"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kırıntı

Kırıntı nedir? Sözlüğe göre bir şeyden ayrılan küçük parça kırıntıdır. Kırıntı deyince aklıma hep ekmek gelir taş fırından çıkmış taze ekmeği elinizle böldüğünüzde en pişkin yerleri ayrılır dökülüverir aslına bakarsanız da ekmeğin en güzel yeri kırıntısıdır…

Yurt dışına çeşitli nedenlerle çok Türk gönderdik. Bunların bir kısmı Almanya’ya iş gücü ihracatımızdır. Zaten kendi kentlerimize olan göçü planlama becerisinden yoksun olduğumuz için Almanya’nın talebini çok düşünmeden kabul ettik ve kendi ülkelerinde bile kenti deneyimlememiş Anadolu köylüsünü bir anda Avrupa’nın metropol kentlerine bir güzel gönderip başımızdan attık. Zaten milletçe çözemediğimiz sorunları başımızdan atmayı çok severiz. Kendi çocuğuna bir gram eğitim verememiş anne baba okuldan bütün sorunları çözmesini bekleyip çocuğunu bile adeta başından atmıyor mu? Sonuç olarak savaşa girip her şeyini kaybedip tekrar ağır sanayi kurmaya çalışan bir devletten medet umacak kadar çaresiz ve beceriksizdik. Oysa ki ağır sanayi hamlemizi kendimiz yapıp kendi işçimizi kendi topraklarımızda istihdam etmeliydik.

Almanya’ya yapılan bu göç toplumuzda yurt dışında yaşamayı düşleyen kitlelerin oluşmasına da yol açmıştır. Almanya’dan ya da diğer Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye yıllık izinlerinde gelen gurbetçilerimiz, bavullarındaki bir kaç pespaye eşya ile ve anlattıkları abartılı hikayelerle ülkedeki milyonlara pembe düşler sunuyorlardı. Bu “de facto” propaganda devlet tarafından gözardı edildi ve 1973 yılında ”beyler artık sizi istemiyoruz” dedirttirene kadar işçi ihraç etmeyi sürdürdük. Bu planlı göçün dışında çeşitli ”umuda yolculuk” hikayeleri yaşanmıştır. Bu hikayelerden en sistematik ve olgusal olanında ise 1970’lerle başlayıp günümüze kadar uzanan bir göç dalgası görmekteyiz. Bu dalga, bazı siyasal nedenlerle Türkiye’ye yabancılaşmış ”entelektüel”, ”bir kedisi bile olmayan”, ”romantik sol” arkadaşların; soluğu Avrupa kentlerinde almalarını anlatan göç dalgasıdır. Her ne şekilde göç edilmiş olursa olsun hepsinde ayrı bir insan hikayesi saklı tabii.

İnsan hikayesi demişken bu hikayeler göçü bizzat yaşamış küçük çocuklar da veya göçten sonra dünyaya gelmiş kuşaklarda sanat formunda yeniden canlanabiliyor. Eğer bu canlanma müzik alanında olursa Türkiye ile etkileşimi daha kolay oluyor ve biz bu şarkıcıları, müzisyenleri tanıma fırsatı buluyoruz. Örneğin Hadise Hollanda doğumlu icra ettiği şarkılarda hikayesinden izler taşıyor mudur? Taşıyordur sanıyorum şarkı sözlerine bakalım belki anlarız. ”Hadi deli oğlan hadi belime dolan” bu sözlerde benim analayamadığım bir derinlik olabilir. ”İstersen bana ukala mukala de” burada da sanıyorum bireyin başkalarına bakmayıp içsel farkındalık yaşaması gerektiği vurgulanmış. ”O güzel gözlerini doktora götürüyorsun” burada da sanatkarımız sağlıklı toplum için sosyal sorumluluk görevini yerine getiriyor olabilir. Sanatkarımızın bu güzel ve benim yetersizliğim nedeniyle derinliğini tam analiz edemesem de derinlikli eserleri icra etmesi; kendisinin Eurovison’a seçilmesinin ne kadar isabetli bir karar olduğununu bizlere yeniden anımsatıyor.

Aklıma bu bağlamda bir isim daha geliyor. İsmail YK Almanya doğumlu bu bestekar ve şarkıcımız. Aslında göç sonrası yaşanan kültür şokunu çok güzel anlatan eserler üretmiştir. Müziklerindeki ritmi beğendiğimi de sözlerime eklemek istiyorum. Sert üslubunda ayrı bir samimiyet olan YK ilginç ve bazı çevrelerce de eleştirilen şarkı sözleri de üretmiştir bazılarını da yorumlamıştır. ”Allah belanı versin”, ”psikopat”, ‘geber”, ”tıkla” bu marjinal şarkılardan bir kaçıdır. Ancak YK’nın küçümsenmesine sonuna kadar karşıyım çünkü zeki olmayan bir insan bu şarkıları üretemez. Özellikle ”psikopat” şarkısında hem göçün yarattığı kültür şokunu anlatıyor; hem de toplumuzdaki arada kalmış ”postmodern tipoloji”yi anlatıyor. Ve de bu şarkının sözlerinden hareketle çok rahat iki sosyoloji makalesi yazılabilir.

Evet aklıma bu bağlamda bir isim daha geliyor. Londra serüveni 7 yaşında bir göç hikayesiyle başlayan Canan SAĞAR. Yorumcu ve müzisyen kimliği ile karşımıza çıkan SAĞAR şu ana kadar iki albüm yapmış durumda. Ancak SAĞAR müzisyen kimliği dışında yazdığı yazılarla da kendini ifade etmeye çalışmakta. Eğer yazılarını doğru analiz edebildiysem SAĞAR’ın ”Bilimsel Sosyalist” ve ”Feminist” bir siyasal çizgiye sahip olduğunu söyleyebilirim. Sanatçının şarkı sözlerinde, kliplerinde, sosyal mesajlar verme gayesi ve de kaygısı taşıdığını da rahatlıkla belirtebiliriz.

Türkiye’den kopan küçük insan yığınlarının içinden çıkan bazı unsurların ”Türk Kültürü”ne katkılarını görmek gerçekten sevindirici. Ve bu durum ”Türk Kültürü”nün diğer kültürlerle olan etkileşimini artırmakta. Tabii ne demiştik sözümüzün başında; kırıntı nedir? Sözlüğe göre bir şeyden ayrılan küçük parça kırıntıdır. Kırıntı deyince aklıma hep ekmek gelir taş fırından çıkmış taze ekmeği elinizle böldüğünüzde en pişkin yerleri ayrılır dökülüverir aslına bakarsanız da ekmeğin en güzel yeri kırıntısıdır; ancak kırıntının karın doyurduğu görülmemiştir.