"Enter"a basıp içeriğe geçin

Ey şanlı ordu, ey şanlı asker!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan bu güne dek, ülkemizde sivil asker çatışması siyasi güç açısından sürekli olmuştur. İç ve dış çevrelerce bu çatışmayı körükleyen sebepler canlı tutulmuştur.

 

Türkiye’de ordu iç ve dış saldırılara karşı sürekli paratoner görevi üstlenmiştir.
Son on yıla baktığımızda, özellikle Türkiye Coğrafyası’nda operasyon yapmak isteyen güçler, orduyu yıpratmak için, ülkedeki iç dinamikleri sürekli harekete geçirmiştir.
Bu algıyı oluşturmak için de yıllardır lâik yobazlar ve dinci yobazlar arasında düşünce ve yaşam çatışması devam ettirilmiştir. Çatışmanın ana sebeplerini bilmekten yoksun olan saf zihniyetli vatandaşlar da bu yangına benzin ve odun taşımışlardır.

 

Özellikle siyasal islamcı kesimler (İslam’a zarar verenler, din tüccarları ve münafıkları kast ediyorum), halkımızı, orduya karşı hep ön yargıyla yetiştirdi. Bu ön yargıyı ve nefreti de Mustafa Kemal Atatürk şahsında orduya gösteriyordu.

 

AK Parti milliyetçi muhafazakâr kimlikli ve toplumun geniş desteğini alan bir siyasi partidir. İç ve dış çevrelerce bu partinin baskı altında tutulduğunu ve kullanıldığını düşünüyorum. Bu parti iktidarı ile hem İslâm coğrafyasında hem de Türkiye’de yeni dünya düzeni doğrultusunda yalancı baharların estirilmeye çalışıldığını düşünüyorum. Bu iktidar eliyle yapılacak değişiklikler, toplum tarafından çok da fark edilmiyor. Fark edilse de tepki çekmiyor. Mutlak güven ve mutlak itaatle bağlı olan kesimler, hataları görmek istemiyor, yanlış anlaşılırım korkusuyla sesini çıkaramıyor. Bir sessiz çığlık vardır aslında, o da fark edebilene….

Orduya karşı yapılan operasyonlara baktığımızda, ergenekon, balyoz… ve son olarak da 15 Temmuz darbesi ile TSK’ya tarihte görülmemiş zarar verildi. Bu darbeler hiçbir zaman Anayasal düzene, seçilmiş iktidara karşı yapılmadı. Devleti fabrika ayarlarına getirmek için yapılmadı. Bu darbeler aslında sadece ve sadece TSK’ya yapıldı; ordu yıpratıldı, küçültüldü; ordunun güveni ve itibarı kaybettirildi; ordunun içerisinde hizipleşmeler, kamplaşmalara sebep oldu. Ordu mensupları birbirlerine güvenemez oldular.
Bu ülkede Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ gibi bir komutana iftira atıldı. Terör örgütü kurmak ve yönetmekle suçlandı. Sayın Erdoğan bu soruşturmaların savcısıydı. Binlerce masum insanın mağdur olmasına sebep oldu. Daha sonra siyaseten sıkışınca, ordumuza kompas kurdular diyerek, askerlere yaranmaya çalıştı. Askerden af dilemeyle kendisini vicdanen mi siyaseten mi af ettirdi onu Allah bilir. Mazlumun hesabını Rabbim mutlaka sorar.

Son olarak 15 Temmuz darbesi ile , ordu üzerinden Türkiye’yi parçalama projesi devreye sokuldu. Halk ile ordu birbirine kırdırılmak istendi. Ordunun parçalanmış gurupları üzerinde halk kamplara bölünmek istendi. Ortadoğu’da olduğu gibi küçük emirlikler hedeflendi.

Çok şükür ki, feraset sahibi siyasetçiler ve komutanlar bu oyunu engellediler.
Siz 15 Temmuz gecesi halkı sokağa dökmek için uğraşan siyasetçilere aldırmayın, onların basiretsizliği yüzünden ve gözü dönmüş katiller yüzünden yüzlerce insanımız katledildi ve yaralandı.

Darbe yaptılar diye, binlerce ordu mensubu tasfiye edildi. Çoğu da hükümet tarafından terfi ettirilen komutanlardır. Komutanların ifadelerine baktığımızda yüzde doksanı tatbikat ve terör saldırısı olacak diye sahaya inmişler. Zaten hepsi de mevcut komutanlardan emir ve talimat aldıklarını belirtiyorlar.

Orduda 700’e yakın pilot ihraç edildi. Uçak kullanacak pilotumuz yok. Sınır ötesi operasyonlarda Amerikan pilotlarından yardım alıyoruz. Emekli pilotlar, uyum sorunu yaşadığı için yüksek maaşlara rağmen görevi kabul etmiyorlar.
En son Şırnak’ta düşen helikopterimizde şehit olan komutanlarımızdan Kayseri 1. Komando Tugay Komutanı Tuğgeneral Aydoğan Aydın, daha sonra YAŞ’ta Tümgeneralliğe terfi ettiriliyor. Aydın, 15 Temmuz nedeniyle FETÖ soruşturması geçirmiş. Hakkari’de görev yaptığı sırada, göz altına alındıktan sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı. Fakat bu komutanın yurt dışı yasağı hâlâ devam ediyormuş. Bu komutanımız büyük bir ihtimalle çok stratejik bir göreve terfi edeceği için bazı güçler tarafından FETÖ’cüdür diye helikopterinin bilinçli olarak düşürüldüğünü düşünüyorum. Aslında komutanlara suikast yapıldı dersek daha iyi olur.

Maalesef kirli siyaset uğuruna vicdansız bir toplum haline getirildik; kahraman askerlerimiz yaşadıklarında onlara Fetöcü, öldüklerinde de Şehit deme iki yüzlülüğünü gösterir olduk. Allah bu kahramanlardan razı olsun mekânlarını cennet etsin. Kirli siyasetleri uğuruna bu kahramanlara çamur atanlara da Rabbim lanetini yağdırsın.

Terör saldırılarının yoğun olduğu bir bölgede 13 komutanın helikopterle hareket etmesi ve alçak uçuş yapması çok tehlikelidir. Tecrübeli komutanlar bunu nasıl düşünemediler, hayret ediyorum. Uçak ve helikopter düşürebilecek Rus ve ABD yapımı silahların PKK’lı teröristlerin elinde olduğu ve olabileceği biliniyordu zaten.

Darbe gecesi, derdest edilip askerine esir düşmüş bir komutan neden hâlâ görevde? Tarihte sayısız örnekleri çoktur, esir düşen komutanlara ordu teslim edilmez. Bu komutanların emirlerine uyulmaz.

Gerçi sayın Erdoğan’ın eniştesi istihbarat komiseri olunca, darbeyi az zayiatla atlatabildik. Sağ olsunlar enişte beyimiz, bir taraftan enişte bir taraftan da MİT müsteşarlığı yapıyor.

Maalesef darbeden haberdar ve darbeyi engellemeyen ya da engellemek istemeyen zat da hâlâ iş başındadır. Sayın Erdoğan bu kişiye nasıl güvenebiliyor?

Günler belki de aylar sonra sayın Erdoğan zor durumda kalıp can simidi aramak isterse, Pennsylvania’daki muhterem hoca efendiye ve hizmet hareketine kumpas kurdular derse şaşırmayın. Çünkü siyasetin ve siyasetçinin köşesi yoktur diğer bir tabirle omurgası yoktur. Aylar önce Yeniçağ Gazetesi yazarı Ahmet Takan yazmıştı zaten, MİT ve cemaat mensupları Katar’da çözüm süreci için müzakere yaptığını belirtmişti. Sayın Erdoğan iyi futbolcudur, bu gün yarın kalenize ters köşe gol atarsa şaşırmayın.

 

Tüm şehit ve gazi ailelerinin, adalete muhtaç zulme maruz kalanların bayramını kutluyorum.