"Enter"a basıp içeriğe geçin

Bindirildik bir alamete, gidiyoruz kıyamete.

Türkiye’nin şu anki durumunu rahmetli Cem Karaca’nın “Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete” şarkı sözleriyle tarif edebiliriz.

Aslında biz binmedik, zorla bindiriliyoruz…

İki tercih (Evet-Hayır) arasında bir “beka” sorunu türküsü günlerce çalınmaktadır. Türküyü anlamadığımız gibi duygularımızı hareket ettirecek ritmden de yoksundur.

Ülke iki tercihe bırakılacak kadar gerçekten bir beka sorunu mu yaşıyor? Durum bu kadar vahim mi?

“Evet”çiler de beka sorunu diyor, “Hayır”cılar da beka sorunu diyor.

Halkın kafası karışık. Ne yapacağını, kime inanacağını bilmiyor.

Anlaşılan, ulusal ve uluslararası gerçekler ve değişim süreci toplumdan gizlenmektedir.

Hiç kimse demiyor ki, “Ey halkım! Minareyi çaldık, fakat kılıfını uydurmamız lazım. Sizin bize yardımcı olmanız gerekiyor. Bu da ancak yeni bir anayasa çalışmasıyla, yönetim sistemini değiştirmekle olur”.

Gördüğünüz gibi halktan kopuk, içeriği halktan gizlenmeye çalışılan yeni bir anayasa…

Maalesef, “Evet” cenahı, “Hayır” cenahını ötekileştirerek, hedefe koyarak bu kampanyayı yürütmektedir. Dünya ikbali adına, “Hayır”cıları terörist ilan ederek…

“Evet” çalışması için kamunun tüm imkânları seferber edilmektedir. Bu paraların tamamı halkın cebinden, kasasından çıkmaktadır. Yani “Evet” ve “Hayır” tercihinde bulunanların parası harcanmaktadır. Üstelik hayırcılar terörist ilan edilerek…

“Hayır” çalışması için kimin harcama yaptığı ortadadır zaten.

Bu referandum adeta keçi kurnazlığı ve koyun masumiyetiyle yürütülmektedir.

Keçi koyun hikâyesini bileniniz vardır.

Özetle şöyle anlatabilirim: “Bir gün, keçi ve koyun iki arkadaş yemyeşil çayırlarda otlamaya gitmişler. Gide gide bir küçük dereye rast gelmişler. Keçinin dereden atlaması kolay, çabuk atlayabilir. Fakat koyunun atlaması, dereden geçmesi çok zor. Koyun mecbur atlayıp geçmek zorunda. Nihayet koyun her türlü riski göze alıp, atlamaya karar vermiş. Koyun ıslansa da dereden zar zor geçmiş. Arkada duran keçi, koyun atlamaya çalışırken poposunu görmüş. Eee keçinin eline büyük bir koz geçmiş. Bunu ilerde koz olarak kullanacak. Uzun zaman sonra, keçi ve koyunun arası bozulmuş. Keçi tüm hayvanların içinde, ben koyunun poposunu gördüm diye laflar ederek onu küçük düşürmeye çalışıyormuş. Koyun da koyun ama uysal koyun değil. O da, “Ey akılsız edepsiz keçi! Senin popunu bütün dünya alem görüyor. Bu ayıp değil de, benim dereden atlarken popomun görünmesi mi ayıp? Sen önce kendi ayıbına bak.” Diyerek lafı gediğine koymuş.”

Gördüğünüz gibi “Evet-Hayır Kampanyası” aynen bu hikayedeki gibi yapılmaktadır.

Ama gelin görün ki, “Evet” cenahını yöneten kesim yıllarca teröristlerle kol kola gezdi. Terör örgütleriyle müzakere yaptılar, beraber yürüdüler, beraber ıslandılar yıllarca… Halktan gerçekleri saklayarak hem de.

Buna rağmen kimse onları teröristlikle itham etmedi.

Norveç’in başkenti Oslo’daki müzakerelerde, Türk heyetinin beyanatları ortadadır. Basında günlerce konuşuldu, tartışıldı.

O dönemde, terör örgütleri devlet yetkililerin gözü önünde ülkede cirit atıyordu, şehirlerde hendekler kazılıyordu, silahlar stoklanıyordu. Ülke resmen bir sörvayvır alanına dönmüştü. Çözüm süreci adına, yapılanlara göz yumuldu. Halk resmen, terör örgütlerinin kucağına teslim edildi. Terör örgütünün taban bulmasına zemin hazırlandı.

Sonra ne oldu? Her gün şehit haberleriyle uyandık. Eskiden köyler boşaltılırken, şimdi şehirler boşaltıldı. Halk göç etmek zorunda kaldı.

Bu gerçekler ortadayken, halkın zekâsıyla alay edemezsiniz. Göbeğini kaşıyan, ne söylersem inanır muamelesi yapamazsınız.

Kimin terör örgütleriyle kol kola gezdiği gün gibi aşikâr işte.

Onun için bu seçim çalışması yürütülürken, “Evet”i de “Hayır”ı da tercih eden vatandaşlarımıza saygı duymalısınız. Üstelik cahil değilsiniz, ülke yönetiyorsunuz ve içinizde yönetmeye namzet insanlar da var. Herkesi temsil ediyorsunuz. Düşünerek, ölçerek ve tartarak konuşmalısınız. Herkesin bir ağırlığı, temsil ettiği bir kitle var. Bu konuda çok dikkatli olmalısınız. Alkışların ve söylemlerin şehvetine kapılmamalısınız.

Bu anayasa çalışması halka doğru bir şekilde, akla, kalbe ve vicdana uygun bir dille anlatılmalıdır. Halkı bölmeden, ötekileştirmeden, kamplaştırmadan, tahrik etmeden, onun değerleriyle çatışmadan anlatılmalıdır.

Halka değer veren, ona güvenen, hür iradesine pranga vurmak istemeyen kişiler ve partiler mutlaka ortaya çıkıp gerçekleri anlatmalıdır.

İnsanlarına değer veren, yücelten yönetimler; halktan kopuk vaziyette ülke yönetmez ve yönetemez de. Bu gibi yönetimler, halkla bütünleşerek onu akılla ve kalple ikna ederek yönetmeye çalışır. Aksi yönde davranan yönetimlerin ülkeleri yönetemediklerini, toplumda kargaşa çıkardıklarını tarih sayfalarında okuyoruz.