"Enter"a basıp içeriğe geçin

Bir garip memnuniyetsizlik

Varlık ve yokluk arasında savrularak devam ettiğimiz hayatta ne çok olaylarla karşı karşıya kalıyoruz. Kimi zaman bizleri bekleyen olayları gülümseyerek, kimi zaman ise üzülerek karşılıyoruz. Bunun sebebi gerçekten karşılaştığımız olayların bizi iyi ya da kötü etkilemesi mi? Yoksa hiçbir şeyden memnun olmama, olamama hâli midir?

Küçük yaşlardaki çocuklardan tutunda, yetişkin insanlara kadar hep bir memnuniyetsizlik durumu hâkim. Deyim yerinde ise “Ağzınla kuş tutsan yaranamıyorsun!” Her şeyden bir sıkılma, sevememe ve çabuk bıkma durumları söz konusu. Ne oluyor böyle? Nedir bu memnun olmama hâlleri?
Son zamanlarda büyüklerimizden pek sık duyar olduk “eskiden yokluk vardı ama biz yine mutluyduk” diye. Oysa bugün varlık içinde kıvranan yokluk sahipleriyiz. Yokluğun mutlu ettiğini şimdi elde ettik ama memnun olabilmeyi unuttuk. Memnuniyetlerimizi varlığa kurban mı ettik dersiniz?

Küçücük bir şeyden mutlu olup gülümserken, kocaman mutsuzlukların arasında sıkışıp kaldık. Memnuniyetsizlik bir tarafta, birilerini memnun etmeye çalışanlar ise diğer tarafta. Ne olduysa artık çocuklar anne babayı memnun edebilme çabasında, anne baba çocuklarını. Komşu komşusunu, arkadaş arkadaşını, kadın kocasını koca ise kadınını. Millet devletini, devlet ise milletini memnun edebilme yarışında. İnanın evdeki kedi bile, birilerini memnun etme çabasında.

Ama nafile kimse kimseyi yeteri kadar memnun ve mutlu etmeyi beceremiyor. Artık yediğimiz içtiğimizden midir? Yoksa işlerimizi kolaylaştıran gelişen teknolojiden midir? Diye düşünmeden edemiyorum. Ee zamandan tasarruf yapacağız derken her şey elektronik, iyi hoş da onlar çalışırken biz tembelleştik. “İşleyen demir pas tutmaz” atasözünü, atasözleri kitabında raflara kaldırdığımız günden beri yolunda gitmeyen bir şeyler var.

Çalışmayan beden, çalışmayan beyin gün geçtikçe tembelleşip yorulmaya başlıyor. Bir çaba sarf ederek elde edip kıymetini bildiklerimiz, bugün yorulmadan elimizin altında. Bu yüzden bir değerleri kalmadı. Emek sarf etmeden elde edilenin kıymetinin olmadığı aşikâr.
Hâl böyle iken bir memnuniyetsizlik aldı başını gidiyor. Canı sıkılan sıkılana, kimse kimseden memnun değil. En güzel de bile kusur arayan, gıpta etmek yerine kıskançlıkla bakan olduk. Yetmiyor! Bizi memnun etmeye ne varlığımız ne de yokluğumuz. Sıkıntı ve stres, iyimserlik ve karamsarlık dengesini bozmuş durumda. Sanki bir garip memnuniyetsizlik esir almış bedenlerimizi.

Ne çocukluğumuzun düşleri ne de gençliğimizin umutları. Çocukken gençliği, gençken çocukluğu, yaşlanınca ise hiç yaşamamayı ister olduk. Her yaşın ve her çağın verdiği güzellik ve mutluluk gibisi var mı? Bu güzelliklerin ve varlığımızın kıymetini bilmek yerine, memnun olamamak neden? Memnuniyetler azaldıkça mutsuzluklar da artıyor farkında mısınız?

Değer mi hiç bu kısa ömür içinde yok olmaya? Hani biz, pişmaniyenin içinden çıkan üç beş kuruşluk para kağıtlarına mutlu olanlardandık. Bayramlarda yeni bir kıyafet ve ayakkabıyla uyuyanlardandık. Hava kararıncaya kadar sokakta oynamaktan korkmayanlardandık. Pazardan dönerken elimize sıkıştırılan bir meyveye memnun olanlardandık. Bir “aferim” sözü için öğretmeninin gözünün içine bakan öğrencilerdendik. Biri bizi beğenecek olsa utancından yanakları al al olanlardandık…

Kısacası biz, ufacık şeylerle mutlu ve memnun olmayı bilenlerdendik. Belki bu kadar her şeye sahip değildik ama elimizde olanlarla yetinmeyi bilenlerdendik…

Ne oldu böyle? Nerede unuttuk memnun olabilme duygumuzu? Kim öğretti ki bu memnuniyetsizliği? Hayat toz pembe olmayabilir ama ne olursa olsun ona karşı biraz iyimser olmamız gerekmez mi? Her şeye rağmen, “ben çocukluğumdan, gençliğimden ve bu günümden memnunum” demenin zamanı gelmedi mi?

Unutmadan bizi memnun edecek şeyler, başkalarını da memnun edebilir. Eski günlerin anısına, çocukluğumuzun ve çocuklarımızın adına ben senden memnunum hayat! Senin de benden memnun olman ümidiyle…
Sevgiyle…

Fadime Çetinkaya

30 Ekim 1978 doğumlu, her şeyden önce kul, sonra evlat, eş ve anne olma çabasında…
Yazdıkça öğrenenlerdenim…