"Enter"a basıp içeriğe geçin

Vakıf ve Cemaatler

Epeydir aklımda bir çatışma hali var. Nedeni, cemaat ve vakıflar. Bazen vakıf ve cemaatler eliyle yapılan yolsuzluk ve haksızlıklar nedeniyle böylesi tüm yapılara öfkelenirken, bazen de bu yapılar olmadan devletin her yere şefkat ve yardım elinin yetişemeyeceğini düşünüyorum.

Malumunuz ‘‘Hizmet Hareketi’’ olarak bilinen Neo-Mason hareketi ile gerek ülkemizde gerekse dünyada milyonlarca Müslüman, büyük bir hayal kırıklığına gark oldu. ‘‘Medeniyetler Çatışması’’ tezi ile belli bir plan kapsamında ilerleyen bu proje, Soğuk Savaş sürecinde oluşturulan Kızıl Tehlike’nin yerini alan Yeşil Tehlike olarak tüm dünyaya pompalandı. Bu yapılırken de, özellikle DAEŞ, NUSRA, EL KAİDE, BOKO HARAM, TEVHİD SELAM gibi radikal terör örgütleri kullanıldı/kullanılıyor. Fark ettiyseniz radikal İslami terör örgütleri demiyorum. Çünkü bu bile bir algı operasyonu ve Müslümanların dahi zihinlerine yerleştirilmeye çalışılan bir söylem. İslam ile terörü yan yana getirmek için kurguladıkları bir oyun.

Neyse konuyu fazla dağıtmayalım. Bahsini ettiğim bu radikal örgütler ile İslamiyet’i, bir savaş ve barbarlık dini olarak gösteren habis yapılar, böylece akıllarınca ürettikleri tezleri meşru kılmaya çalışıyorlar. Engizisyon sistemlerini, skolâstik düşünce dönemlerini, cennet tüccarlığı geçmişlerini, hiç akıllarına bile getirmeden.

Tüm bu kara kampanyalara karşı belki de tüm Müslüman âlemi için bir umut ışığı olarak görülen ‘‘Hizmet Hareketi’’, ne yazık ki tüm ümmet adına bir hezimet halini aldı. Batı’nın ‘‘Ilımlı İslam’’ olarak adlandırıp desteklediği bu hareket, özelikle ‘‘Dinler Arası Diyalog’’ kisvesi altında diğer dinler ile hoşgörü ve sevgi esaslı bir hareket başlattığını ifade ederek neredeyse tüm Müslüman âlemden destek gördü. Kim bilebilirdi ki, milletimiz ve dinimizin en derin yaralarından biri olacağını…

Zaten kukla olan, eli kanlı terör örgütleriyle hedef alınan İslamiyet, sözüm ona ılımlı olarak görülen bir cemaat (örgüt) eliyle en büyük darbeyi aldı. Birçok Müslüman’ın temiz duygularla yardım ettiği bu hareket, yaşananlar neticesinde herkesin manevi duygularında hasara yol açtı. Velhasıl öyle ya da böyle, Batı uygulamaya koyduğu projeyi bir ölçüde gerçekleştiriyor.

Peki, bizim ne yapmamız gerek onu düşünmeliyiz. Yüzyıl öncesindeki gibi, iyi/kötü ayırt etmeden hepsinin kapısına kilit mi vuralım? Samimi/yobaz demeden hepsini darağacında mı sallandıralım? Yoksa batının ekmeğine yağ sürmek yerine, dinimize daha sıkı mı sarılalım… Ne dersiniz?

Yazının başında da ifade ettiğim gibi en güçlü devletlerin bile yeterli olamadığı, tıkandığı pek çok husus vardır. Özellikle sosyal refah gibi konularda tüm ülke sathında etkin olamayan devlet kademelerinin, bu husustaki sorumluluğunu bir anlamda vakıf ve cemaatler üstlenmektedir. Yoksulların yaralarının sarılmasından tutalım da hakiki dini bilgilerin aktarılmasına kadar geniş bir yelpazede faaliyet gösteren cemaatler, böylece ‘‘welfare state’’  (sosyal refah devleti) denen olgunun oluşmasında önem arz ederler. Ancak bu, cemaatlerin siyasallaşmasını tabi ki meşru kılmaz. Zaten hassas denge de burası olmalıdır. Bir cemaat, siyasete girdiği an, artık bir hizip, bir parti halini alır ki, bu onun tüm maneviyatının son bulması anlamına gelir. Bir mizan kadar hassas olunması gereken bu konu, ne yazık ki zaman zaman göz ardı ediliyor.

Cemaatler, maneviyattan uzaklaşıp giderek dünyevileşen bir hal alıyor. İşte son örneği FETÖ… Eğer bir daha böylesi günler yaşamak istemiyorsak, öncelikle biz bireyler olarak, Yüce Yaradan’ın bizlere bahşettiği aklı kullanarak, onun ışığında hareket etmeliyiz. Toplum olarak bizim, yönetici olarak ise devlet erklerinin, yaşananlardan ders almış olması en büyük temennim.

Hülasa diyeceğim, suçlu ne vakıflardır ne de cemaatler. Suç, her zaman olduğu gibi benlik hevesine kapılan insanoğlundadır. Biz kendimizi düzeltmezsek, aklımızı ışık, dinimizi ise rehber edinmezsek, daha çok aldanırız, daha çok aldatılırız.

Selametle…

Şeriatin sözleri hakîkatsiz bilinmez,

Hakîkatin sözleri tarîkatsiz bulunmaz.

Şeriatsiz hakkikat batıl, hakikatsiz şeriat atıldır.

Şeriati olamayan bir kul, hakikatte evliyanın seri dahi olsa, Hakk’a asidir.

(Niyazı-i Mısri)

 

Mert Mahir Göz

1989 yılı Diyarbakır’da doğan Mert Mahir GÖZ ilk ve orta öğretimini (2006) Diyarbakır’da tamamlamıştır. Yüksek öğretimine Uludağ Üniversitesi’nde (2007) başlayan GÖZ, buradaki eğitimini yarıda bırakıp Ankara Ufuk Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası Bölümü’nü burslu kazanmıştır. 2013 yılında Ufuk Üniversitesi’nden dereceyle mezun olan GÖZ, yine aynı üniversitede çift anadal programı (ÇAP) kapsamında Uluslararası Ticaret bölümünü bitirmiştir. Lisans eğitimini tamamladıktan sonra Hasan Kalyoncu Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda master yapan GÖZ, şuan İnönü Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi alanında doktora çalışmalarını sürdürmektedir. Politik tarih, siyasal sistemler ve uluslararası ilişkiler konularında birçok makalesi olan GÖZ, aynı zamanda Özgür Haber gazetesinde yazılarını kaleme almaktadır. Ayrıca GÖZ, kurucusu olduğu GOZMER (Güncel Ortadoğu Zabıtları Merkezi) çatısı altında ülke ve Ortadoğu’daki gelişmeleri değerlendirmektedir.