"Enter"a basıp içeriğe geçin

Merhamet merhamet

Son günlerde sokak hayvanları ile ilgili çıkan haberlere bakarken insanlığımdan utanır oldum. Sokaktaki hayvanları zehirleyip, öldürmek nedir? Veya akla gelmeyecek işkenceleri, masum bu canlara reva görmek nedir?

Ne çabuk unutuyoruz dinimizin ve insanlığın gereği olan “merhametli” olmayı. Hayır anlayamadığım şey, bu kadar akla gelmeyecek işkenceleri yapabilen insan olabilir mi? Kimi temsil ediyor olabilir bunlar ya da neyi?

Özellikle bu kış günlerinde onlara karşı yapmamız gereken tek şey merhamet etmektir. Çünkü betonlaşan bu dünyada onların yaşama alanlarını ellerinden aldık. Sırf bu yüzden bile, onlara bakmak boynumuzun borcu olsa gerek. Kedilerin sadece 6 saat, köpeklerin ise 17 saat açlığa dayanabildiklerini idrak edersek, aç kaldıkları her saat onlar için tehlike demektir. En azından her gün artan yemeklerimizden onların hakkı olanı bir kap içerisinde kapılara koyabiliriz.

Peygamberimiz bu hususta “Derdini anlatmaktan aciz olan hayvanlara karşı Allah’tan korkunuz.” buyurmaktadır. Onlara karşı incitmeden davranmayı ve merhametli olmayı vurgulamıştır. “Merhamet edenlere Allah’da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet ediniz ki, göktekiler de size merhamet etsinler.” diyerek insanların sadece birbirlerine karşı değil, diğer canlılara karşı da merhamet ve şefkatle davranmaları gerektiğini bildirir.

Şimdi dinimiz bunu emrederken, insanlığımız bunu gerektirirken bu masum hayvanlara böylesine acımasızca işkence yapanlar insan olabilir mi? Hele de onları zehirleyip öldürenler, bu nasıl bir vicdansızlıktır? Bunun vebalini nasıl ödeyeceksiniz? Şaşırdığım diğer bir şey ise, henüz 15-16 yaşlarındaki gençler, köpeklere ve kedilere yaptıkları işkencelerin görüntülerini gururla sergileyebiliyorlar. Bu yaşta böyle zalim olarak yetişen gençlerin, büyüdüklerinde neler yapabileceklerini kestiremiyorum. Bir canlıya zarar verirken zevk alanların normal bir insan olduklarına da inanmıyorum.

Bütün bunlara engel olabilmek için cezalar ağırlaştırılmalı. Her önüne gelene bu hayvanlar verilmemeli. Burada bir köpek alabilmek için aranan şartların ne kadar ağır olduğunu biliyor muydunuz? Öncelikle sizi ve gelip evinizi inceliyorlar. Alacağınız köpeğe nerede ve nasıl bakacağınıza dikkat ediyorlar. Uygun şartlarda olursanız bir köpek sahibi olabiliyorsunuz. Böylece onlara ne kadar değer verildiğini gösteriyorlar. Mesela sokakta başı boş gezen bir tane bile kedi veya köpek göremezsiniz. Hepsi hayvan barınaklarında özenle yaşıyorlar. Neden bizde de böyle olmasın?

Aklım almıyor bir türlü, savaş sırasında bir köpek ve yavrularına sırf onlara zarar gelmesin diye başlarına nöbetçi koyan bir Peygamberin ümmeti bu kadar zalim ve acımasız olamaz, olmamalı. Dün “Dağlara buğdaylar serpin, Müslüman bir ülkede kuşlar açlıktan ölmesin.” diyen koca yürekli Hz. Ömer varken, bugün sokaklarda hayvanlar açlıktan ölüyor.

Böyle hassas bir konuda ne yazılabilir ki başka. Herkes üzerine düşen görevi yerine getirebilse, o zaman bu canlar da yok olup gitmeyecek. Geçici hevesler için, lütfen bakamayacağımız canlara kıymayalım. Hevesler geçince sokaklara bırakılan o masum hayvanların haklarını nasıl ödeyeceğiz? Kış günlerinde onlara yapabileceğimiz en güzel iyilik ise, kartondan barınaklar hazırlayıp, içine yiyecek bir şeyler koymak oldacaktır. Onlar hayvan olmanın verdiği görevlerini yerine getiriyorlar da bizler insan olmanın verdiği yükü kaldırabiliyor muyuz? Bilemiyorum. Koca dünyaya herşeyi sığdırdık ama bu dünyayı onlara dar ediyoruz

Son olarak elimizden hiçbir şey gelmiyorsa, hayvanlar için kurulan derneklere destek ve yardımlarda bulunabiliriz. Veya ille de bir hayvanı sahiplenmek istiyorsak, bu dernekte bulunanlardan sahiplenebiliriz. Barınaklarda sıcak yuva hasretinde, bakımları yapılmış masum hayvanlar var. En azından onlara geçici bakıcılık da yapabiliriz. Böylelikle hem bu dernekleri desteklemiş hem de bir Can’a sahip çıkmış oluruz.

Dediğim gibi, üzerimize düşen en önemli görev ise merhamet, merhamet…

Unutmayalım yerdekilere merhamet etmeyene, göktekiler de merhamet etmez!..

Sevgiyle…

 

 

 

Fotoğraf Kaynak: https://www.facebook.com/haysev/

Fadime Çetinkaya

30 Ekim 1978 doğumlu, her şeyden önce kul, sonra evlat, eş ve anne olma çabasında…
Yazdıkça öğrenenlerdenim…