"Enter"a basıp içeriğe geçin

Gelin Canlar ”Bir” Olalım

Bildiğiniz üzere bugüne kadar olan yazılarımın temelinde, özelde ülkemizin, genel anlamda ise ümmetin felahı için tek şiar olarak yekvücut olunması gerektiğini işlemeye çalıştım. Bu karanlıklardan ancak birbirimize tutunarak çıkılacağını, batı aklı tarafından cetvelle çizilen sınırların bizleri ayıramayacağını defalarca dile getirdim. İslam âlemi üzerindeki zifiri karanlığın, üzerimize serpilen ölü toprağının ancak bu yolla yok edileceğini yazdım, yazmaya da devam edeceğim.

Dünyaya sundukları makro ve mikro milliyetçiliklerle, bizi Türk, Kürt, Arap ve daha birçok etnik kimlikle bölmeye çalışan yapılar ne yazık ki bir ölçüde başarılı oldular. Oldular ki bizler şuan bu haldeyiz.

Amerika’sı İngiltere’si velhasıl hepsi, Haçlı halinde Irak’a saldırırken biz oradaki halkı kardeşten ziyade, Arap olarak gördük. İşlerine gelince İslamiyet’i karalamak için radikal İslami terör diyenler, işlerine geldiğinde çıkarttıkları isyanlara Müslüman değil Arap Baharı dediler. Dediler ki Suriye’yi, Irak’ı, Tunus’u yavaş yavaş, teker teker parçalayabilsinler. Sadece bununla da gelmediler. Mezhep çatışmalarıyla bize, bizliğimizi unutturdular. Unuttuk kardeşlerim. Kardeş olduğumuzu, aynı vardan, aynı özden geldiğimizi unuttuk. Laiklikle, milliyetçilikle, batıcılıkla unuttuk. Unuttukça musibetlere gark olduk.

Yıllarca Araplar bizi sırtımızdan vurdu dedik. Bize bunu öylesine nakşettiler ki, kardeşlerimize neden sırtımızı döndüğümüzü hiç düşünmedik. Aslında ne biz onlara sırtımızı dönmüştük ne de onlar bizi arkamızdan vurmuştu. Bugün de olduğu gibi kullandıkları maşalar eliyle bizi, bize düşürdüler. Öyle ya ne güzel demiş şair;

‘‘Bizsiz bize yetmezdi güçleri,

Bizimle güçlenerek yettiler bize’’

Osmanlı’yı ‘‘Hasta Adam’’ ilan edip, bizi de bin parça edip yettiler bize. Bizi değerlerimizden uzaklaştırıp geldiler üzerimize. Hem de öyle bir geldiler ki, dalından kopan yaprak misali bir rüzgâra kapıldık ki sormayın gitsin. Ne batılı olabildik ne doğulu. İki cami arasında kalmış beynamaz olduk. Bizi biz yapan, bize ait ne varsa her şeyi attık. Duymadıklarımızı duyduk, görmediklerimizi gördük.

Peki, bu kadar yakınma, bu kadar aldanış ve bu kadar çile yetmez mi artık bize?

Zaman kurtuluşun zamanı değil midir?

Zaman birliğin, kardeşliğin zamanı değil midir?

Zaman artık bizimdir.

Zaman artık kardeşlik ve birliğin zamanıdır. Biliyoruz ki biz, biz olursak, bir olursak, kardeş olup birbirimize sığınırsak, onlar menfur planları, tanklar, topları ve hatta içimizde hainleriyle çıkıp gelseler yine de ezer geçeriz.

Selametle.

Kardeşim sen parmaklıklar ardında olsa da özgürsün,

Kardeşim sen prangalara vurulsan da özgürsün,

Sen Allah’a (cc) bağlandığın zaman,

Sana kölelerin tuzağı ne zarar verebilir ki,

Kardeşim karanlığın ordularını kökten sileceksin,

Ve bununla yeryüzünde yeni bir fecr doğacak,

Sen ruhunu bu fecrin doğuşuna teslim et,

O zaman bu fecrin bizi uzaktan karşıladığını göreceksin

Seyyid Kutub

 

 

 

Mert Mahir Göz

1989 yılı Diyarbakır’da doğan Mert Mahir GÖZ ilk ve orta öğretimini (2006) Diyarbakır’da tamamlamıştır. Yüksek öğretimine Uludağ Üniversitesi’nde (2007) başlayan GÖZ, buradaki eğitimini yarıda bırakıp Ankara Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası Bölümü’nü burslu kazanmıştır. 2013 yılında Ufuk Üniversitesi’nden dereceyle mezun olan GÖZ, yine aynı üniversitede çift anadal programı (ÇAP) kapsamında Uluslararası Ticaret bölümünü bitirmiştir. Lisans eğitimini tamamladıktan sonra Hasan Kalyoncu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda master yapan GÖZ, şuan İnönü Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Politik tarih, siyasal sistemler ve uluslararası ilişkiler konularında birçok makalesi olan GÖZ, aynı zamanda Özgür Haber gazetesinde yazılarını kaleme almaktadır. Ayrıca GÖZ, kurucusu olduğu GOZMER (Güncel Ortadoğu Zabıtları Merkezi) çatısı altında ülke ve Ortadoğu’daki gelişmeleri değerlendirmektedir.