"Enter"a basıp içeriğe geçin

Haydi Türkçe konuşmaya

Bir insanın anadili, doğumundan itibaren öğrendiği ve konuştuğu dildir. Anadili, insanın kimliğinin oluşmasındaki temel yapıdır. Yurtdışında yaşayan Türklerin ne yazık ki, en büyük sorunlarından biri de anadili olan Türkçenin, eksikliğidir. Üzülerek söyleyebilirim ki, birçoğumuz Türkçeyi ya çok az ya da hiç bilmiyoruz. Peki bunun böyle olmasının sebebi neydi? Bizi Türkçeden uzaklaştıran bir başka dil mi?

Aslında bu soruya birçok cevap birden verebiliriz. Almanya’ya gelen ilk nesillerden başlarsak,

*İlk defa gurbete gelen Türkler, karşılaştıkları yabancı dil karşısında zorluklar çekmiş ve burada yaşayabilmek için Almanca öğrenmeye mecbur kalmışlardır.

*Yeni geldiklerinde çok zorlanan aileler, çocukları da aynı zorlukları çekmesinler diye, evlerinde bile tamamen Türkçe konuşmayı bırakıp, yabancı bir dili anadilleri gibi benimsemişlerdir.

*Bütün bunların yanı sıra, gerektiği gibi Türkçe dersi alamamışlardır.

*Şimdiki nesile gelince, zaten okulda Almanca, arkadaşları arasında Almanca, iş yerlerinde de Almanca konuştukları için, otomatik olarak evde de tek dil Almanca konuşmalarıdır. Ve kısaca buraya uyum sağlayabilmek için, neredeyse özlerini kaybetmiş olmalarıdır.

Böylelikle yeni nesilin bir kısmı, Türkçeyi ya hiç anlamıyor ya da anlasa bile konuşamıyor. Baştan beri süre gelen bu Türkçe eksikliğinden çocuklarımız, kimlik oluşumlarında birçok sorunla karşılaşıyorlar. Memleketlerinde bile güçlük çekiyorlar, anlaşılmama korkusuyla endişe duyuyorlar.

Burada bulunan birçok eğitim bilimci, bazılarının aksine çocuklara öncelikle anadillerinin öğretilmesi gerektiğini savunuyor. Ama ne yazık ki, Türk ailelerinde buna rağmen öncelik yabancı dil oluyor. Oysa anadili, yaşamdır ve kimliktir. Anadili yüreğin sesidir, bireylerin toplumla en güçlü bağlarını oluşturan dildir. Üstelik birden fazla dil bilmek ise ayrıcalıktır. İşte konuşulmayan Türkçe böylece unutulmaya yüz tutuyor.

Dil unutulur mu? diye sormayın. Gerçekten uzun bir zaman sonra tam unutulmasa bile, azar azar kayboluyor belleğinizden. Sonra bir bakmışsınız ki, Türkçe konuşurken zorlanmaya başlamışsınız. Ve burada yaşayan Türklerin çoğunluğu bu yüzden Türkçe dersinden sınıfta kalıyorlar. Bu sınıfta kalma olayı, tabii ki de okullarda değil. Çünkü burada okullarda haftada sadece bir saat Türkçe dersi veriliyor. O bir saatte de dersle alakası olmayan konular işleniyor. Sanki bir mecburiyet yerine getiriliyor. En azından bugüne kadar bulunduğum yerde bu hep böyle oldu. Şimdi yeni gelen öğretmenlerimizden daha umutluyuz. Umarım artık hakkıyla Türkçe konuşabilir çocuklarımız. Her ne kadar TDK’ya uyum sağlayamasak bile, Türkçe konuşmaya önem verilir.

Haftalık bir saatlik derste ne öğrenilir? Diye sorduğunuzu duyar gibiyim. Evet, bu konuda en büyük hata ebeveynlerde başlıyor. En azından herkes evinde birbiriyle anadilinde konuşursa, bu sorun biraz olsun azalabilir. Şu da bir gerçek ki, haftada bir saatlik derste verilen Türkçe dersinden, çocuklarımızın Türkçe konuşmasını beklemek de çok yanlış.

Bu sorunu ne yapmalı da çözmeli derken, dün bu haberi okudum ve çok sevindim. Haberlerde özellikle Almanya’da yaşayan Türklerin, en büyük sorunu olan “Anadili” problemi yer alıyor. Nihayet bu sorunu geç de olsa ele almayı başarmışlar. Dortmund’da başlatılan bu kampanya, gereken değeri bulur ve “Türkçe” hak ettiği ama bir türlü geçemediği tahtındaki yerini alır. Anadili için yapılan bu seferberlikle Türkçe derslerine katılımların çoğalması da en önemli sorunlardan biri.

Bu kampanya ile Türkçenin önemine dikkat çekilerek, programlar ve afişler hazırlanacağını belirtiyorlar. Türkçe dersine katılımın fazlalaşması için ise çalışmaların başlatıldığını duyuruyorlar. Umarım bu kampanyada yer alacak öğretmenlerin de gerçekten bu mesleğe gönül vermiş, işini sevenlerden olmalarına dikkat edilir.

Ne diyelim, biraz geç de olsa haydi Türkçe konuşmaya…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Fotoğraf Kaynak: Sabah.de

 

 

 

Fadime Çetinkaya

30 Ekim 1978 doğumlu, her şeyden önce kul, sonra evlat, eş ve anne olma çabasında…
Yazdıkça öğrenenlerdenim…