"Enter"a basıp içeriğe geçin

Evliliğe dair

İyi ve mutlu bir evlilik, her gencin hayallerini süslüyor. Tek düşünülen ise kendilerine uygun bir eş bulup, bir ömrü birlikte geçirmek. Ama kurulan hayaller ve gerçekler bambaşka olunca umutlar da bir bir tükeniyor işte.
Evliliğin temel taşlarını oluşturan güven, saygı ve sevgi eksik olunca devamlılığı da gelmiyor.

Oysa “Eşleriniz, sizi ahirette ebedi saadete götürecek köprü gibidir. Sevgi ve saygıyla bu köprüyü sağlamlaştırın.” Buyuruyor Hz. Ömer. Kadın ve erkek birbirini tamamlayan evliliğin yapı taşlarıdır. Bu yapı taşları sevgi ve saygıyla birleşince kırılmaz hâl alırlar. Bir de güven duygusu eklenince, aralarındaki sevgi büyüdükçe büyür ve tehlikelere karşı evliliklerini korur.

Günümüzün en büyük sorunlarındandır, evli kalmayı becerememek. Doğru zamanı seçememek, doğru insanı bulamamak ve bulduğunda ise kıymetini bilememek. Oysa yorucu dünya hayatında, huzuru bulup, sırtını dayadığın dağ olur eşin. Nefessiz kaldığın her an ciğerine oksijen misali çektiğin hava olur. Ne oldu da böyle en kutsal değerimizin kıymetini bilmez olduk? Eğlenmek için mi evlenilir oldu? Yoksa öylesine “evli” desinler diye mi bilemedik…

Kıymetini bilemediğimiz bir yuvanın da uzun ömürlü olması beklenemez hâliyle. Evliliğin temelinde yatan ilk şart, sevgi ve saygı değil miydi? Ne ara eşler birbirlerine bu kadar sevgisiz ve saygısız oldu? Bir bakışına dünyayı yakanlar, eşlerinin yüreğine su serpemez oldu. Cennete saçının telini tercih edenler, kadınına dünyayı cehennem etti. Camda yolunu gözleyenler, gün gelir birbirini göremez oldu. Aşkından deli divane olanlar, evlenince sevdiğinin yüzüne bakmaz oldu. Desenize, bugünün aşkları da yalan oldu…

Oysa evliliğin okulu olmaz, eğitimi verilmez. Çünkü onun öğretmeni de öğrencisi de sen olmalısın. Hem öğreten hem öğrenen olursan kıymet bilenlerden olursun. Freud’un dediği gibi “Doğru insanı bulmak yetmiyor elbet, doğru insan olmayınca…”
Candan öte can dediğimiz, birbirimizi birbirimize eş seçtiğimiz kutsalımızdır evlilik.
Dünya denilen handa, kaldığın odadır. Her köşesini özene bezene döşediğin, en güzel köşesine de sevdiğini koyduğun oda…

Tarifte kolay, uygulamada zorluklar yaşadığımız yüreğimizin sesi. Beni seni bitirip, biz diyebildiğimiz tek hassas kelime. İyi gününde, kötü gününde sözler verdiğimiz, hastalığına şifa, dertlerine derman olduğumuz diğer yanımızın köşkü. Kapısını çalmadan girdiğimiz tek gönül evimiz…
Hayaller kurup, umutlar yetiştirdik bahçesinde. Sevgi ekip, saygı biçtik günü gelince. Hatasıyla, doğrusuyla her şeyiyle kabullendiğimiz tencereye kapak derler ya, işte o misal! Günü gelir tencere olur, günü gelir kapağı olursun…

Her gözlerinin içine baktığında daha da büyür sevdan. Yüreğin yanar ama kor olup yakar da hani…
Hele de karşına doğru insan çıkmışsa eğer, değmeyin gönlümün keyfine! Yazıda okunduğu gibi öyle her gün, deyim yerinde ise güllük gülistanlık olmaz elbette. Lakin yeri gelir bahçıvan olmasını bilirsen, gül de yetişir o bahçede gülistan da… Azıcık saygı, azıcık sabır gereklidir aslında. Zaten ektiysen sevgi tohumlarını bahçeye, dört yanın gül bahçesi olmuştur bile.

Bugün geride bıraktığım yirmi yıllık evliliğimin ardından, evliliğe dair diyeceğim şudur ki:
Her göz göze geldiğinde eşinle, dökülür günahların parmaklarının arasından. Yeter ki sevmeyi bil! Sevdiğini saymayı bil!
Doğru insanı bulayım derken, doğru insan olmayı unutma!
Ne mutlu birbirini Allah için seven eşlere!..
Birbirlerine bir ömür boyu saygıyla katlanabilmeyi bilenlere!..
Nazı edene de, o nazı çekebilene de ne mutlu!..
Her şeyde olduğu gibi, iyi bir evlilik cesaret ve yürek ister.
Cesaretinle sahip çıkacağın, yüreğinle âşık olacağın bir eşin varsa senden zengini yoktur bu hayatta.
Ve son olarak, Cemal Süreyya’nın o güzel sözüyle noktalamak istiyorum:
“Ve aşk; bir saç teli kadar inceydi. Üstünde yürüyebilmek için, cambaz olmak değil, yürekli olmak gerekiyordu…”
Sevgiyle…

Fadime Çetinkaya

30 Ekim 1978 doğumlu, her şeyden önce kul, sonra evlat, eş ve anne olma çabasında…
Yazdıkça öğrenenlerdenim…