"Enter"a basıp içeriğe geçin

Sevmek kendini bulmaktır

Sevmek denince ne geliyor aklınıza? Sevmek hem karşılık beklemeden hem hesapsız hem de yürekten denir ya, işte gönlünü açtığına bağlanmaktır körü körüne.

Ne filmlere konu oldu, ne şiirlere söz oldu. Ne yürekler yaktı öylesine. Şarkılar onsuz anlamsız, hissiz ve yapayalnız. Bu kadar büyük ve güçlü bir duyguyu hak edebiliyor muyuz? dersiniz.

Yüzlerce insana sorsak şimdi sevgi nedir? diye, yüzlerce farklı cevap gelir. Kimine göre aşktır, kimine göre ise gururdur. Kimine göre acı ve ızdıraptır. Onun para olduğuna inananlar da var tabii. Kimi karşılıksız sever sevdiğini, kimi Yaradan’dan ötürü sever bildiğini.

Bazısı sevmek “Issız bir çölde susuz kalıp, yanmaktır” der. Bazılarına göre ise “Susuz çölde su bulup, kanmaktır sevmek.” O hâlde bu ne büyük bir nimettir. Allah’ın insanlara tattırdığı bu duygu, ne yüce bir duygudur. Böylesine yüce bir duygunun kıymetini biliyor muyuz? dersiniz. Peki sevmenin karşılığında biz ne yapıyoruz?

“Sevgi emek ister” sözü filmlerde sadece bir replik mi? Biliyoruz ki, cevabı hem kolay hem de zor olan birçok soru var. Önce bizim için önemini, değerini öğrenmeliyiz. Şimdi herkes, kendine bu soruyu sorsun, nedir sevmek? diye. Neleri seviyorum, sevdiklerim için neler yapıyorum?

Bakalım “Can” deyip, “Canan” diyebiliyor muyuz? Ya da “Dost” deyip, “Dostum” diyebiliyor muyuz? Ne çok cevap verebiliriz oysa sevmek deyince. Önce varlığımızın sebebi Yaradan’ı sevmektir. Sevmek, seni hiçbir karşılık beklemeden büyüten, fedakârlık eden anneni sevmektir. Sevmek, sırtını yasladığın kocaman dağın, varlığına şükrettiğin babanı sevmektir. Sevmek, yol arkadaşın, diğer yarın, gözlerinde aşkı gördüğün yâri sevmektir. Sevmek, yüreğinin parçaları evlatlarını sevmektir.

Kimi zaman Elif gibi öyle dimdik, dosdoğru sevmek gerekir.

Sevmek, kötü günlerinde de omuzunda bir el, dostunu sevmektir. Taşı, toprağı, hasret kaldığın vatanını sevmektir. Sana huzur veren evdeki kedini, kuşunu, çiçeğini sevmektir. Kışın yağan kar, yazın açan çiçektir sevmek. Bakmaya kıyamadığın gözlerin karasıdır belki.

Bir de görmeden sevdiklerimiz var ya, gerçek sevda, asıl sevgi onları sevmek işte. Ne güzel demiş Dostoyevski “Sevmek, güzel birinde aşkı aramak değil, o kişide bilmediğin bir zamanın beklenmedik bir anında, kendini bulmaktır.” diye.

Demek kendini bulmakmış, sevmek. Nerede olursan, ne ile ararsan bulduğun kendinmiş sevmek.

Bunun gibi yüzlerce cevap buldunuz değil mi? Kim bilir daha ne cevaplar geldi, duyamadığımız. Daha ne cevaplar var yazamadığımız. Bu aralar sevmeye çok ihtiyacımızın olduğu bu kış gününde, bir ilaç gibidir birbirini sevmek. Ve bunu dile getirmek ise Hz. Muhammed (sav) dediği gibi:

“Biriniz kardeşini Allah için seviyorsa, ona sevdiğini söylesin” işte güzel bir kış reçetesi, doğal ve kolay. Kendinizi iyi hissetmek istiyorsanız, sevmeye devam edin birbirinizi. Belki de zamanı gelmiştir, tozlanan sevgilerin tozunu almanın. Belki sevmeyi anlatmanın tam vaktidir ne dersiniz?

Paslanan yüreklere sevgi tohumu ekin. Sevin hem de Yaradan’dan ötürü sevin. Küçücük yüreklere kocaman sevgileri sığdırın. Gerçek sevgiyi arayın, fazla geç olmadan.

Kırmadan, dökmeden, yormadan…

Sevgiyle…

 

Fadime Çetinkaya

30 Ekim 1978 doğumlu, her şeyden önce kul, sonra evlat, eş ve anne olma çabasında…
Yazdıkça öğrenenlerdenim…