"Enter"a basıp içeriğe geçin

Ne Söz Kaldı Ne Kelime

Ne Söz Kaldı Ne Kelime

Hatun Tuğluk, hukuk ve siyaset insanı Aysel Tuğluk’un annesi.

Aysel Tuğluk’u sevmeye bilirsiniz. Hatta nefret de edebilir siniz. Öfkenizden ve kininizden gözünüz dönüyor da olabilir.

Bunun için kendinize göre haklı nedenleriniz de olabilir!

Bu nedenleri kafalarınıza yerleştirenler de olabilir!

Ancak, unutmamanız gereken, Hatun Tuğluk’un sadece bir anne olması.

O bir anne.

Sizin anneleriniz kadar anne,

sizin anneleriniz kadar kadın,

sizin anneleriniz kadar insan…

Sizin anneleriniz gibi o da yavrusunu dokuz ay karnında taşımış. Tarifsiz acılar içerisinde, sizleri nasıl doğurmuşsa anneniz, o da öyle doğurmuş yavrusunu.

Sütünü vermiş, tıpkı sizin annenizin sizlere verdiği süt gibi.

Uykusuz kalmış, yememiş yedirmiş, giymemiş giydirmiş, tıpkı analarınız gibi.

Elbiselerini yıkamış, yemekler yapmış, önce yavrusunu doyurmuş sonra kendisini, gözünü budaktan sakınmış, korumuş, kollamış.

Okul zamanı elinden tutup okuluna götürmüş, okul çıkışı okuldan almış, başına bir şeyler gelmesin diye!

Tıpkı sizin anneleriniz gibi.

Tek farkı Kürt olması.

Tek farkı Kürtçe konuşması.

Suç buysa suçlu. Suç Kürt olmaksa suçlu. Suç Kürtçe konuşmaksa suçlu.

Ancak Kürt olmayı, Kürtçe konuşmayı, Kürtçe ağlamayı ve gülmeyi, her insan gibi o seçmedi ki!

Sizler nasıl seçmediyseniz Türk olmayı, Çerkez, Çeçen, Abaz, Türkmen veya her ne milletten olursa olsun, milliyetinizi, kimliğinizi, dilinizi seçemediyseniz, sizlere nasıl ki böyle bir hak verilmediyse, ona da verilmedi.

Anne ve babası ne idiyse o da öyle doğdu, öyle oldu, öyle yaşadı ve öyle öldü. Tıpkı sizin anneleriniz gibi.

Öldü.

Her ölümde olduğu gibi, töreler gereği, inanışlar gereği, adetler gereği, defnedilmesi gerekiyordu.

Çok basitti.

Yıkanacak, kefenlenecek, dini vecibeleri yerine getirilecek ve defnedilecekti.

Öyle de yapıldı.

Yapıldı ama rahat bıraktınız mı?

Bıraktınız mı defnedildiği yerde huzur içerisinde yatsın?

Ne ölmüş bir anneye huzur verdiniz ne de ölmüş annesinin taze acısını yaşamak durumunda olan kızına ve yakınlarına.

Bir anneyi, ölümünden sonra bile rahat bırakmadınız, defnedildiği kabrinden dışarı çıkarttınız ve doğduğu topraklara yollattınız!

Ülkeyi böldürmediniz, bölünmesine müsaade etmediniz!

Eğer, Hatun Tuğluk, defnedildiği yerde huzur içerisinde yatsaydı, ülke bölünme tehlikesi mi geçirecekti?

Eğer, Hatun Tuğluk, defnedildiği yerde huzur içerisinde yatsaydı, diğer yatanlar rahatsız mı olacaklardı?

Onun sadece bir anne olduğunu unutturacak kadar, içinizde derinleşmiş kin ve öfke ne zaman ve nasıl birikti?

Ne zaman, Hatun Tuğluk’un sizin anneniz kadar anne, kadın ve insan olduğunu unutacak kadar gözü kararmış, düşmanlık duygularıyla dolu insanlar oldunuz?

Hani kardeşlik?

En ağır suçlunun bile suçu sadece kendisine aittir.

Bu suç nedeniyle başkaca hiç kimse yargılanamaz veya suçlanamaz. Kaldı ki Aysel Tuğluk’un yargılanma süreci de bitmedi ve Anayasa’ya göre, suçu ispatlanana kadar her insan suçsuzdur.

Bir anayı, öldükten sonra bile rahatsız edecek kadar nefret ve kinle doluysanız nasıl beraber yaşayacağız?

Hangi kardeşlik türküleri söylenecek?

Bir anneye, bir kadına, bir insana öldükten sonra bile yapılan bu zulüm, hiçbir kardeşliğe, hiçbir vatana, hiçbir bayrağa sığmaz.

Söylenecek söz çok ancak kelimeler müsaade etmiyor.

“Anlamak için bu kadar kelime yeter” diyor…

Nami Temeltaş
1956 Elazığ doğumluyum 1977 Diyarbakır Eğitim Enstitüsünden mezunum Siyasi nedenlerle öğretmenlik yapmadım 1980 sonrası 6 yıl kadar Diyarbakır, Eskişehir ve Antep cezaevlerinde tutsak kaldım İşçi emeklisiyim