"Enter"a basıp içeriğe geçin

Yöneticiler Eliyle Bulaştırılan Toplumsal Hastalıklar

İbn-i Haldun, toplumları ve devletleri organizmaya benzeterek; doğar, büyür, ölür şeklinde tarihi ve sosyolojik bir gerçeği ortaya koymuştur. Bu organizma metaforunu da şüphesiz bazı toplumsal hastalıklar hızlandırır. Toplumu bu hastalıklardan koruduğunuz sürece, devletin ya da toplumun ömrünü uzatabilirsiniz. Aksi takdirde yıkılışını hızlandırmış olursunuz.

Geçmişin toplumsal hastalıkları maalesef, içinde yaşadığımız toplumda da her geçen gün ortaya çıkmaktadır. En büyük hastalıklar ise ne yazık ki, mevcut yöneticiler ya da yönetime aday kişilerin eliyle yayılan hastalıklardır. Şüphesiz bu hastalıklar, tarihte tekerrürleriyle mevcuttur. Bu hastalıklar, toplumsal bünyede uyuyan virüsler şeklinde yaşamını devam etmekteler, hayat buldukları uygun ortamlarda yaşamlarını ilelebet devam ettirirler.

“Nedir bu hastalıklar?” derseniz; din, mezhep, siyaset, fikir, kültür, ırk, şehir, bölge, ülke temelli ötekileştirme üzerinde yapılan siyaset amaçlı toplumsal hastalıklardır. Bu temeller, toplumları bir arada tutan fay hatlarıdır. Aynı fay hatları üzerinde olmasalar da, aynı toplumda yaşayan insanları bir arada tutan, kısacası dengede tutan farklı yapıdaki fay hatlarıdır. Mümkün olduğunca bu dengeyi korumak lazımdır. Hiçbir dünyevi menfaat adına bu dengelerle oynanmamalıdır.

Dengelerle oynadığınız takdirde; toplumun kimyasını bozarsınız, felce uğratırsınız.

Bu hastalıklar, daha çok günümüz ifadesiyle ikinci ve üçüncü dünya ülkelerinde hayat bulmaktadır. Diğer bir tabirle bilimsel, kültürel, ekonomik, teknolojik, hukuk gibi alanlarda geri kalmış toplumların hastalıklarıdır. Bu toplumlar kolayca yönlendirilebilir; müspet yada menfi yönden kanalize edilebilirler.

Daha da somutlaştırılması hususunda ülkemizdeki siyasi seçimler süreci buna en güzel örnektir.

Bu süreçler daha çok toplumun sinir uçlarıyla diğer bir tabirle fay hatlarıyla oynanılarak yürütülmektedir. Bu durum maalesef; ötekileştirme, kamplaşma, kutuplaşma üzerinde yürütülmektedir.

Gönül ister ki, kimseyi kırmadan, üzmeden, incitmeden yürütülsün. Böyle bir yöntem sağlıklı ve demokratik toplumların göstergesidir. Demokratik ve uygar toplumlarda sağduyulu olmak, herkesi kucaklamak, akılla ve kalple insanları ikna etmeye çalışmak en uygun insani yöntemdir.

Ne yazık ki, ülkemizde değişik amaçlarla bu farklılıklar çatıştırılarak siyasi rant elde edilmeye çalışılmaktadır. Belirtmek gerekir ki; bu anlayış çok tehlikeli bir oyundur. Meşhur bir atasözümüz vardır “Dimyata pirince giderken, evdeki bulgurdan olursunuz.” Umarım ders çıkartılacak bir nasihat olur. İbret alınması hususunda da konuyu bir sözle sonlandırmak istiyorum “eski hal muhal, yeni hal izmihlal olmasın”