayatı ve beraberinde getirdiği acıları ve aşkı tatmış ozanların dizelerinde özlem yerine hasret’in geçmesi bu yüzden olabilir mi? “Hasretinden prangalar eskittim…”, “Hasretinle yandı gönlüm…” Her şiir sevenin bu denli etkilenmesi bu yüzden olabilir mi? İnsanız ve insan olanın, adam gibi adam olanların duygularını paylaşıyoruz…

Çaresizlik ve elin kolun bağlı olması hissini uyandırmasından belki özlem veya hasretin özlenmemesi, kim bilir. Ama yine de sevilir bir şekilde hissedilir o yakıcı ama hoş duygu… Ve sevilmeli de… Sevecek, hatırlayacak, yeniden yaşamak isteyecek, arayacak, insanlığımızı hatırlatacak o kadar çok duygumuz var ki! Özlem, bu duyguların arasında en üst önceliğe alınması gerekenlerden bence… Sonsuz ve daimi sevgilerimle…

Hayata bakış açım: Her zaman aklımızın ardı sıra gidelim, halkın takdiri de, canı isterse ardımızdan gelsin.
-Michel de Montaigne (Fransız deneme yazarı)

MUTLULUKLA KALIN 🙂

Günün İnsanı: Uzaktakiler.

Günün Mekanı: Sevildiğiniz bir kalp. (Seven tek bir kalp her zaman seni iyileştirir.)

Günün Filmi: Cesaretin Var mı Aşka?
– Senaristler Jacky Cukier, Yann Samuell olup film 2003 yapımıdır.

Günün Sözü-1: Seni seviyor ve özlüyorum ama senin gibi yüreksiz yari, Allah düşmanımın başına vermesin.

-Ecem Sönmez

Günün Şarkısı-1: Can Gox – Neredesin Sen

Günün Şiiri: Nazım Hikmet – Bir Fotoğrafa

Karşımdasın işte…
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an iste,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi…

Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine. Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgarım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.

Demiştim sana hatırlarsan:
Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil,
‘zamanla bırakmamak’tır..’
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır

Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim…

Günün Şarkısı-2: Edip Akbayram – Hasretinle Yandı Gönlüm

Ecem Sönmez

20 Mart 1998 İstanbul doğumlu, balık burcuyum. 19 yaşında bir yazar adayıyım lakin daha 49 fırın ekmek yemem gerekiyor.